Öngörü

ÖLÜM, YAŞAM, YAZGI, TESLİMİYET

Bir ilişki kontekstinde hayata dair ölüm, yaşam, yazgı, teslimiyet gibi büyük kavramların altını eşeliyor film. Bu da onu, romantik bir filmden ziyade bir drama filmi olmaya yükseltiyor. İkisini birlikte dozunda vermeyi de başarabiliyor ve türünün iyi bir örneği haline geliyor. Kendi beslenme kanallarını kullanırken bizleri de ona bağlayabiliyor. Kasvetli denilebilecek atmosferine rağmen, onda bizi çeken birşeyler oluyor ve bir izleyici olarak film süresince ona sadık kalıyoruz.

OrtaKoltuk Puanı:

 

Yönetmen koltuğunda Medcezir (2013), Delibal (2015) ve Ufak Tefek Cinayetler (2017) vb. ülkemizde oldukça başarılı ve ses getiren yapımlarda emeği geçen Ali Bilgin’in oturduğu ve senaristliğini Lale Devri (2010), Kara Para Aşk (2014) ve Karadayı (2012) işlerinden tanıdığımız Sema Ergenekon’un üstlendiği “Öngörü”, 28 Ağustos itibariyle Disney Plus platformu üzerinden yayınlandı. Birlikte, Yargı (2021) gibi gözbebeği bir televizyon dizisine imza atan yönetmen ve senarist, Menejerimi Ara (2020) ve Sahtekarlar (2025) isimli yapımlarda da işbirliğinde bulundu. İkilinin uyum içerisinde çalıştığını gösteren işlerin farkında olan izleyici için, yapımcılığını Kerem Çatay’ın üstlendiği ve kendine güvenen bir iş olarak tanıtım faaliyetlerine henüz kısa süre önce başlayan “Öngörü” merakla beklenmekteydi.

Online platform üzerinden yayınlanmayı tercih eden filmin, sinema salonlarına kıyasla konforlu bir şekilde onu deneyimlemek isteyen daha geniş bir seyirci kitlesine ulaşması muhtemel görünüyor. Başrolünde ise, en az on yıllık oyunculuk geçmişleriyle tecrübeli olarak adlandırabileceğimiz Hilal Altınbilek ve Serkan Çayoğlu yer alıyor. İtiraf etmek gerekirse, izlemeden önce ayrı ayrı takip ettiğim, ekrana yakıştıklarını düşündüğüm ve başarılı bulduğum iki oyuncunun paylaştıkları bu film birçokları gibi bende de heyecan yaratıyordu.

Hikayesi

Filmde Hilal Altınbilek’in hayat verdiği Selen; rüyalar aracılığıyla gelecekten haber alabilen, bu yeteneğin verdiği öngörü ile başkalarının başına gelmesi beklenen olumsuz yaşantıların önüne geçebilen, buna rağmen görece sosyalleşme anlamında yabani kalan, yalnız yaşayan ve bir yapım şirketinde dramaturg olarak senariste yardımcı olan bir karakter iken, Serkan Çayoğlu’nun canlandırdığı Kemal karakteri aynı yapım şirketinin çektiği bir dizide bir oyuncuya tehlikeli sahnelerinde dublörlük yapan, maceraperest, yaşam dolu ve insanlarla iyi anlaşabilen genç bir adamdır.

Rüyalarıyla başkalarının hayatına dokunan Selen, bir gece rüyasında kendi ölümünü görür. Karşısında ise ona çarpan arabayı süren kişi olarak ölümüne neden olabilecek fakat bir yandan da onu kurtarmaya çalışan Kemal’i görür. İlk defa rüyasında kendini gören ve bu rüyayla derinden sarsılan Selen’in 1 Ocak 2026’nın ilk dakikalarını içeren muhtemel ölüm senaryosu için önünde 198 günü vardır. Yıllarca başkalarını kurtaran o, bu defa kendini kurtarmak için harekete geçmeye karar verir. Kemal’i, arabayı ve kazanın gerçekleştiği sokağı bulması gerekir. Zaman içerisinde hepsi tek tek Selen’in karşısına çıkar ve bizler ölüme yaklaşırken onun kaçmaya çalışmak için gösterdiği mücadeleyi izleriz. Kemal’le birbirlerine duydukları aşk göz önüne alındığında, bu sanıldığı kadar kolay değildir.

