Unchosen / İlahi Kardeşlik

Tarikatların Gerçek Yüzünü Gösteren Dizi

Altı bölümden oluşan İngiltere  dizisi “Unchosen” tarikatların çokluğuna dikkat çekerken dizinin merkezine “Fellowship of the Divine” adlı kapalı dini topluluğu koyuyor.İnsan beyninin  kayıtsız şartsız sorgulamadan bu yapılara teslim oluşu hangi bilimsel açıklamayı gerektirir (Sadece aidiyet duygusu ile açıklanamaz) bilemem ama beyindeki o kör nokta sanırım bütün duyu organlarını sağırlaştırıyor, kör ediyor, etkisiz hale getiriyor. Bu arada algılarla tarikatı yönetenler yasakladıkları her şeyi arka kapıdan kendileri yapıyorlar. İşte dizi tarikatların kirli çamaşırlarını bir kısmını ortaya döküyor! İzleyin…

OrtaKoltuk Puanı:

 

İngiltere gibi bir ülkede  iki binden fazla tarikat varmış, bunların bir kısmı tamamen kapalı,  bir kısmı da aleni göz önünde yaşıyorlarmış. Bizim ülkede ne kadar tarikat var bilen var mı acaba? Sayısını bilmesek de yapılarını çok iyi biliyoruz. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 106. yıl dönümü. Evet bundan tam yüz yıl önce Mustafa Kemal Atatürk açılan o mecliste, 17 aralık 1927 yılında yaptığı konuşmada şöyle diyor : “Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca, unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”

Anlaşılan o sözlerine biz yönetilenler de  dahil kimse dikkat etmemiş ya da önemsememiş olmalı ki geldiğimiz bu noktada Atatürk’ün dikkat çektiği şeyleri birebir yaşamış olmanın üzüntüsünü ve utancını yaşıyoruz.  Evet bugün çocuk bayramı, çocuklar için en tehlikeli yerlerden biri de  tarikatlardır. Onları istismar ederek; korkutarak, dar alanlara hapsederek, bilimden uzak tutarak her türlü istismara maruz bırakmak dini toplulukların yapısında var. İşte bu yüzden ey ebeveynler birinci vazifeniz çocuklarınızı korumaksa eğer onları tarikatlardan uzak tutunuz…

“ESASEN HER TÜRLÜ TARİKAT, MENSUPLARINI ALDATMA ÜZERİNE KURULUR “ 

                James Boschert

Yönetmen Jim Loach (İlk üç bölümü çekmiş)  kamerasını geniş açı kullanarak  hikayesine alacakaranlıkta  başlıyor. Yaz sonu, uçsuz bucaksız arazilerden geçerek gün ışığında  bir çiftliğin önünde kamerasını sabitliyor. Fellowship of the Divine (İlahi Kardeşlik) dini topluluğunun yaşadığı yer burası. Ayin yapılıyor, İsa’nın bedeni ekmek olarak müritlerin ağzında çiğneniyor, herkes sevgiyle birbirine bakıyor, ayin sonrası bahçede uzun masalar kuruluyor, piknik yapılıyor. Yüzler gülüyor, huzur dorukta. Çocuklar da bu neşeden payını alıyor. Topluluktaki Rosie (Molly Windsor) ve Adam (Asa Butterfield) aile olarak aktifler. Rosie çok çalışkan, becerikli, Adam ise kendini tamamen lidere teslim etmiş; öyle ki tarikat kuralını çiğnedi diye üç çocuk babası olan kardeşini bile gözden çıkarıp  tarikat liderine ihbar etmiş son derece itaatkar bir yapıya sahip. Çiftin Grace adında yedi yaşlarında işitme yavaşlığı olan ve kulak cihazı kullanan tatlı bir kızları var. Grace  masa altına saklanarak  piknik sırasında eline geçen “Beano” adlı dergiye kuzeniyle birlikte bakarken topluluk liderinin eşi Mrs Phillips tarafından yakalanıyor  ve hemen çocuklara ömür boyu kabus olacak o sözcüğü söylüyor :  “Cehenneme gidersin”  Evet yavaş yavaş ürkütücü atmosfere girmeye başlıyoruz. Zaten o güzel havanın yerini birazdan fırtına alacaktır…

