Odyssey

Savaş ve İhanet!  Odysseus’un kaderi…

Filmi izlerken bir Troyalı olarak yaptıkları hinliğe çok kızdım elbette, sen atın içine saklanıp bekle, sonra içeri girip on yıl direnmiş bir halkı kes biç, kenti yak yık, neymiş Helene sevgilisine kaçmış! Christopher Nolan, Helene’i de siyah Amerikalı bir artiste oynatmış mı? Bizim sarışın, beyaz tenli, yeşil gözlü Helene’i kapkara görünce tanıyamadım, yüzünde de savaştan kalma façası!

OrtaKoltuk Puanı:

 

Merakla beklenen, son yılların en çok para harcanan ve en çok emek verilen ve hatta en uzun filmi Odysseus’u Türkiye’de gösterime girmeden izleyebilen bir gazeteci olarak hızla izlenimlerimi paylaşacağım. Ama öncesinde film hakkında bilgi vereyim : Film tam 6 ülkede çekilmiş; Yunanistan, İtalya, Malta, Tunus, Fas ve hatta İskoçya ve İzlanda! Oysa konusu Kral Odysseus’un Troya, yani Çanakkale Hisarüstü’ndeki Truva’dan ayrılıp ülkesine dönmesini ve yolda yaşadığı maceraları anlatıyor. 10 yıl süren savaştan sonra malum atı ve askerlerini Troya’ya sokup savaşı kazanan Odysseus, artık ülkesi İthaka’ya yani Yunanistan’a dönmek üzere yola çıkar. Eh biraz da Truva’dan ayrılış sahnesi olsa fena mı olurdum ki var elbet ama onları gerçek yerinde yani Çanakkale Hisarüstü’de çekmemiş.  Troya – İthaka arası düz bir hat. Hani yüzse bir yılda gelir ama Homeros 2700 yıl önce destanı yazarken Odysseus’un başına gelmedik bırakmıyor: bunun için de bir on yıl geçiyor, o arada Odysseus, Fas, Tunus, Malta derken Akdeniz’de dolaşmakla kalmayıp bir de İskoçya’ya nasıl gidiyor, tabii ki coğrafi gerçeklere uymuyor ama bu bir destan, yani biraz da masal, iyi ki yola çıkmışken Amerika  kıtasına da uğramıyor!

Teknik olarak üstün kalite.

70 mm imax ile filmle çekilen ilk ticari film olan Odysseus, 250 milyon dolarlık bütçeyle 91 gün boyunca altı ülkede çekim yapılırken 2 milyon fitten fazla film kullanılmış. Filmin gösterim süresi 2 saat 52 dakika ve Christopher Nolan’ın çektiği en uzun film, benim de hayatımda izlediğim en uzun film, doğrusu son yarım saati saatime bakarak geçirdim, hiçbir sinema filmi üç saat olmamalı! Ama başka filmlerden de biliyoruz ki, yönetmen, senaryo, ünlü oyunculardan kurulu kadro, değişik ülkelerde yaptığı çekimler derken kıyamıyor, kesemiyor, onu da bunu da kullanayım derken üç buçuk saatlik bir film çıkıyor karşımıza!

Mesajı doğru

En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim mi? Filmin mesajına bayıldım : Savaşlar kötüdür! İnsan denen yaratık, hırs, intikam, çıkar, kadın, petrol, sınır, her ne içinse artık bir “ideal” uğruna bir başka ülkeye saldırıp, evine girip herkesi öldürüp yağma yapıp defolup gidiyorsa daha da kötüdür ki üç bin yıl önce de geçmiş olsa, üç gün önce de, ya da şu anda yaşanıyor olsa da bütün savaşlar kötü değil mi? Hele emperyalist amaçlarla yapılanlar? Ki onda dokuzu öyle!

Bu güzel mesaj için önce Homeros’a, sonra Christopher Nolan’a teşekkür edip yine de bizi üç buçuk saat koltuğa mıhladığını affetmeden filme geçiyorum.

Filmi izlerken bir Troyalı olarak yaptıkları hinliğe çok kızdım elbette, sen atın içine saklanıp bekle, sonra içeri girip on yıl direnmiş bir halkı kes biç, kenti yak yık, neymiş Helene sevgilisine kaçmış! Christopher Nolan, Helene’i de siyah Amerikalı bir artiste oynatmış mı? Bizim sarışın, beyaz tenli, yeşil gözlü Helene’i kapkara görünce tanıyamadım, yüzünde de savaştan kalma façası!

Penelope, on yıl boyunca Troya’ya savaşa gitmiş kocasını bekler ve kapısının önünde yiyip içen bir ordu dolusu arsız taliplerinden birine varmaya zorlanmamak için dokuduğu örtüyü geceleri sökerken pek de yaslı dul havasında.

Filmin kadınları içinde Odysseus’a lotüs çiçeği yedirip kendi adası Cerbe’de 7 yıl balayı yaşayan mitolojik kahraman Kalypso’da ise İsveçli havası vardı.

Gerisi Odysseus ve askerlerinin Deniz Tanrısı Poseidon’un oğlunu kör ettikleri için öfkesinden her türlü dalgaya muhatap kalıp denizde mücadele ederken her beş on sahnede hayatlarını  kaybetme hikayesi olarak geçiyor. Cruise yolculuğuna bile hayır derim bu kadar dalga, fırtına ve batan gemi gördükten sonra. Bu sahnelerin çekimi de zor olmuştur, onlardan biraz kıssaydı ya?

Komik sahneler de yok değil, tek gözlü dev Kiklop Polyphemos , insanları hayvana çeviren büyücü Kirke, vb. Çok anlatmıyorum, onları gidip kendiniz izleyin. Ölü askerlerin dirildiği ve bizi neden öldürttün, cenazemizi bile kaldırtmadın, haykırışı ise günümüz askerleri tarafından da söylenebilecek bir yakınma!

İMAX filmle çekilmiş filmin ses tonu hayli yüksek, netlik de öyle, hele büyük ekran ve İMAX donanımı olan bir yerde seyredildiği zaman savaş ve ölüm sahneleri daha da canlı oluyor. Filmde aşk meşk yok. Özlem, ihanet, korku, ölüm var. Masal ve mitoloji var. Oyunculuklara, kostümlere, makyajlara laf edecek halim yok, o kadar çok lafı edilen Zeydana’nın ise rolü çok az ki fark bile edemedim. Oğul Telemahkos ise destanda olduğu gibi hayli silik bir karakter, İthaka’nın başına geçti nasıl yönetecek bilmem? Ya Odysseus? O da Penelope’sine kavuştuktan sonra kanını yerde bıraktıkları askerlerini ziyarete gidiyor..

Yönetmen / Senaryo : Christopher Nolan

Görüntü Yönetmeni : Hoyte Van Hoytema

Kurgu : Jennifer Lame

Müzik : Ludwig Göransson

Oyuncular : Matt Damon, Tom Holland, Charlize Theron, Anne Hathaway, Zendaya, Robert Pattinson, Jon Bernthal, Lupita Nyong’o

ABD / Tarihi-Aksiyon-Gerilim-Macera / 172 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz