Sonsuzluğa Dair  /  About Endlessness

!f İstanbul Roy Andersson ile açıldı..

18. !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’nin açılışı Kadıköy Sineması’nın tamamen dolu büyük salonunda, yaşayan en ünlü “auteur” yönetmenlerden İsveç’in Bergman’dan sonraki en büyük sinema dehası Roy Andersson’un, ilk gösteriminin yapıldığı Venedik Festivali’nde birkaç gün önce En İyi Yönetmen Ödülü alan son filmi “About Endlessness / Sonsuzluğa Dair” ile yapıldı.

Festival Direktörü Arya Su Altıoklar, açılış konuşmasında samimiyeti ve başta Serra Ciliv ve Pelin Turgut olmak üzere festivali 17 yılda bugüne getirenlere teşekkür etmesiyle hem sempati topladı hem de büyük alkış aldı.

Kısa açılış konuşmasının ardından “About Endlessness / Sonsuzluğa Dair” filmine geçildi. 1943’de doğan Roy Andersson İsveç Film Enstitüsü’nden mezun olduktan bir yıl sonra çektiği, gençlik aşkının doğasını yumuşacık bir mizah ve neşeyle ele alan ilk filmi “En Kärlekshistoria / Bir İsveç Aşk Öyküsü” (1970) ile aynı yıl Uluslararası Berlin Film Festivali’nde 4 ödül alır. Ardından ilk filmiyle taban tabana zıt, duygusuz ve neredeyse ruhsuz bir kara komedi olan Giliap (1975)’ı çeker. Çekim sırasında bütçesini fazlasıyla aşan, post-prodüksyonu bitmek bilmeyen Giliap, parasal ve eleştirel bir felâkete dönüşür ve yönetmeninin 25 yıl boyunca film çek(e)memesine sebep olur.

Bu süre içinde yaşamını reklam filmciliği yaparak kazanan ve çoğu ödüllü 400’ün üzerinde reklam filmi film çeken Andersson, arada önemli iki kısa film de yapacaktır. AİDS konusunda bir kamu spotu gibi başlayan “Någonting har hänt / Bir Şeyler Oldu” (1987), giderek hastalığın sorumlusu olarak Afrikalıları mahkûm eden ırkçı ve beceriksiz bilim camiasının traji-komik bir eleştirisine dönüşür. Başlığındaki gizli alaycılığın modern yaşamın kokuşmuş iç karartıcılığında karşılığını bulduğu “Härlig är jorden / World of Glory” (1991), sadece boş değerlere inanan bir insanlığın tavizsiz ve kimi zaman müthiş zalim bir portresini çizerken, İsveçlilerin soykırım karşısındaki umursamazlığına da değinir. Clermont-Ferrand Kısa Film Festivalinin “tüm zamanaların en iyi on kısa filmi” seçkisinde yer alan bu bol ödüllü filmiyle bazıları birer kara mizah başyapıtı olan reklam filmlerini youtube’da bulmak mümkün. Kesinlikle tavsiye ederim.

Andersson’un 1996 Martında çekmeye başladığı üçüncü uzun metrajı, “Sånger från andra våningen / İkinci Kattan Şarkılar”ın tamamlanması dört yıl sürmüş, film 2000’de, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivalinde Büyük Jüri Ödülünü kazanmıştır. Sabit bir kameranın kusursuz yaratılmış çok net çekilmiş bir mekânda, oyuncuların makyajla beyazlatılmış, bilinçli olarak biraz bulanık bırakılmış yüzlerine ve davranışlarına belirli bir mesafeden bakan 46 plandan oluşan “İkinci Kattan Şarkılar”, yazar-yönetmenin uzun plan çekimleri, bölük pörçük gibi görülen anekdotik yapısının bir yap boz ya da yama işi gibi benzersiz bir bütünlüğe ulaşması, umutsuz ve sert bir toplumsal eleştiriyle absürd komediyi harmanlaması, gerçeküstücülüğü, İsveç kültürünün katı karikatürünü Fellini’vari grotesk bir dille anlatmasıyla Andersson’un kısa filmlerinde oluşmaya başlamış özgün ve benzersiz sinema dilinin doruk noktasıdır.

