Yoksul Ama Gururlu Bir Portre…

Müziksiz tarih yazılır mı? Çok zor! Hele bahis Latin Amerika olunca bu daha da olanaksız. Kıvrak ritimleri ile tango, Güney Amerika için neden bu kadar önemli? Buna El Pepe namlı José Mujica’nın yanıtı çok açık. Tıpkı Endülüs flamenkosu gibi tango’da da saf nostaljiyi görebilirsiniz. Tango’yu ancak bir şeylerini kaybedenler çok sevebilir. Hayatta kaybetmeyi öğrenmiş olanlar ancak tangoyu anlayabilir Mujica’ya göre. Evet tango, kaybedenlerin ağıtıdır, ancak o temposu ile aslında mücadeleye de kapıyı aralar.

İşte ödüllü Sırp yönetmen Emir Kusturica’nın senaryosunu yazıp yönettiği 2018 yapımı ve aynı zamanda Venedik Unesco Ödülü’nün de sahibi “El Pepe: Yüce Bir Yaşam” belgesel filminde sürekli tangonun çalmasının nedeni belki de budur. Yoksul bir ülkedir Uruguay. Ve sürekli de karmaşalar içinde bulunan bir yer. Yine bir başka Uruguaylı olan yazar Eduardo Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabında bahsettiği acılarla dolu coğrafyanın adıdır buralar. Darbeler, baskılar içinde geçen nesiller…

Önce 19. yüzyılda İngilizlerce sömürülen, sonra Costa Gavras’ın “Sıkıyönetim-Ėtad de Siège” filminde de görüleceği üzere ABD patentli darbelerin gazabına uğrayan güzel bir ülke. Montevideo’daki “Bağımsızlık Meydanı”, sanki tüm acıları sinesine çeker, yıkımlara ev sahibi olur ve umutların da aynı zamanda. Latin Amerika darbelerin tarihidir, mekanıdır bir bakıma. Şili, Brezilya, Uruguay, Küba’da Castro ve Venezuella’da Chavez ile Maduro karşıtı girişilen askeri darbeler, hep tarihin karanlık ara duraklarıdır…

Mujica’nın ve Uruguay’ın Kısa Tarihi…

2010 yılında, El Pepe ünvanlı, “dünyanın en yoksul devlet başkanı” olarak bilinen eski bir gerilla olarak Mujica, devlet başkanı seçildiğinde herkes büyük beklenti içindedir. Binlerce kişi haykırmaktadır coşkuyla ve tüm o yoksulluğuyla. Ve 2015 yılı mart ayında artık gün gelir ve başkanlık, “ben gitmiyorum, geliyorum” diyerek sona erer. 80’ini aşkın, halkın sevdiği mütevazi bir kişilik olarak Mujica görevi kendisinin izinden gidenlere bırakır.

İşte Kusturica’nın belgeseli, El Pepe’nin, Mujica’nın başkanlığının son günlerinden, seçildiği zamana doğru geriye dönüşlerle uzanarak Uruguay özelinde bir Latin Amerika düşünü sunmaya gayret etmekte. Ancak bunu yaparken sürekli Uruguay sol tarihine dair flashback yöntemiyle aktarmayı da ihmal etmiyor. Nedir bunlar? Gençlerin bacaklarına svastika çizerek aşırılıklarını yansıtan faşist güçlere karşı girilen çatışmalar, şehir gerillası hareketleri, sonra suça karışmalar, zenginden alıp fakire dağıtma düşleri, kamulaştırma adını verdikleri mallara el koyma hareketleri, yani Tupamaro örgütü içinde mücadele dönemi ve hapislikle geçen günler. Çok daha eski günler de vardır kuşkusuz, ailenin fukaralığı, erken dönemde kaybedilen ebeveynler. Ve aşk tabi ki, Lucia Topolansky Saavedra ile mücadele döneminde tanışma. Birlikte mücadele atılımının, aşka evrilmesi. Ve çok sevilen başkan eşi olarak Lucia’nın El Pepe’ye ve aşklarına dair düşünceleri.

Siyasi ütopyasının aşk ile olan yalın, saf birlikteliği. Aşk, Lucia’ya göre bir sığınaktır. Ve hiç pişman olmazlar, tek konu istisnadır: Çocuk sahibi olamamak. Ve El Pepe’nin halk tarafından sevilmesinin sebepleri: İletişim becerisi, sade, mütevazi bir hayat ile kendini adamışlık. Parayı sevmez Mujica. Kusturica’nın “çok paran olsaydı ne yapardın?” şeklindeki sorusuna, “…kim beni soyacak derdine düşüreceği için istemem” der. “Ya ülkenin çok parası olsaydı?”, onu da istemez, muzipçe gülerek “…zaten harcamış da olurdum”, diyerek ekler. Sonra başkanlık dönemi: Yoksullar evi projesi. Dış politika alanında Küba’da Raul Castro, Bolivya’da ise Morales’le kurulan dostluklar, ittifaklar. Ve belgesele yansıyan diğer lider görüşmeleri: Papa, Obama ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile yapılan çetin müzakereler. Doğanın tahribi ve yaşanan iklim krizinin dünya’ya yansıyan olumsuz etkileri.

Tüm bu konularda, sanki hemen yanınızda konuşuyormuş gibi sade bir dil ile Mujica gündelik yaşama dair bilgece ve muziplik yüklü görüşleriyle dünya siyasi gelişmelerini sizin bir yakınınızmış gibi aktarıyor. Bunu başkanlık maaşını dağıttığı hayır kurumlarındaki devam eden faaliyetleri bünyesinde uğraş edindiği çiftçilikle birlikte sunuyor. Çok sevdiği köpeği Manuela da hep yanındadır tabi ki. Ve tüm bunlar Leonardo Hermo ve Sebastian Toro imzalı, sade ve hareketli bir kamera kullanımıyla daha da gerçekçi oluyor. Uruguay siyasal gelişmeleri ise, Gavras’ın o muazzam filmi “Sıkıyönetim”den çeşitli kesitlerle yansıyor önünüze. Pırıl pırıl doğası ile Uruguay’ın coşkulu kitleleri ve El Pepe’nin siyasi mücadele arkadaşları 70 dakika boyunca size bir Latin Amerika tarihini sunuyorlar.

Netflix’de gösterimi devam eden belgesel yapım, belki Mujica’nın geçmişine ve başkanlık dönemine dair didaktik, ayrıntılı bir portre önümüze sunmuyor, bunu yönetmenin Mujica’nın fakirliği ile ülkenin yoksunluğunu özdeş göstermekle ve de, klasik, kuru bir biyografi sunmama gayreti olarak görmemiz mümkün. Her şeye karşın, ülkemizce çok bilinmeyen, ancak Galeano’nun kitapları ile yeniden ilgi odağı olan Uruguay’ı ve fakir devlet başkanını daha iyi anlamak açısından önemli ve oldukça hümanist bir yapımla karşı karşıyayız. Ve son bir tavsiye olarak da belirtmek isterim ki, yine Netflix’de gösterimde olan, Küba’nın değişimini olağanüstü zaman akışı içinde sunan, gazeteci Jon Alpert imzalı “Cuba ve Cameraman” filmini de bu yapımla birlikte izlemenizi öneririm…

Yönetmen / Senaryo : Emir Kusturica

Görüntü Yönetmeni : Leonardo Hermo

Kurgu : Svetolik Zajc

Oyuncular : Pepe Mujica

ABD / Biyografi-Dökümanter / 74 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here