Ölüm / Yaşam

Selen’in öngörüsü, filmin başında başka karakterler üzerinden tanıtıcı olarak sunulsa da, film boyunca sadece kendi ölümü üzerine olanı içeriyor. Onu izlediğimiz her sahnede, ölümü olası bir kişiye atılan bir bakış var gözlerimizde. Yani onun öngörüsü, seyircinin de öngörüsü haline geliyor ve bizler bu öngörünün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmek için izliyoruz filmi. Ölüm, durağan, suskun, ketum, içe çekilen, korumacı, muhafaza eden, hareket etmeyen ve başa gelmemesi adına stratejiler ve hesaplar yaptıran kaliteleriyle beden yaşamının bir sonlanma hali. Selen, rüyasını görmeden evvel geçmiş deneyimlerinden kaynaklı yaşamını sürdürme biçimiyle ölümü çoktan içselleştirmiş vaziyette.

Bunun aksine, Kemal canlı, hareketli, hissetmeye açık, maceracı, atılgan, kendiliğinden ve hayatı öncülleyen yapısı ile yaşam dolu. Bu açıdan bakıldığında film, öngörüsü kendi ölümü olan ve taşıdığı özellikleri de ölümü andıran bir karakter olarak Selen’i ölümün temsilcisi, Selen’in olası ölümü karşısında konumlanan, buna sebep olduğu varsayımı yapılan ve korkularından/kaygılarından sıyrılarak onu hayata davet eden Kemal’i ise yaşamın ya da yaşamanın bir temsilcisi haline eviriyor. Taban tabana zıt nitelikleriyle hatta sürdürmeyi tercih ettikleri meslekleriyle dahi karakterler birbirlerinin gölgesi olurken ve iç içe geçerken, gölge yanlarıyla karşılaşan herkes gibi onların da değişmeleri ve dönüşmeleri bekleniyor. Böylelikle, Selen’in yani ölümün yolu Kemal’den yani önce yaşamaktan geçiyor. Peki, onu bulan şeyin yaşam mı, aşk mı ya da ölüm mü? Belki de hepsi.

Eros / Thanatos

Ölüm ve yaşam temsili karakterleri açımlarken, Freud’un da çalışmalarında sıklıkla ele aldığı “dürtü kuramından” bahsetmek gerekiyor. Onun Yunan mitolojisindeki aşkın ve arzuların tanrısı olarak anılan ilkel tanrı Eros’tan esinlendiği yaşam dürtüsü “Eros”; arzu, doyum ve hayatta kalma dürtülerimize denk düşüyor. Arzularımızı yaşamak ve hayatımızı devam ettirebilmek için bu itki gücüne gereksinim duyuyoruz. Herhangi bir arzu nesnesiyle ilişkilenmemiz ve bu nesneyi sevmemiz de Eros ile bağlantılı oluyor. Bir süre sonra, insan davranışlarını açıklamada Eros’u yetersiz bulan Freud, inorganik / yaşamsal faaliyetlerin olmadığı bir statüye dönmeye çağıran ve bizi yıkıcılığa, saldırganlığa ve ölüme iten bir temel dürtümüzün daha olduğunu ifade ederek, ölüm tanrısı ile adını zikrettiği ölüm dürtüsü Thanatos’u ortaya atıyor. Birbirinden ayrışan iki temel dürtümüzün neredeyse bir savaş halinde olduğundan ve her an birinden diğerine savrulduğumuz bu dürtülerimizin varlığında oluşturduğumuz bir dengeden söz ediyor.