İzleyiciler ve eleştirmenlerce çok beğenilen ve çok sayıda ödül alan bu filmden sonra 2007’de çektiği “Du Levande / Siz Yaşayanlar” da benzer bir coşku ile karşılanmış, çok sayıda ödül kazanmıştır. Şişko bir kadın, huysuz bir psikiyatrist, bir marangoz, bir mesleki danışman, ruhsal sorunları olan bir ilkokul öğretmeni ve onun halı satıcısı kocası eşliğinde “varoluşun yüceliği”ni keşfe çıkan “Siz YaşayanlarAndersson’un tasarladığı Yaşayanlar Üçlemesi’nin ikinci halkasıdır.

Üçlemenin, yönetmeninin “devasa, derin ve fantastik, komik ve trajik, felsefi bir Dostoyevsky filmi” olarak gördüğü finali “En duva satt på en gren och funderade på tillvaron / (Dala Tünemiş Bir Güvercin Varoluş Üzerine Düşünüyor” (2014) aynı yıl Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan almıştır.

Andersson’un dehası, “Om det oändliga / About Enlessness / Sonsuzluğa Dair”de, üzerinde gerçekten de sonsuza kadar düşünülebilecek fikirlerini 78 dakikaya sığdırabilmesinde. Film, bir çiftin gri bulutlarla dolu bir gökyüzünde süzüldüğü, Marc Chagall’in tablolarını anımsatan bir planla başlıyor. Belki de tarihin ebedi dönüşümünü simgeleyen bu çiftle, filmin bir başka sahnesinde, savaşın yerle bir ettiği bir kentin (büyük olasılıkla Dresden’in) göklerinde yüzerken yeniden karşılaşıyoruz.

Bir tek karesini görsek bile “bu bir Roy Andersson filmi” dedirten o benzersiz anlatım tarzı burada da aynen devam ediyor. Filmin anekdotlarını dış ses olarak, “ karısına güzel bir yemek hazırlamak isteyen bir adam vardı”, ya da “şampanyayı çok seven bir kadın vardı”vb. diye leitmotif gibi yönlendirmelerle bir kadın anlatıcı birbirine bağlıyor.

Ancak bu kez anlatıda, Yaşayanlar Üçlemesi’ndeki gibi, bir kız çocuğunun kurban edilmesi, kendini kırbaçlayanların geçit töreni, ya da Afrikalı esirlere dev bir makineye sokularak işkence edilmesi gibi görkemli sahneler, ya da aşırı ve uçuk absürd öykücükler yer almıyor. Yerlerini, bir doğum günü partisine giderken kızının ayakkabılarını bağlamak için sağanak yağışın ortasında duran bir baba, utanç duygusu olmayan bir iletişim yöneticisi, dünyayı fethetmeye yeltenip bunu becerememiş bir adam, henüz aşkı bulamamış bir genç, ne istediğini bilmediği için ağlayan bir yaşlı adam gibi sıradan insanlar, değersiz gibi duran banal anlar alıyor. Bu ekonomik yalınlık, önemsiz anları tarihi olaylar kadar önemli kılmaya başlıyor ve Andersson’un bize tuttuğu ayna insancıl ve sonsuz bir varoluşun kırılganlığını yansıtıyor.

Tabii ki bu bakış açısı, onun keskin mizahını bir nebze yumuşatarak, bir miktar hüzün ve şiirsellik de katıyor. Ancak Andersson’un hınzır mizahı hiç de yumuşamış değil. Özellikle, filmin birkaç bölümünde karşılaştığımız, Tanrıya inancını kaybettiği için tekrarlayan bir karabasanda çarmıha gerildiğini gören rahibin öyküsünde doruklara çıkıyor. Yenilmiş bir ordunun tutukluların bulunduğu savaş kampına doğru bitmez tükenmez yürüyüşü sanki savaşların sonsuzluğunu simgeliyor. Film, zaman ve mekânın dışında kaybolmuş bir yolda bozulan arabasının başında duran bir adamın, hem sonsuzluğa, hem de insanın sonsuzluk karşısındaki ebedi yalnızlığına ürkünç bir bakış atarak sona eriyor.

Defalarca izlenecek, her izlemede farklı bir tat alınacak nadir başyapıtlardan biri. Vizyona girdiğinde sakın kaçırmayın. !f kapsamında 15 Eylül 19.00 ve 20 Eylül 21.30 CKM ve 22 Eyül 21.30 Nişantaşı City’s sinemalarında

Yönetmen/Senaryo : Roy Andersson

Oyuncular : Bengt Bergius, Amanda Davies, Tatiana Delaunay, Karin Engman, Jan-Eje Ferling, Thore Flygel, Lotta Forsberg, Anders Hellström, Stefan Karlsson, Jessica Louthander, Martin Serner

Avusturya / Dram / 78 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here