Tuzdan Kaide

BENZERSİZ BİR İLK FİLM ”TUZDAN KAİDE”

”Bu filmi yaparken, doğal olarak, ben film yapmayı öğrendim. Bu daha çok el yordamıyla yapılan bir aramaydı.(…) Yönetmen sette ne yapar bilmiyordum. Bodoslama daldım. Formel olarak ne yapılacağını bilmediğim için formel bir film çıkmadı ortaya. Bu da böyle bir artı. Bilseydim, belki nasıl film yapılması gerekiliyorsa öyle yapardım ama o takdirde de o film sadece benim yapabileceğim bir film olmazdı.”            BURAK ÇEVİK

İlk günden beri sıkı takipçisi olduğum, bu yıl 37.yaşını kutlayan İKSV film Festivalinin sinema tutkunlarıyla ile yıllar öncesinden gelen tanışıklıklar artık kadim dostluklara dönüştü. Bu festival dostlarının en renkli kişilerinden, 26 yıl önce tanışmış olduğum, bütün festival müdavimlerinin bildiği Antalyalı Vahit Tansoy, on iki yıl önce, ”Abi, bunun çocuk olduğuna bakma, onunla biraz sinema konuş” diyerek, beni 13 yaşlarında ufak tefek bir erkek çocukla tanıştırmıştı.

Öyle büyümüş de küçülmüş havalarına girmeyen, insanın gözünün içine bakarak yaşına uygun konuşan samimi, sevimli bir çocuk. Ancaak, konu sinemaya gelince, eskisinden yenisine, gelenekselinden öncüsüne çoğu yönetmenin filmlerini izlemiş, müthiş zeki ve olgun yorumlarıyla gerçek bir sinefil! Bir yandan, hayranı olduğu Reha Erdem’in ”Beş Vakit”ini izlemek için geldiği Antalya Film Festivalinde, artık şaşırma dönemimiz de bittiğinden, film hakkında keyifle uzun uzun tartışacak kadar yetkin ve olgun, diğer yandan da tek başına yolculuk için yaşı tutmadığından Antalya’ya ancak halasıyla beraber gelecek kadar çocuk.

İKSV Film Festivali’nde hem ”Uluslararası Yarışma”da hem ”Ulusal Yarışma”da yer alan ”Tuzdan Kaide” filmini yazan, yöneten, kurgulayan, ortak yapımcısı olan 1993 doğumlu Burak Çevik’le biz ilk kez böyle tanıştık. On iki yıl boyunca, ara ara görüşsek de, birbirimizden kopmadık. Çocuktan ergene, yeniyetmeye ve delikanlıya dönüşmesine, Şişli Terakki’nin ardından, önümüzdeki dönemde eğitmenlik yapacağı Bilgi Üniversitesi Sinema Bölümüne girmesine ve bitirmesine tanık olduk; 2010’da henüz liseliyken çektiği çok sayıda ödüllü kısa filmi ”Beklerken”e hayran olduk, birbirinden ilginç deneysel kısalarını keşfettik.

Ve nihayet, sinema yaşayan, sinema yiyip sinema içen Burak’ın, fiilen 22 yaşındayken girdiği sinemacılık serüveninin ilk ürününü, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ”Tuzdan Kaide”yi, İKSV Film Festivali kapsamında, yan balkonlarına kadar tıklım tıklım dolu bir Atlas Sinemasında izledik.

Sonda söyleyeceğimi baştan belirteyim.

Ailecek çok sevdiğimiz birinin elinden çıktığından, pozitif ayrımcılık yapma korkusuyla hem tarafsız hem de aşırı eleştirel bir yaklaşımla izlemiş olduğum ”Tuzdan Kaide”, bugüne kadar ne Türkiye’de ne de uluslararası sinemada böyle bir yapıt görmediğini söyleyen Berlinale Forum bölümü yöneticisi Christoph Terchechte’nin yorumuna yüzde yüz katıldığım, çok beğendiğim, çok önemsediğim bir film oldu.

Sinemada artık ”büyük auteur’ler çağı kapandı” diye hayıflanırken, filizlenmekte olan genç bir ”auteur”ü bulmak, yaratıcı sinemanın geleceği için müthiş umut verici…

Öyküyü kısaca özetlersek, ”Tuzdan Kaide”, mağarayı andıran bir odada yaşayan, otuzlu yaşlarında münzevi bir kadının, hamile olduğunu öğrenince kayıp ikiz kız kardeşini aramasının hikayesi. Mimar Dilşad Aladağ’ın ara çizimlerinin açıkladığı / bağladığı epizotlarla gelişen bu zamandan kopmuş, mekanı belirsiz yolculukta, aynı rüya tekrar tekrar anlatılırken, kadın, iblislerin musallat olduğu bir sandalcıyla, bir eski televizyon tamircisiyle, bir kuşçuyla, terkedilmiş bir botanik bahçesine bakmakta olan biriyle karşılaşacak, giderek kopuk kopuk sekanslar bir yapbozun parçaları ya da bir yama işi yorgan gibi birleşerek, şiirsel ve felsefi bir bütünlüğe ulaşacaktır.