Yani ilk bakışta pastoral bir huzur alanı gibi görünen çiftlikte birkaç dakika içinde baskı, korku ve cinsiyetçi tahakkümle örülü bir distopyaya dönüşüyor. Dizinin başarısı  kötülüğü bağırarak değil, gündelik hayatın sıradan ritüelleri içine gizleyerek göstermesinde yatıyor. Özellikle sessizlik, dua ve disiplin üzerinden kurulan atmosfer, izleyiciyi fiziksel şiddetten çok psikolojik bir kuşatma hissiyle karşı karşıya bırakıyor…

İlerleyen zaman içinde diziye dışarıdan Sam (Fra Fee) karakteri giriyor. O karakterin hikayeye dahil olması gerilimi artırıyor ama asıl hikayeden de bizi uzaklaştırıyor. Senaryoya  dahil oluş biçimi de yer yer fazla formülize hissettiriyor. Dizinin potansiyeli çok daha derin bir psikolojik çözümlemeye uygunken, bazı bölümlerde olay örgüsü karakterlerin önüne geçiyor…

Molly Windsor’in oyunculuğunu oldukça beğendim. Rosie karakterine yalnızca bastırılmış bir kadın trajedisi değil, aynı zamanda yavaş yavaş bilinç kazanan bir insan derinliği katıyor. Rosie’nin dış dünyaya duyduğu merak ile korku arasındaki gidip gelişleri son derece doğal işlenmiş. Buna karşılık Christopher Eccleston’ın canlandırdığı Mr. Phillips karakteri, klasik “bağıran kötü adam” klişesine düşmeden tehditkâr olmayı başarıyor. Dizideki en ürkütücü şeylerden biri de zaten bu : insanların sevgiyi, dini ve itaati birbirine karıştırdığı anlar…           

Görsel atmosfer ise dizinin en etkileyici yönlerinden biri. Soğuk İngiliz kırsalı, gri tonlar ve sürekli yaklaşan fırtına hissi, diziyi yalnızca bir kült hikâyesi olmaktan çıkarıp neredeyse gotik bir kabusa dönüştürüyor. Yönetmenlik özellikle kapalı alan kullanımında çok başarılı: dar koridorlar, sade kıyafetler ve renksiz yaşam alanları karakterlerin ruhsal sıkışmışlığını doğrudan hissettiriyor. Dizinin temposu ağır olsa da bu bilinçli bir tercih gibi duruyor; çünkü “Unchosen” aksiyondan çok boğucu bir ruh hali yaratmaya odaklanıyor…

Hangi dinden olursa olsun tarikatlar erkek hegemonyası üzerine kurulu. Doğaldır çünkü dinler erkeğe hizmeti esas alıyor ve kadını da ona bu hizmeti yerine getirmekle mükellef kılıyor. Dizinin son üç bölümünü çeken Philippa Langdale kadın olduğu için son bölümlerde bu derdi daha ön plana çıkarıyor. Senaristin derdi de yalnızca bir gerilim dizisi yazmak değil; aynı zamanda dini otorite, kadın bedeni ve psikolojik manipülasyon üzerine sosyal bir alegori olarak okunmasını sağlamak.

                                                

Dizi daha önce “Out of the Dust” adıyla duyurulmuş. Sonra Netflix projeyi “Unchosen” adıyla yayımlamaya karar vermiş. Yapımcı ekip, hikâyeyi oluştururken İngiltere’deki kapalı dini topluluklardan ve eski tarikat üyelerinin gerçek anlatılarından ilham aldıklarını söylüyor. Özellikle Plymouth Brethren benzeri ultra-muhafazakâr toplulukların yaşam biçimi araştırılmış…

Dizi, “özgürlük” fikrinin yalnızca dışarı çıkmakla değil, zihinsel zincirleri kırmakla ilgili olduğunu anlatmaya çalışıyor. Eğer ağır tempolu, karanlık ve psikolojik gerilim ağırlıklı dizileri seviyorsanız, “Unchosen” kesinlikle şans verilmesi gereken yapımlardan biri. 

Yönetmen : Jim Loach, Philippa Langdale

Senaryo : Julie Gearey

Görüntü Yönetmen : Catherine Derry, Philippe Kress

Kurgu : Alex Kalmakrian

Müzik : Anne Nikitin

Oyuncular : Molly Windsor, Asa Butterfield, Christopher Eccleston, Fra Fee, Alexa Davies, Siobhan Finneran

İngiltere / Dram-Gerilim / 6 Bölüm 60 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz