Scarlet / Hateshinaki sukāretto
MODERN BARIŞ MANİFESTOSU
Scarlet, dikkatli gözler için ne dediğini bilen bir Hamlet yapı sökümü, herkes için ise sinemanın yönlendirici ve iyileştirici gücüne ilişkin bir yapıt.
Mamoru Hosoda 2026 yapımı son filmi Scarlet (Japonca orijinal adıyla Hateshinaki Sukāretto) ile William Shakespeare’in Hamlet oyununu alıyor ve onu köklerine, efsanelerin vahşi doğasına döndürerek oradan modern bir barış manifestosu çıkarıyor. Summer Wars ve Wolf Children ile tanıdığımız yönetmen bu kez 400 yıllık bir metni sahneyi cesetlerle dolduran o eski ezberden kurtarıp yerine modern bir yaşatma etiği koymayı seçiyor.
İsimlerin Şifresi ve Amleth’in Dönüşü
Anlatının fantastik dünyasına kapılmadan önce senaryonun temeline yerleştirilen bir ayrıntı bizi kurgunun şifresini çözmeye itiyor. Scarlet’in katledilen babasının adı Kral Amlet. Bu basit bir isim seçimi değil; anlatının Shakespeareyen bir trajediden, ozanın da beslendiği 12. yüzyıl Danimarkalı tarihçisi Saxo Grammaticus’un Gesta Danorum adlı yapıtında aktardığı, kuzeyin Amleth efsanesine uzanan bir arketipler kazısı olduğunu belgeliyor. Bu yapısal ipucu takip edildiğinde yapımın sadece bir canlandırma değil, aslında özüne dönen bir Hamlet anlatısı olduğu anlaşılıyor. Hosoda; aradaki yüzyılları ve tiyatro sahnesinin tozunu silkeleyerek anlatıyı o ilkel, eylem dolu özüne geri döndürüyor. Karşımızdaki Scarlet; Shakespeare’in melankolik ve kararsız prensi yerine, efsanedeki atası Amleth gibi stratejik bir zekâya sahip, erek odaklı ve Jeanne d’Arc zırhlarını kuşanmış bir Savaşçı Prenses olarak beliriyor.
İsimlerdeki bu sembolik yük diğer karakterlerde de sürdürülüyor; amca Claudius siyasi bir gaspçıdan Öte Dünya hiyerarşisini kuran metafiziksel bir tirana evrilirken, sadık dost Horatio ise modern bir şifacı olan Hijiri karakterinde yeniden vücut buluyor. Annesi Gertrude, orijinal metindeki pasif suç ortaklığını terk ederek daha etkin ve soğuk bir ihanetin öznesi hâline gelirken; saray bürokrasisini temsil eden Polonius ile oğlu Laertes, trajedinin bu yeni yorumunda Scarlet’in aşması gereken birer ruhsal engele dönüşüyor. Shakespeare’in oyununda Prens’in her adımını izleyen Rosencrantz ile Guildenstern ise burada Claudius tarafından Scarlet’i avlamak üzere görevlendirilen birer asker kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Böylece her karakter trajedinin tarihsel yükünü üzerinde taşıyan ve hikâyeyi aslına bağlayan birer kod olarak işlev görüyor.
Masalsı Bir Araf Olarak Dante ve Tanabata
Anlatının omurgasını sert Kuzey efsanesi oluştururken yapı masal estetiğiyle örtülüyor. Ancak bu masal, yönetmenin de vurguladığı gibi Dante’nin İlahi Komedya’sı ile Japonların hüzünlü Tanabata yani Yıldız Aşıklar efsanesinin bir sentezi. Scarlet’in amcası Claudius tarafından zehirlendikten sonra düştüğü Öteki Dünya, Shakespeare’in “bilinmeyen ülke” dediği ölümden çok Dante’nin Araf’ına benziyor. Zamanın büküldüğü, mekânın koşulsuzlaştığı bu boyutta Scarlet kendi isteğiyle değil, bir su kuyusundan uzanan ve Japon folklorunda Manekute no Yurei olarak bilinen boğumlu eller tarafından aşağı çekiliyor. Bu eller, yaşayanları kıskanan ve onları ölüme davet eden huzursuz ruhları, Scarlet’in kendi iradesini aşan o köklü “atalardan gelen travmayı” simgeliyor. Karakter tasarımında Disney efsanesi Jin Kim’in imzası Scarlet’e tanıdık bir zarafet katsa da karakterin düşen askerlerden topladığı zırh parçalarını ipek elbiselerinin üzerine giymesi, yamalı bir bohça estetiği yaratarak masalsı zarafeti savaşın vahşetiyle, gerçeğin sarsıcı çıplaklığında buluşturuyor.
İntikam Almak ya da Almamak
Orijinal yapıtın merkezindeki o meşhur varoluşsal kriz “olmak ya da olmamak” ise, babasının son sözünün “affet” olduğunu öğrenmesiyle birlikte, Scarlet’te yerini çok daha somut ve yakıcı bir etik sorgulamaya bırakıyor. “İntikam almak mı ya da almamak mı?” meselesine dönüşüyor.
Ateşin Ortasında Ekmek Bölüşmek ve Kervan’ın Aktif Direnişi
Öte Dünya’nın çorak topraklarında karşımıza çıkan Kervan Kafilesi, pasif bir sığınak gibi görünse de, aslında cehennemin ortasında yaşamı örmeye çalışan aktif ve zorlu bir direniş hattı. Öte Dünya; hırsızlardan çalan hırsızlarla, onur kodlarına saplanıp kaldıkları için arafta sıkışan askerler ve silahlarla iktidar peşinde koşan Claudius’un ordusu ile dolu. Herkesin öldürmek veya ölmek için sebepleri olduğu bu dikey hiyerarşide, tamamı yaşlılardan oluşan Kervan’ın yatay dayanışması ileri bir eylem. Claudius kaleler ve silahlar inşa ederken, Kervan bağlar inşa etmiş. Grubun öncülüğünü üstlenen lider karakterine, Japon seslendirme dünyasının 91 yaşındaki efsane ismi Michio Hazama hayat veriyor. Hazama’nın sesindeki yaşanmışlık, “Bilge Yaşlı” (Senex) arketipini taşıyan karakterin liderliğini hiyerarşiden manevi bir otoriteye dönüştürüyor. Bu bilge duruş, intikam sarmalı yerine onarma bilgisini yerleştirerek anlatıda etik bir açılış yapıyor.
Bu kervan sadece bir yolcu topluluğu değil yaşamın bittiği yerde nefesi yeniden dokuyan bir hafıza alanı. Artık hayatta olmayanların farklı kültürlerden ve zamanlardan gelen yaşlı ruhların kervan halinde ilerlediği bu düzlemde ekmeği bölüşmek veya Polinezyalı bir kadının Hula dansıyla icra ettiği o sözsüz duaya yine dansla eşlik etmek, savaşın korkunç gürültüsüne karşı geliştirilmiş bir yaşam teknolojisi. Herkesin ölmüş olduğu bu sessiz yürüyüşte en küçük bir dayanışma eylemi bile varoluşsal bir direniş.
Scarlet’in yol arkadaşı Hijiri’nin elindeki tıbbi kit bir samurayın kılıcından çok daha ağır çünkü bir yarayı açmak anlık bir refleksken onu iyileştirmek sabır bilgi ve emek istiyor. Kervan Scarlet’e kahramanlığın sadece babasının katili Claudius’u öldürüp kişisel bir öç almak olmadığını işaret ediyor. Gerçek güç yıkımı ve kolektif şiddeti temsil eden Claudius’un simgelediği karanlığa kılıç çekmek değil bir topluluğun parçası olarak hayatta kalma sorumluluğunu üstlenmek. Dolayısıyla bu kervan ölümün endüstrileştiği bir evrende yaşamın en örgütlü savunma hattı.
Sonsuzluğun Sesi ve Bir Karakterin Ağıtı
Anlatının işitsel dünyası da bu yaşatma temasını destekler nitelikte. Kapanış jeneriğinde duyulan Hateshinaki, Sonsuz adlı şarkı, Scarlet’e hayat veren oyuncu Mana Ashida tarafından okunuyor. Ashida stüdyoda bir şarkıcı tekniğiyle değil oyuncu refleksiyle Scarlet’in yorgunluğunu ve acısını taşıyan serbest bir ritimle performans sergilemiş. Ödüllü besteci Taisei Iwasaki müziği önceden yazmak yerine Ashida’nın bu ham ve organik vokal kaydının üzerine orkestrasyonu inşa ederek müziğin karaktere eşlik etmesini sağlıyor.
En İyi Çift Ödülü
Anlatının yürütücü çatışması ise Scarlet ile Hijiri arasındaki farklılıkta. Venedik Film Festivali’nde En İyi Çift ödülüne değer görülen bu ikili aslında iki farklı zamanın ve tutumun çarpışması ya da uzlaşması. Biri elinde kılıçla intikamı ve geçmişi temsil ederken diğeri ilk yardım çantasıyla yaşamı ve geleceği üretmekte.
Film ayrıca, animasyon dünyasının Oscar’ı kabul edilen Annie Ödülleri’nde üç ana dalda adaylık kazandı.
Sahne Cesetlerle Dolmak Zorunda Değil
Shakespeare’in Hamlet oyununun ve orijinal Amleth efsanesinin sonunda sahne cesetlerle dolar krallık yanar veya el değiştirir. Ancak Hosoda küresel krizlerin dünyanın üzerine bıraktığı ruh haline bakarak bu asırlık anlatının sonunu değiştirmeyi seçiyor. Scarlet kılıcını indirip affetmeyi seçtiğinde aslında Shakespeare’in yazdığı o kanlı yazgıya ve efsanedeki atası Amleth’in mirasına başkaldırıyor. Hosoda trajediyi onarıcı adalet ile yeniden yazıp şu tutumu öneriyor : Yaşa (İkiro).
Scarlet, dikkatli gözler için ne dediğini bilen bir Hamlet yapı sökümü, herkes için ise sinemanın yönlendirici ve iyileştirici gücüne ilişkin bir yapıt.
Sanata evet.
Yönetmen / Senaryo : Mamoru Hosoda
Kurgu : Josh Moran, Hannah Pfeiffer
Müzik : Taisei Iwasaki
Dublaj Oyuncuları : Mana Ashida, Masaki Okada, Masachika İchimura, Koji Yakusho, Yuki Saito, Yutaka Matsushige, Kōtarō Yoshid, Munetaka Aoki, Kazuhiro Yamaji
Japonya-ABD / Animasyon-Aksiyon-Macera-Dram / 112 Dk.












Okurken, filmin yalnızca bir uyarlama değil; klasik bir metni yeniden yorumlama çabası olduğunu daha net gördüm. Özellikle intikam temasını affetme ve etik sorgulama üzerinden ele alması bence cesur bir yaklaşım. Görsel dünyasının gücü tartışılmaz; ancak anlatının yer yer dağılması eleştiride vurgulandığı gibi hissedilebilir. Yine de film, klasik bir hikayeyi bugünün diliyle düşünmeye çalıştığı için değerli.