La Grazia
BAŞKANIN SON 6 AYI
Paolo Sorrentino “LA GRAZİA” ile siyasi filmlerine dönüyor
Kurgusal bir İtalyan Cumhurbaşkanının görev süresinin son 6 ayını merkezine alan film, yaşlanan, şüpheleriyle boğuşan bir güç adamının portresini çiziyor. Film yaşlılıkla yalnızlığın hüzünleri ve zevkleri üzerine tatmin edici bir meditasyon. Film Toni Servillo’nun görkemli performansıyla izlenmeyi hak ediyor.
İtalyan sinemasında Michelangelo Antonioni’nin varisi olduğunu kanıtlayan Paolo Sorrentino son filmi “Lütuf / La Grazia” ile ülkesinin yaşayan yönetmenlerin en yeteneklisi olduğunu kanıtlıyor. Filmde İtalyan devlet başkanlığı görevinin sonuna yaklaşan Mariano De Santis (Toni Servillo), hem siyaset kariyerinde hem de kişisel hayatında zorlu kararlarla karşı karşıya kalır. Bu ahlaki ikilemler arasında vicdanının sesini dinleyip, baş danışmanı kızı Dorotea (Anne Farzetti) da dahil en yakındakilerinin tavsiyelerini alması gerekir. Görkemli görsel tarzının yanında, daha sakin ve derinlemesine bir anlatı sunan “La Grazia”, bir lidern iktidar sonrası sessizliğe çekilişini ve ahlaki sorumluluğunu işleyen bir dram olarak öne çıkıyor. Film, yaşlılıkla yalnızlığın hüzünleri ve zevkleri üzerine tatmin edici bir meditasyon. Sorrentino kurgusal bir İtalyan cumhurbaşkanı konulu filminde, radikal kararlar alması gereken yöneticiler üzerinden merhametin sınırlarını sorguluyor.
Hayatı boyunca siyasete meraklı olan Sorrentino, Andreotti (İl Divo) ve Berlusconi’den (L’Oro) sonra bu kez kurgusal bir İtalyan Cumhurbaşkanı hakkında zekice ve derin bir film sunuyor. Yaşlanan, şüpheyle boğuşan bir güç adamının portresini kendine özgü barok tarzıyla çiziyor. Her yeni filminde biraz daha olgunlaşan İtalyan yönetmen, yaşlanma konusunu ele aldığı filmde, son kez sahneye çıkıp kendini yeniden keşfetmek zorunda olan bir adamın ahlaki ikilemine odaklanıyor. Sorrentino gücün samimi bir keşfine soyunduğu filminde, şüpheyi, sonsuz şüpheyi (haklı olarak) savunuyor. Yazdığı senaryo De Santis’e gerekli insanlığı, alçak gönüllülüğü ve etiği getiriyor. Film gücün yalnızlığı ve alışılmadık bir şekilde siyasetin asaleti üzerine derin bir meditasyon. Ciddiyet ve neşenin bir arada bulunduğu bu keyifli film, izleyiciyi düşünmeye, nüansları aramaya davet ediyor. “Boş dönem” olarak adlandırılan bir dönemi, kendi değerleriyle yüzleşirken izlediğimiz De Santis, sarayın ritüelleriyle tezat oluşturmak, onları nazikçe alaya almak için kulaklıklarından tekno müziği dinliyor.
YALNIZLIĞIN HÜZNÜ ÜZERİNE MEDİTASYON
Bir İtalyan liderin mutsuzluğuna dair çarpıcı bir pencere açan Sorrentino, öykü anlatımındaki becerisi, oyuncu yönetmedeki kabiliyeti, sesini, mizahını, gerçeküstü ve sansasyonel sahnelere olan yeteneğiyle, “La Grazia” ile hayranlığımızı kazanıyor. Bir önceki filmi, hayal kırıklığı yaratan “Parthenope”den sonra bu filmle fabrika ayarlarına dönüş yaptığı söylenebilir. Sorrentino eski İtalyan başbakanı Giulio Andreotti hakkındaki, Cannes’dan Jüri Ödüllü “İl Divo”, eski İtalyan başbakanı Silvio Berlusconi’nin hayatı hakkında biyografik “L’oro 1 – 2”, ahlaksız bir gazetecinin sevdiği her şeye acı tatlı veda ettiği “Büyük Güzellik / La Grande Bellezza”dan sonra, “La Grazia” ile 4. kez gizemli siyasi iktidar tablolarına geri dönüyor. Film görev süresinin sonuna yaklaşan kurgusal İtalyan Cumhurbaşkanı Mariano De Santis’in hikayesini anlatıyor. Film, eşinin yası ve siyasi miras bırakma çabası içindeki dindar başkanın, ötenazi gibi zorlu af dileklerini onaylama sürecindeki ahlaki ve vicdani ikilemlere odaklanır.
Dul, dindar Katolik olan De Santis, kendisi gibi hukukçu olan kızı Doreta ile yaşamaktadır. Görevini bırakmak üzereyken son bir sorumlulukla karşı karşıyadır : iki hassas af dilekçesi hakkında karar vermek. Bu davalar onu, kişisel hayatıyla iç içe geçmiş ve görünüşte birbirlerinden ayrılmaz gibi görünen derin ahlaki ikilemlerle karşı karşıya bırakır. Şüphele içini kemirirken, hukuk, adalet ve sorumluluk sorularıyla boğuşur. Babasının karar vermekteki isteksizliğinden bıkmış olan avukat kızı Doreta, kendisine yardımcı olmaya çalışır : ötenaziyi yasallaştıran bir yasayı imzalayıp imzalamayacağına ve ayrıca uykusunda şiddet oygulayan kocasını öldüren bir kadına ve bunama hastası karısını öldüren bir adama af çıkarıp çıkarmayacağına karar vermesinde işini kolaylaştırmaya çalışır. Film, iktidarın yalnızlığı, ötenazi, vicdan, tutku, sevgi cinayetlerinin otopsisi, adalet kavramı ve merhemet gibi zorlu temaların hakkını veriyor.
İtalyanca “la Grazia” Türkçede “lütuf”, zerafet, inayet veya incelik anlamlarına gelir. Filmi konusu itibarıyla en uygun karşılığın “lütuf” (birine gösterilen merhamet veya af) olduğunu düşünüyorum. Kızıyla yaşayan başkan, kararlarını alırken onun tavsiyeleriyle vicdani bir iç hesaplaşma yaşar. Sonunda, resmi göreviyle özel hayatı arasındaki gerilimi dokunaklı bir şekilde ortaya koyan bir karar verir. De Santis’i merhum eşinin sadakatsizliği kendisini büyük ölçüde rahatsız eder. Çevresindekilerle olan ilişkilerinde ne kadar ağırbaşlı ve siyasi kararlarda ne kadar kararlı olsa da (lakabı “betonarme”), ölümlülüğün farkındalığının artmasıyla gelen kırılganlığı hisseder. Geçmişin hayaletleriyle boğuşan De Santis, 40 yıl öncesindeki olaylar hakkında endişelenerek iç monologunda kendisini aldatan eşine sesleniyor. 40 yıl önce karısı kendisini kiminle aldatmıştır ? Siyasi rakibi, kendi kaypak hırsları olan çağdışı Ugo Romani’den (Massimo Venturiello) şüphelenmektedir… Bunu kesin olarak bilen tek kişi, karısının en yakın arkadaşı ve kendisinin eski sınıf arkadaşı, huysuz ve inatçı bir eleştirmen olan Coco Valori’dir (Milva Marigliano). 6 ay sonra görevini bırakınca yerine geçecek favori aday, daha dinamik olan Ugo Romani’dir. La Scala’da opera izlemeye gittiğinde tıklım tıklım olan salon ayağa kalkıp kendisini çılgınca alkışladığında, halk tarafından sevilen bir başkan olarak ayrılacağını görür.
Filmi etkileyici ve uzun final bölümünde bizleri birkaç sürpriz bekliyor : bunlardan biri emekli başkana akşam yemeklerinde refakat eden aile dostu Coco’nun, De Santis’e karısının kendisini aldattığı kişinin kimliğini açığa çıkarması. Bir insan olarak De Santis geçmişiyle barışma olgunluğunu gösterir. Görev süresinin bitimine 2 hafta kala istifa ederek, anayasadaki oy kullanma hakkını kazanan De Santis, kullandığı oyla aşırılıkçı aday Ugo Romani’nin başkanlığını 1 tek oy farkıyla engeller.
MERHAMETİN SINIRLARI ÜZERİNE BİR FİLM
Filmin kapanış yazılarının tamamı bitmeden salondan ayrılmamak lazım. Çünkü alt yazılarda filmin tüm kahramanlarının gelecekte yaşadıklarını okuyoruz. Sorrentino ile bir önceki filmi “Parthenope”de birlikte çalışan görüntü yönetmeni Daria D’Antonio, her kareyi en ince ayrıntısına kadar renk uyumuyla işliyor. İtalyan hapishanesinde geçen sahneler bile gerçek bir görsel zerafete sahip. Sorrentino’nun hemen hemen her filminde çalışan kurgucu Cristiano Travaglioli “La Grazia”daki dinamik kurgusuyla dikkati çekiyor. Filmin oyuncu kadrosunda aksıyan yok. Diyalogların akıcı ve etkili olduğu filmin zekası, evvelce Andreotti ve Berlusconi’yi canlandıran Toni Servillo. Çok sevdiği eşini kaybettikten sonra kendini yalnız hisseden, ordunun başındaki general ve Afrika kıtasından gelen Papa ile iyi geçinen Masimo De Santis rolünde Toni Servillo, Sorrentino’nun 7 filminde oynayan,erkek ilham perisi, alter egosu, fetiş oyuncusu. 66 yaşındaki aktör tek bir gülümsemeyle bir hüzünü veye hoşgörülü bir mizahı ifade edebilen bir yetenek. Bu filmdeki performansıyla Venedik Film Festivali’nde kazandığı En İyi Erkek Oyuncu Ödülü hak edilmiş bir ödül.
Film Venedik’te Sevillo dışında 5 ödül kazandı. Bestekar kocasını yalnız bırakıp, kendi hayatını göz ardı edip babasının yanına taşınan Dorotea, ötenazi ve af konularında babası gibi düşünmemesi filmde nesiller arası kuşak çatışmasını simgeliyor. Cumhurbaşkanının sağ kolu, deneyimli hukukçu kızı Dorotea’yı sıcaklık ve incelikle canlandıran Anna Farzetti ölçülü performansıyla, Toni Servillo ile müthiş bir ikili oluyorlar. Yazımızı Paolo Sorrentino ile bitirecek olursak, 1970’te Napoli’de doğan sanatçı bu şehire olan bağlılığını kariyeri boyunca ortaya koydu. Senaryolarını yazdığı “Tanrının Eli / La Strata La Mano Di Dio”, “Napoli 24”, “Polveri de Napoli”den sonra “Pathenope”de Napoli’ye bir aşk mektubu yazmayı sürdürdü. Cannes Film Festivallerinin müdavimi olarak, kariyerinin 11 filminin 8’i Cannes’da gösterildi. Bunlardan ikisi ödül listesine girdi. Paolo Sorrentino’da Federici Fellini etkisi çok belirgindir. Bir tür “Tatlı Hayat”ın modern versiyonu olan “Muhteşem Güzellik” ile Fellini’yi kendisine model olarak seçen, izini süren bir yönetmen olduğunu gösterdi.
Bu film En İyi Yabancı Film Oscar Ödülü’nü kazanma başarısını gösterdi. Yıldızı sönmekte olan İtalyan sinemasının son yıllardaki ender heyecan verici yönetmenlerinden biri olan Paolo Sorrentino, filmlerindeki hem ironik hem de hüzünlü tonuyla öne çıkar. Filmlerinde absürt mizah ile derin melankoli aynı anda bulunur. Karakterleri genellikle içsel boşluk yaşayan, yaşlanma, anlamsızlık ve ölüm üzerine düşünen insanlardır. Hayatın anlamı, güzellik, zamanın geçişi gibi temaları sürekli işler. Ama karakterleri genelikle güçlü, karizmatik ama içten içe kırılgan ve sorgulayıcıdır. Yeniden hiç kimse olmayı, bir başkasına yer açmayı kabul etmek, bir devlet adamını insani ve nadir kılan bir şeydir. Sorrentino filmini basın bültenindeki açıklamasında “Aşk, şüphe, sorumluluk, banalık ve ahlaki ikilem hakkında bir film” olarak takdim ediyor. Bir anti-kahramanın hikayesini anlatan “La Grazia” 130 dakikalık bir zerafet ve incelik ziyafeti. Bu dokunaklı ve büyüleyici filmde “La Grazia” (Lütuf) bir zerafetin güzelliğidir” tespiti var. Toni Servillo hiç bu kadar zarif, düşünceli, ince olmamıştı. Filmin vizyon tarihi yaklaşıyor. Kendinizi bu keyifli sinema şöleninden mahrum etmeyiniz.
Yönetmen ve Senaryo : Paolo Sorrentino
Görüntü Yönetmeni : Daria D’Antonio
Kurgu : Cristiano Travaglioli
Oynayanlar : Toni Servillo, Anna Farzetti, Milvia Marigliano, Giuseppe Gaiani, Roberto Zibetti
İtalya / Dram-Romantik / 132 Dk.