Bu noktada, ölüm tanrısı / dürtüsüThanatos olarak adlandırabileceğimiz Selen, ne kadar direnirse dirensin yaşam tanrısı/dürtüsü Eros’un cazibesine kapılıyor. Yaşamın, aşkın ve cinselliğin temsili Eros onu yaşamaya çağırıyor. Ama bu çağrıya yanıt vermesi, Thanatos’luğundan vazgeçmesi ile aynı anlama geliyor. Eros’u seçmesinin bedelinin kendisinin kaybı ile ödenmesi durumu hasıl olduğundan, ikilinin her yakınlaşması Selen adına bir mücadele/savaş ortamı yaratıyor. Ölümün ölüm olarak var olmaya ve ölüm oluşunu sürdürmeye ihtiyacı var. Bunun için de yaşamdan uzak durmaya. Aşk ayrılığı, başlangıçlar bitişleri ve yaşam ölümün ölümünü hatırlatıyor çünkü. Kemal’i / Kemal’le / Kemal’de yaşayan, bu yaşamdan keyif aldıkça bunun sonlanışından ve ölümünün ölümünden korkan ve var olmaya devam etmek için ondan uzak kalmasının lazım geldiğine inanan Selen de aşina olduğu/alıştığı kimliğini korumaya çalıştıkça tıpkı Thanatos gibi ilişkisini bozuyor, yıkıyor ve dağıtıyor. Film, iki baskın güç arasındaki gerilimi ve farklılığı vurgulayabilmek amacıyla, neredeyse tamamını yardımcı karakterlere yer vermeksizin ve fazlaca kıymet atfetmeksizin, iki ana karakter üzerinden götürmeyi tercih ediyor.

Öngörü

Öngörü, diğer bir deyişle önden görmek bizi hazırlıklı olmaya, tedbir almaya ve bununla ilgili birşeyler yapmaya itiyor. Peki kaçınabilir miyiz aşktan, ölümden? Yürümemiz gereken bir hayat yolu vardır ve bu yolu yürür müyüz? Engelleyebilir miyiz olacakları yoksa ne yaparsak yapalım o bizi bulur mu? Her boyutta, her evrende ve her sonlanış biçiminde. Tüm eylemlerimize, çabalayışlarımıza ve beklentilerimize rağmen. Film, aşk / yaşam ve ayrılık / ölüm arasındaki ince yolu; kader, belirlenmişlik ve teslimiyet bağlamında ele almamızı istiyor. Öngörmenin yaşanacaklara müdahale edilmesi veya ilerleyişin akışına bırakılması için bir koşul olup olmadığını sorgulatıyor. Selen de yaşamlarımızın ilk kez deneyimleyeni ve acemisi bizler gibi, senaryosunu yazdığı hikayesinin bir kurtarıcısı ya da bu hikayenin sonunun değiştiricisi olabilir mi onu anlamaya çalışıyor.

Filme Dair

Bir ilişki kontekstinde hayata dair ölüm, yaşam, yazgı, teslimiyet gibi büyük kavramların altını eşeliyor film. Bu da onu, romantik bir filmden ziyade bir drama filmi olmaya yükseltiyor. İkisini birlikte dozunda vermeyi de başarabiliyor ve türünün iyi bir örneği haline geliyor. Kendi beslenme kanallarını kullanırken bizleri de ona bağlayabiliyor. Kasvetli denilebilecek atmosferine rağmen, onda bizi çeken birşeyler oluyor ve bir izleyici olarak film süresince ona sadık kalıyoruz. Yine, geçmiş ve gelecek arasındaki salınımlarıyla birlikte bir ayağını profesyonelce güncelde tutabiliyor ve hikayenin dağılmasının önüne geçebiliyor.

Hikayesinin içerisinde karakteri aracılığıyla başka bir hikaye yaratmaya çalışması fakat bunun da eninde sonunda hikayenin kendisine tekabül etmesi hikayeye dönük çok katmanlılık ve hafif bir yabancılaşma yaratıyor. Bu yabancılaşma işlevsel, çünkü karakterlerin kendi yaşamlarına ve bizim kendi yaşamlarımıza sağlıklı bir mesafeden yaklaşmamıza yarıyor. Oyuncuları arasındaki uyum muazzam. Özellikle jest ve mimiklerle karakterinin duygusunu iyi yansıtabilen Altınbilek olmak üzere iki başrol de rolünün altından rahatlıkla kalkabiliyor. Güzel bir duygusal hikayeyi mutlu hissettirme vaat etmeksizin masaya koyan ve tadına bakmak isteyenler için Disney Plus online platformu üzerinden servis edilen bu filmi izlemek isteyenler için bekliyor, şimdiden herkese iyi seyirler!

Yönetmen : Ali Bilgin

Senaryo : Sema Ergenekon

Görüntü Yönetmeni : Vedat Özdemir

Kurgu : Aziz İmamoğlu

Müzik : Toygar Işıklı

Oyuncular : Hilal Altınbilek, Serkan Çayoğlu, Olcay Yusufoğlu, Yiğit Kalkavan, Yiğit Hasret Arı, Gökçen Gökçeba

Türkiye / Romantik-Dram / 97 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz