Film, August Wilson tarafından ırkçılığa tepki olarak 1982 yılında yazdığı ”Ma Rainey Black Bottom” isimli eser tiyatro için oyunlaştırılmış ve 1984 yılında sahnelenmiş. 1927 yılında Chicago’nun güneyinde geçen ve ırk, din, sanat üzerinden siyahilerin nasıl sömürüldüğünü anlatan hikayede blues”un en eski sesi, ilk profesyonel Afro-Amerikalı müzisyen ünlü ”blues” şarkıcısı Ma Rainey‘nin ve beş müzisyen arkadaşının gerçek yaşamından küçük bir kesit anlatılıyor.

Ma Rainey, beş siyahi müzisyen arkadaşı ile birlikte beyazların hakimiyeti altındaki müzik dünyasında ”Kara Bottom” isimli şarkısına kayıt yapmak için anlaşma yapar. Beyazların hakimiyeti altındaki izbe karanlık bir stüdyo da müzik yapan siyahi müzisyenlerin emeklerinin karşılığını almak istemesi, yaşamlarını sorgulamaları, beyazların onları değersiz olarak görüp onları nasıl sömürmeye çalıştıkları, din, dil, ırk kavramları gibi faşist suçlar dramatik bir şekilde seyirciye sunuluyor.

Anlatılan hikayede Ma Rainey’nin yaşamının bir günü anlatılırken çok fazla detaya girilmemiş ve daha çok ona eşlik eden müzisyenlerin, özellikle trompetçi Levee’nin (Chadwick Boseman) ruh hali öne çıkarılmış. Filmde daha çok blues dinlemeyi beklerken sürekli uzun tiratlarla, karakterlerin ruh hallerini takip ederken buluyoruz kendimizi. Bu durum doğal olarak filmden kopmamızı sağlıyor. Çünkü, siyahilerin, yahudi’lerin dışlanmasını anlatan o kadar çok film izledik ki… Yahudiler ve siyahiler, günümüz dünyasını ele geçirmişler, hangi taşı kaldırsanız altından onlar çıkıyor ve biz hala onların ezilmişlik geçmişi ile prim yapmalarını izliyoruz. Yeter ama…

Filmi izlerken yönetmenin fazlası ile tiyatro oyununa yaslandığını görüyoruz. Ben, sinema perdesindeki bu tiyatral anlatımı sevmiyorum. Bana fazlasıyla itici ve yapmacık geliyor. Filmde öne çıkan iki oyuncu var. İlki Viola Davis, diğeri geçen günlerde yakalandığı kansere yenik düşen Chadwick Boseman. Davis, yeteneklerini sergileyeceği alan dar olduğu için Ma Rainey rolü ile ışıltılı bir oyunculuk sergileyememiş. Boseman ise vefatından önceki bu son filminde küçükken yaşadığı travma yüzünden tanrı inancını yitirmiş, kadınlara düşkün, yenilikçi, yaratıcı genç müzisyen rolünde mimikleri ve vücut dili ile standartların üzerine çıkmaya çalışmış ama yetersiz hikaye ve yönetmen yüzünden o da belli bir seviyenin üzerine çıkamamış ne yazık ki… Tüm bu handikaplara rağmen Boseman‘ın anısına saygı olarak, oscar dahil olmak üzere filmin kabul edildiği yarışmalarda ödülleri toplayacağına inancım tamdır.

Beyazların siyahilere yaptığı ırkçılığa, küçümsemeye, onları kendi istekleri doğrultusunda kullanmaya, onların üzerinden para kazanmaya güçlü sesi ile ünlü sanatçı Ma Rainey o günlerde sesi sayesinde bir nebze de olsa dur diyebilmiş. Filmin bir sahnesinde, şarkının ses kaydına başlamadan önce Ma Rainey”nin stüdyo sahibinden kola istemesi ve kola gelmeden şarkı söylemeyeceğini belirtmesi ince bir detay. Siz buna ister star kaprisi deyin isterseniz siyahi sanatçının beyaz adama yaptırımı. Ama sonuçta, her iki seçeneği de kabul etsek bile siyahilerin üzerinden para kazanan yine beyazlar olmuş. Zaten, siyahi müzisyenlerin bulup geliştirdiği Blues’un yıllar sonra nasıl beyaz müzisyenlerin egemenliği altına girip el değiştirdiği son sahnede çarpıcı bir şekilde veriliyor.

Sözün özü : Müziği ve tiyatroyu sevenler, tiyatroda ki uzun tiratlara kulağı aşina olanlar 90 dakikalık ”Müziğin Anası” filmini izleyip sevebilir ancak bu türden hoşlanmayanlar bence başka filmlere göz atmalı. Ben, Viola Davis ve rahmetli Chadwick Boseman hatırına izledim. Sizde de bu iki oyuncunun hatırı büyükse o zaman buyurunuz…

Yönetmen : George C. Wolfe

Senaryo : Ruben Santiago-Hudson

Görüntü Yönetmeni : Tobias A. Schliessler

Kurgu : Andrew Mondshein

Müzik : Branford Marsalis

Oyuncular : Viola Davis, Chadwick Boseman, Glynn Turman, Colman Domingo, Michael Potts, Jonny Coyne, Taylour Paige, Jeremy Shamos, Dusan Brown, Joshua Harto

ABD / Müzik-Dram / 93 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here