Filminin zamansızlığa dair olduğunu söyleyen Burak’ın özellikle felsefi boyutu bana çok ilginç geldi. Heykelde olsun, resimde olsun Hz.Meryem’i, kucağında çarmıhtan indirilmiş ölü İsa ile gösteren ”Pietà”ların ortak özelliği Meryem’in yüzünün, hem ebedi bekaretini hem de hayatındaki tüm yaşanmamışlıkları simgeleyen körpe, taptaze kalmış genç kız halidir. ”Tuzdan Kaide”nin ana karakteri de, yaşayamadığı için zamanda bir yerlere takılmış, genç kalmıştır.

Doya doya yaşayan artık ölüme iyice yaklaşmış olan ikiziyse, yaşlılığın son everesindedir. Ancak otuzlarındaki bu kadın ölümsüz değil, tam tersine, canlanamadığından hep ölü kalmış biridir. Doğal olarak dünyası da ölüdür. Uzun planlar ve sabit karelerden izlediğimiz masalsı ve gerçeküstücü İstanbul’un harabeye dönmüş mekânları, karanlıklar, döküntü bir Haliç, masa tenisi oynanan ücra bodrum katı, çöplükler, sular içinde kendini yok eden mezar hep bu var olamadığı için yok oluşun simgeleridir. ”var olamamak=oynamamak” üzerine kurulu etkileyici oyuncu yönetimi de aynı duygunun bir başka dışavurumudur.

TUZDAN KAİDE

Filmin duygusunu oyunculuklar kadar, yönetmeninin zamansızlık için en uygun bulduğu klasik 4/3 formattaki görselliği de veriyor. “Tuzdan Kaide”nin sistemini, “Bugün geçerli olan güzellik anlayışı, yarın devir değiştiğinde çöp olacak. O yüzden bugünün estetik anlayışına bağlı kalmadan, sistemin getirdiği neyse çirkin de olsa ona sadık kalmak gerektiğini düşünerek” kurduğunu söyleyen Burak Çevik’in, çirkinliğin güzelliğine ulaşan olağanüstü görüntüleri, ilginç ama aslında tutarlı bir çelişki yaratıyor.

Kameraya hakim, hangi kamerayı kullanacağını, onu nasıl kullanacağını bilen birini arayan Burak Çevik, çekimlerden önce Burak Serin’e giderek filmi birlikte yapmayı teklif etmiş.

“- Yaparım ama ben görüntü yönetmeni değilim.”

“- Tamam, ben de yönetmen değilim, film bittiğinde sen görüntü yönetmeni olacaksın, ben de yönetmen.”

İnanılmaz düşük bir bütçeyle çekilen ”Tuzdan Kaide”, zaten hiçbir maddi destek olmaksızın, oyuncuları Zinnure Türe, Dila Yumurtacı, Esme Madra, Nihal Koldaş, Elit İşcan, Nazan Kesal, Nalan Kuruçim, Reyhan Özdilek, Ayşe Demirel, Banu Fotocan, Bahar Çevik’in ve nerdeyse tüm ekibin gönüllü olarak çalıştığı, imece usulü yapılmış bir film.

Filme başladığında elinde sadece 36 sayfalık bir metin olduğunu, senaryonun filmle beraber ortaya çıktığını söyleyen Burak, senaryo danışmanlığını yapan Feride Çiçekoğlu’nun, filme her yönüyle sahip çıktığını, filmin tamamen kadın oyuncularla çekilmesinin, kadrajın içine hiçbir erkeğin girmemesinin ”kadın filmi” yapmak gibi bir amacı olmadığını, bunun tamamen biçimsel bir seçim olduğunu belirtiyor.

Filmin beni çok etkileyen bir yönü de yazar yönetmeninin mekânlarla ilgisi. Mekanla öyle bir iletişimi, bağı var ki, şahsen kimi zaman mekânın öyküyü oluşturduğu duygusuna kapıldım. Burak’ın insansız mekanları kullanımıysa olağanüstü. Antonioni’den beri ilk kez boş bir mekanın öykünün bir karakteri olarak bu kadar yetkince kullanıldığını söyleyebilirim.

Sinemamızın en genç “auteur”lerinden birini müjdeleyen, özgün ve benzersiz bir ilk film.

BURAK ÇEVİK
Tuzdan Kaide
Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here