It Ends

BİR YOLUN İÇİNDE SIKIŞIP KALMAK

It Ends kusursuz bir film değil. Zaman zaman kendi fikrinin etrafında fazla dolaşıyor. Bazı soruların cevapsız bırakılması herkesi tatmin etmeyebilir. Ama Alexander Ullom’un ilk uzun metrajında yaptığı asıl şey, türün sınırları içinde daha büyük bir soru sormak. Çünkü film sonunda bizi yolun nereye çıktığından çok, o yolculuk sırasında kim olduğumuzla ilgilenmeye çağırıyor.

OrtaKoltuk Puanı:

 

Bazı korku filmleri bizi korkutmak için bir canavar yaratır. Bu canavar kimi zaman oldukça sıradan, kimi zaman da fazlasıyla etkileyici olabilir. Bazı filmler ise korku için bir canavara ihtiyaç duymaz. Çünkü korku zaten hayatın içindedir. Bunu bilir.

Alexander Ullom’un ilk uzun metrajı It Ends tam da bu ikinci gruba yakın duran bir film. Filmin senaryosunu da yazan Ullom, korku türünün alışıldık kodlarından yola çıkıp hikâyeyi başka bir yere taşıyor. Çünkü It Ends, bir süre sonra bize bir korku filminin içindeymişiz gibi hissettirmekten çok, hayatın kendisinin neden zaman zaman bir korku filmine benzediğini düşündürüyor.

Film, üniversiteden yeni mezun olmuş dört arkadaşın bir yolculuğa çıkmasıyla başlıyor. Tyler, James, Fisher ve Day için bu yolculuk kısa süre içinde sıradan bir arkadaş buluşması olmaktan çıkıyor. Çünkü girdikleri yol bitmiyor. Yol uzun. Ne kadar ilerlerlerse ilerlesinler aynı çıkmazın içinde kalıyorlar. Hayat gibi… Çıkmaz ve yol aynı cümlenin içinde yan yana durabiliyor.

İlk bakışta oldukça basit görünen bu fikir, filmin ilerleyen dakikalarında başka bir şeye dönüşüyor. Çünkü burada asıl mesele yolun neden bitmediği değil; bu yolun karakterlerin hayatlarıyla ne kadar benzer olduğuna dair sorular. Belki de film tam burada başlıyor. İzleyici yanıt bulmaya odaklanıyorsa, It Ends doğru yerdedir.

YOL NEREYE ÇIKIYOR?

Üniversiteden mezun olmak, çoğu insan için hayatın yeni başladığı anlardan biri olarak görülür. Ama tam burada başka bir soru ortaya çıkar : Peki bundan sonra ne olacak? Hepimiz soruyoruz bu soruları. Şimdi hayatımda ne olacak? Kimimiz beyaz yakalı bir köle olarak, kimimiz alanımızda kendimize bir yer açmaya çalışarak, kimimiz de yıllarca okuduğumuz şeyle ilgisiz bir dört duvarın içinde yol alıyoruz. It Ends, bu sorunun cevabını vermek yerine dört genç insanı cevapsızlığın içine bırakıyor. Çünkü cevapsızlık, zaman zaman insanı doğru cevaba daha çok yaklaştırıyor.

Arkadaşların her birinin hayata bakışı farklı. Biri daha gerçekçi ve ayakları yere basan bir karakterken, bir diğeri geleceği konusunda daha kararsız. Bir başkası hayatını çoktan başka bir yöne çevirmiş gibi görünürken, James daha mesafeli ve savunmacı bir yerde duruyor. Yol uzadıkça bu farklılıklar görünür hale geliyor.

Başlangıçta birbirleriyle şakalaşan, tartışan, zaman zaman birbirlerinin sinirine dokunan bu dört insan, kendilerini açıklayamadıkları bir durumun içinde bulduklarında geçmişleriyle de yüzleşmeye başlıyor. Geçmiş insanın peşini bırakmıyor. Hem sinemada hem hayatta. Sinemanın en dikkat çekici konularından biri de bu zaten: geçmişle yüzleşme. Yol onları yalnızca fiziksel olarak bir yere götürmüyor; birbirlerine ve kendilerine doğru da geri gönderiyor.

