Solak Kız / Left Handed Girl
BİR ANNE, İKİ KIZ VE GEÇİM MÜCADELESİ
Tayvan filmi olan “Solak Kız” sessiz ama güçlü dramasıyla bu yılın öne çıkan filmlerinden biri olacak gibi duruyor. İki kızına bakan ve tek başına mücadele eden bir anne yaşadığı kasabadan kalkıp Tayvan’ın başkenti Taipei’e gelir. Tezgah açmak için koşulları zorlar. Tezgahta yemek satmaya başlar ama zorluklar yakasını bırakmaz. Biri genç kız diğeri beş yaşında iki kızın problemleri ve hayat ile başa çıkmaya çalışır…
Anneler dünyanın her yanında aynı davranışı gösteriyorlar. Hele de geçmişinde soysuz, sorumsuz bir eş varsa bütün yük omuzlarına kalıyor. Artık dokuz takla mı atar ağzı ile kuş mu tutar annenin becerisine ve içgüdüsüne kalmış. Ama ne yapıp edip çocuklarına bir şekilde bakmayı başarıyorlar. Film işte bu süreci bu debelenme halini anlatıyor. Ekonomik zorluklar, mahalle baskıları, kuşak çatışmaları artık hangisi üstünüze gelirse boğuşmaya, var olmaya ve var etmeye çabalıyor ve tüm gücünüzü ortaya koyuyorsunuz.
Film göç sahnesiyle açılıyor. Anne ve iki kızı küçük iş kamyonetleriyle şehre girerlerken daha adımlarını atmadan büyük kentin sorunları kendini gösterir. Anne direksiyondadır, trafik ve kalabalık onun canını sıkarken küçük kız I-Jing (Nina Ye) büyülü bir dünyaya girmiş gibi hisseder kendini. Tuttukları eve geldiklerinde genç kız I-Ann (Shih yuan Ma) evin beklediklerinden küçük olması ile hayal kırıklığına uğrar. Anne Shu-Fen (Janel Tsai) ise yorgun ve düşüncelidir… Ertesi gün Taipei’nin gece pazarı içinde bir tezgah açmak için gerekli görüşmeleri yapar ve anlaşmaya varılır…
Aslında film günlük yaşamın dışına çıkmıyor. Bugün milyonlarca yoksul insan aynı sorunu değişik şekillerde yaşıyor. Bu hikayede de abartılı bir anlatım yok ama içten içe insana çok dokunuyor. Eminim ki izleyen bir çok insan kendi hikayesini Asya’nın bir ucunda bulacaktır. Belki filmin karakterlerini anlatmak hikayenin yönünü göstermekte yardımcı olacaktır…
Küçük kız I-Jing’i canlandıran Nina Ye’den başlamak istiyorum, filmin en önemli yıldızı o çünkü. Çok tatlı ve çok iyi rol yapmış hakkını verelim. Solak olması nedeniyle filmin merkezinde yer alıyor. Büyükbabası sol elini kullanmaması için küçücük kıza baskı yapıyor ve sol eli şeytan eli olarak çocuğa empoze ediyor. Eski ve tutucu kuşak bu söylemin çocukta ne büyük sorunlara yol açacağını tahmin bile edemiyor. Öncelikle çocukta suçluluk duygusu gelişiyor, yaptığı hatalardan sol elini sorumlu tutuyor. Masumiyeti gölgeleniyor. Öte yandan geçim sıkıntısı çocukta ağır sorumluluk duygusuna neden oluyor.
Büyük kız I- Ann ise evin geçimine katkıda bulunmak için başka bir işyerinde çalışıyor. Dik başlı ve gerçekçi. Doğrularından taviz vermiyor. Öte yandan aşk ilişkilerinde çok başarılı olduğu söylenemez.. Bir bakıma annesini babası ile ilişkisinde kınarken kendi ilişkilerinde hataya düşüyor. Zaman zaman annesini zor durumda bırakıyor. Sürekli çatışma halinde bulunmaları onları sessizce izleyen küçük kızı etkiliyor.
Anne Shu-Fen Ailenin annesi. Kasabadan Taipei’ye taşınıp gece pazarında bir noodle tezgâhı açarak ailesini ayakta tutmaya çalışıyor. Boşanmış, zor şartlarda geçim mücadelesi veriyor; ekonomik baskı, geçmiş yükleri ve toplumsal beklentilerle baş etmeye çalışıyor. Öte yandan ona etmediğini bırakmayan boşanmış eşine karşı hala bir zaafı var. Hastalığında koşa koşa yanına gidiyor; hatta büyük kızı onu bu davranışından dolayı ayıplıyor. Hayata karşı bu kadar güçlü durup da kocaya karşı Stockholm Sendromu taşıyan kadınları anlamak zor… Tabii bir de büyük ebeveynler var. Onlar da başka alem… Bu üç kişilik çekirdek ailenin akrabaları ile ilişkileri de gösteriliyor……
Filmin sonundaki sürpriz ise dramanın doruk noktası, insanın içini acıtıyor, burada toplumsal değerlerin ağırlığını tüm hücrelerimizde hissediyorsunuz. Ama doğal akış içinde verildiği için bir trajedi fışkırmıyor, herkesin başına gelebilir diye düşünüyorsunuz. Bu sahnede de yine en fedakar kişi anne çıkıyor. Aile içinde bir yandan çatışmalar sürerken bir yandan da sevgi bağı hissediliyor.
Hikayemizdeki üç karakter ile ayrı ayrı empati kurabiliyoruz. Benim asıl dikkatimi çeken ise küçük kızın tam bir çocuk davranışı içinde duyarlılığını iyi yansıtması; olaylara tartışmalara karşı ilgisiz gibi görünüp son derece dikkatli gözlemlemesi. Çatışmalara sessiz kalması ama yüreğinin bağırmasını seyirci duyabiliyor. Son derece ince işlenmiş ve çok da başarılı oynanmış…
Bu bir yoksulluk ve kadın hikayesi. Dolayısıyla emek, düşük ücret ücret, göç bu öykünün ayrılmaz parçaları oluyor. Bu yüzden film sınıfsal drama türüne gerçekçi bir bakış açısı sunuyor. Umut ve hüzün dengesi iyi kurulmuş..
Filmin İphone ile çekilmiş. Bu, düşük bütçeli gibi duran ama aslında gerçekliği, gündelikliği ve samimiyeti vurgulayan bilinçli bir tercih olmuş. Pazar ve kent dokusu oldukça doğal görünüyor…
28 Kasım’da Netflix’te gösterime giren filmi kaçırmayın derim…
İyi seyirler…
Yönetmen : Shih-Ching Tsou
Senaryo : Shih-Ching Tsou, Sean Baker
Görüntü Yönetmeni : Ko-Chin Chen, Tzu-Hua Kao
Kurgu : Sean Baker
Oyuncular : Janel Tsai, Nina Ye, She-Yuan Ma, Brando Huang, Akio Chen, Xin-Yan Chao
Tayvan-Fransa-ABD-İngiltere / Dram / 108 Dk.














