Yaşadığını Hissediyor musun?

Geçtiğimiz günlerde Netflix platformunda gösterime giren “Homunculus” son dönem Japon sinemasının farklı ve iyi örneklerinden birisi. Aslında bu ülke sinemasında bu türden bilimsel temelden hareket eden ve gerilimi eksik etmeyen kimi örneklere rastlanmıyor değil. Sinemaya uyarlanan bu eser, ünlü Japon Manga yazarı Hideo Yamamoto’nun eli ürünü. Ve bu yazarın yine geçmiş eseri olan 2001 yapımı “Katil Ichi”, beğenilen bir Japon aksiyon filmiydi. Katil Ichi’de de yine Homunculus gibi grotesk karakterler üzerinden gerilimli bir film çıkmıştı ortaya.

Yönetmenliğini Takashi Shimizu’nun yaptığı “Homunculus” filmini anlayabilmek için filme ismini veren “küçük insan” anlamına gelen kavramın en basit haliyle bilinmesi sanırım faydalı olacak. Modern tıbbın önemli isimlerinden birisi sayılan Paracelsus (1493-1541), mevcut doğum yöntemlerine alternatif yeni bir üretim metodu geliştirdiğini iddia etmişti. Açılımı simyacılığa kadar uzanan ve çok da bilimsel olmayan bir tez vardı ortada. Ancak sonraları Homunculus kavramı daha çok nörolojik bir boyut kazandı. Beynin iki yarım küresinin zayıf noktaları birbiri ile bölündüğünde görme oranlarında bir dengesizlik başlamaktaydı. Karşımızdaki Homunculus filminde yeni bir varlık üretimi ekseninden değil, daha çok bakma ve görme sorunu üzerinden başlayarak nerede ise kâhinliğe uzanan nörolojik yolculuk vadediyor bizlere.

Susumu Nakoshi (Masaaki Uchino) geçmişte yaşadığı bir kaza nedeni ile tüm hatıraları karanlığın en dibine gömülen bir kişidir. Filmin uzun bir kısmında kendisinin geçmişine dair bir bilgiye sahip olamıyoruz. Sokaklarda arabası ile birlikte yaşamaya başlar. Çevresinde hiçbir dostu yoktur. Bir gün karşısına Manabu Ito (Ryo Narita) çıkar. Bu kişi bilimsel olarak mesafeli durulan, neolitik çağdan beridir yapılan trepanasyon yöntemiyle, Nakoshi’nin kafatasında küçük delikler açarak kendi tezlerine uygun bir denek olarak onun üzerinde denemelere girişir. Bu yönteme göre, kafatasında bir delik açılıp kan dolaşımı iyileştirilirse beyin tıpkı doğduğu zamanki gibi tekrar harekete geçecektir. Böylelikle daha önce kullanılmayan yetenekler ortaya çıkacaktır.

Bu deneyler acılı ve uzun süreli olsa da Nakoshi o kadar hayattan bezgindir ki, bunları kabul eder. Belki de bu sayede yaşadığını hissedecektir. Ito’nun tabiriyle kendisine bir yaşama sebebi verilecektir. Ancak müdahaleden sonra farkına varır ki, tek gözünü kapattığında insanların travmalarını ve karanlık yönlerini birer imge olarak görmeye başlar. Gerçi buna dair ön bilgi Ito tarafından kendisine verilmiştir. Trepanasyon sonrasında, kendisinde herkesten keskin bir önsezinin oluşacağını belirtmiştir.

Nakoshi, Kabukicho şehrinde geceleyin yüksek sesle konuşan bir kızın etek tuniklerinin döndüğünü görür. Ancak yeni maharetini keşfetmesini asıl olarak Kazuo’nun serçe parmağını orak ile yanlışlıkla keserek çocukluktan gelen bir travmayı yaşayan mafya liderini kendisi ile hesaplaşmaya iten bölümlerinde görürüz. İlerleyen aşamalarda annesi ile çatışan ve kendisini kabul ettirmek için beyin uçlarında sakladığı tabuları açık etmekten korkan kızla olan diyaloglara kadar giden bu keskin sezisi, başka yönlere savrulur. Belki de zihinleri benzer olanlar birbirlerini çekeceklerdir. Final kısımlarına yakın bölümlerde ise Nanako olarak sandığı kız olan Chihiro ile birlikte filmin en başına tekrar döneriz…

Manga’dan Sinemaya Başarılı Bir Uyarlama…

Homunculus” gerilim türünün iyi bir örneği. Ve adım adım ilerledikçe filmin katmanlaştığını görüyoruz. Ana kahraman Nakoshi’ye uygulanan trepanasyon sonrasındaki değişimler, aslında bir süre sonra bilim etiği gibi kavramları sorgulamamıza yol açıyor. Ve denek üzerindeki hâkimiyet elde etmek üzere koşullanan Ito’nun bir süre sonra Mary Shelley’in o korkunç karakteri Frankenstein’ın akıbetine uğrayıp uğramayacağına dair izleyende bir soru işareti olarak kalıyor.

Filmin bence en önemli kozu renkleri. Özellikle kahramanların şu an ki görünümlerinin kamerada canlı, mat, yeşil renkle temsili, geriye dönüşlerde ise sarı ve daha donuk renk tercihi bence yerli yerinde. Yine filmde özellikle Nakoshi’nin karşılaştığı karakterlerin iç dünyalarını yansıtan o tuhaf görünümlerin Nakoshi’nin tek gözünden bize aktarımı da yine başarılı. Nakoshi karakteri ile Masaaki Uchino sürekli bir elini kapatan, her bir günde yeni bir deneyim yaşamanın şaşkınlığını izleyene hissettiren oyunculuğunda çok başarılı.

Ancak filmin yine de bazı aksayan yönleri var. Kurgunun, ilerleyen aşamalarda gittikçe durağanlaşması en önemli noksan olarak görülebilir. Ve aşamalı olarak atlanılan kısımlarda geriye dönüşlerin olmaması bir bakıma her bir bölüme ait kahramanın tüketilip yeni bir evrenin içe katılması, kurgunun gerçekliğini sorgulama bağlamında filmin bence önemli bir sorunu. Ancak yine de, bilimsel olup olmadığı tartışmalı bir kavram olan “Homunculus” üzerinden ilginç bir filmle karşı karşıyayız. Sonlara doğru bağlanan düğüm ise filmin bence en büyük artısı ve vasat kurmacaların çok üstünde… Türü sevenler kaçırmamalı…

Yönetmen : Takashi Shimizu

Senaryo : Hideo Yamamoto

Görüntü Yönetmeni : Jun Fukumoto

Oyuncular : Marika Yamakawa, Masaaki Uchino, Ryo Narita, Gô Ayano, Seiyô Uchino, Anna Ishii

Japonya / Gerilim-Gizem-Fantezi-Dram / 115 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here