KORKU YAVAŞ YAVAŞ BAŞKA BİR ŞEYE DÖNÜŞÜYOR

It Ends ilk bölümünde seyircinin beklentisini karşılayan bir korku filmi gibi ilerliyor. Orman, sis, yardım isteyen yabancılar, çıkışı olmayan bir yol ve giderek artan bir tehdit duygusu… Fakat film bir noktadan sonra korkunun dozunu azaltıyor ve karakterlerin zihnine yaklaşmaya başlıyor. Bu da filmi klişelerden ayırıyor. Çünkü bir süre sonra “Bu yolun sonunda ne var?” sorusundan çok, “Bu insanlar bu yolun içinde ne kadar kalabilir?” sorusunu düşünmeye başlıyoruz.

Sonunu bilmek yerine anın içinde ne kadar kalabileceğini düşünmek, izleyici açısından daha ilgi çekici elbette. Klişeleri öldürmek her sanat dalı için çekici. Yakıt bitmiyor. Açlık ve uyku beklenen sonuçları yaratmıyor. Zamanın nasıl ilerlediği belirsizleşiyor. Karakterler karşılaştıkları durumu açıklamak için bilimden dine, halüsinasyondan başka ihtimallere kadar pek çok olasılığı düşünüyor. Film ise kolay bir cevap vermiyor.

It Ends’in en belirgin tercihi de burada yatıyor: Her şeyi açıklamak yerine seyircinin de karakterlerle birlikte belirsizliğin içinde kalmasına izin veriyor. Bu tercih herkesi memnun etmeyebilir. Özellikle klasik korku filmlerinde seyirci bir noktada neden-sonuç ilişkisini görmek istiyor. Burada ise bazı soruların cevapsız bırakılması filmin anlatısının bir parçası haline geliyor.

 

ASIL SIKIŞMIŞLIK YOLDA MI?

Filmin benim için üzerinde durulabilecek tarafı, sonsuz yol fikrinin genç yetişkinlik haliyle kurduğu ilişki. Hayatın belli bir döneminde hepimizin önüne benzer sorular geliyor: Ne yapacağım? Nereye gideceğim? Doğru kararı verdim mi? Arkadaşlıklarım devam edecek mi? Hayatım bundan sonra nasıl olacak? Bunların hiçbirinin kesin bir cevabı yok. Üstelik genç yaşta bu belirsizlikle karşılaşmak, çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar özgürleştirici değil. Seçeneklerin çokluğu da başka türden bir baskı yaratabiliyor.

Filmdeki yol da biraz böyle. Gidiyorsun ama nereye gittiğini bilmiyorsun. Duramıyorsun. Geri dönemiyorsun. Bir noktada yanında kimlerin kaldığını ve kimin senden uzaklaştığını fark etmeye başlıyorsun. Bu açıdan bakıldığında It Ends, yalnızca bir korku filmi değil. Aynı zamanda büyümek, ayrışmak ve yetişkin hayatına geçmek üzerine bir film. Büyümenin yolculuğunda yetişkin olmak ve çocuk düşlerinin azalması her ne kadar buruksa, ayrışmak ve bambaşka biri olabilmek de o kadar değerli.

DÖRT ARKADAŞ, DÖRT AYRI HAYAT

Filmin gücü yalnızca fikrinden gelmiyor. Dört karakterin arasındaki ilişki de hikâyeyi taşıyor. Başlangıçta küçük tartışmalar ve şakalaşmalar olarak gördüğümüz şeyler, yol uzadıkça karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin geçmişine dönüşüyor. Özellikle James üzerinden film, yetişkinliğe geçişin yarattığı baskıyı daha görünür hale getiriyor. Duygularını kolayca ortaya koymayan, kendisini belli bir mesafede tutan James’in yaşadığı dönüşüm, filmin daha kişisel tarafını oluşturuyor. Çünkü bazen insanın asıl korktuğu şey başına ne geleceği değil, başına gelenlerle tek başına nasıl baş edeceğidir.

It Ends tam da bu noktada arkadaşlık fikrine yaklaşıyor. İnsanlar birbirlerinden uzaklaşabilir. Hayat onları farklı yerlere götürebilir. Üniversite bittikten sonra aynı masanın etrafında oturmak zorlaşabilir. Ama kriz anında insanın yanında kimin olduğu yeniden önem kazanır. Film, bu sorunun cevabını vermekten çok soruyu doğru yere bırakıyor.

 

BAĞLANTININ KOPTUĞU YERDE

Filmin küçük ama anlamlı ayrıntılarından biri de telefonlar. Telefonların işe yaramadığı, bağlantının koptuğu bir dünyada karakterlerin hâlâ telefonlarına yönelmeleri oldukça tanıdık bir görüntü yaratıyor. Bugünün dünyasında bağlantıda olmak neredeyse var olmakla eş anlamlı hale gelmişken, It Ends karakterlerini bağlantının olmadığı bir yere bırakıyor.

Bir süre sonra telefonun yalnızca dış dünyayla iletişim aracı olmadığını anlıyoruz. Aynı zamanda insanın kendisini oyalama, geçmişine tutunma ve yalnızlığını bastırma biçimi. Film böylece teknolojiyi doğrudan eleştirmeden, çağımızın yalnızlığına küçük bir pencere açıyor.

HER ŞEYİ AÇIKLAMAMASI BİR EKSİKLİK Mİ?

Filmin en tartışmalı tarafı da burada. It Ends, kurduğu dünyanın kurallarını sonuna kadar açıklamak konusunda oldukça ketum. Bu, filmi daha gizemli ve yoruma açık hale getirirken bazı izleyiciler için tatmin edici olmayabilir. Özellikle filmin ortalarında tempo belirgin biçimde düşüyor. Başlangıçtaki gerilim duygusunun yerini daha sakin, karakter odaklı bir anlatı alıyor. Ancak bu yavaşlama tamamen işlevsiz değil. Çünkü karakterler için de zaman uzuyor, belirsizlik büyüyor. Seyircinin hissettiği sabırsızlık, bir anlamda onların yaşadığı sıkışmışlığın parçası haline geliyor.

It Ends kusursuz bir film değil. Zaman zaman kendi fikrinin etrafında fazla dolaşıyor. Bazı soruların cevapsız bırakılması herkesi tatmin etmeyebilir. Ama Alexander Ullom’un ilk uzun metrajında yaptığı asıl şey, türün sınırları içinde daha büyük bir soru sormak. Çünkü film sonunda bizi yolun nereye çıktığından çok, o yolculuk sırasında kim olduğumuzla ilgilenmeye çağırıyor.

Belki de filmin asıl korkusu sonsuza kadar aynı yolda kalmak değil. Büyümek. Bir noktada arkadaşlarının yanında olmayabileceğini bilmek. Hayatın sana hazır bir yön göstermemesi. Çocukken önümüzde olduğunu düşündüğümüz yolların, büyüdükçe neden bu kadar belirsizleştiğini anlamaya çalışmak. Ve bütün bunlara rağmen devam etmek zorunda olmak. Bu nedenle It Ends’i yalnızca çıkışı olmayan bir yolda mahsur kalan dört arkadaşın hikâyesi olarak okumak eksik kalıyor.

Film, gençliğin hemen sonrasında başlayan o tuhaf boşlukta duruyor. Geçmiş geride kalıyor ama gelecek henüz kendini göstermiyor. İnsan tam da o aralıkta, hayatının nereye gittiğini ilk kez gerçekten sorgulamaya başlıyor. Ne tam olarak geride kaldığımız yere dönebiliyoruz ne de önümüzde bizi bekleyen hayatın nasıl olacağını biliyoruz. Yol devam ediyor. Belki de korkutucu olan, sonunun gelmemesi değil. Nereye gittiğimizi bilmeden devam etmek.

Yönetmen / Senaryo : Alexander Ullom

Görüntü Yönetmeni : Evan Draper

Kurgu : Alexander Ullom

Müzik : Matthew Robert Cooper

Oyuncular : Mitchell Cole, Akira Jackson, Noah Toth, Phinehas Yoon

ABD / Korku-Gerilim-Komedi / 88 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz