Ve Sonra Dans Ettik

Dans bir ifade biçimidir..

Aslında, filmi grubumuza yeni katılan genç bir nefes, Ece Dorsay yazdığı için ben yazmasam da olur diye düşünürken filmi izledikten sonra “mutlaka yazmalıyım”a dönüştü fikrim. Şundan ötürü; bu filmi Adana Festivali’nde izlemek üzere gitmeye hazırlanıyordum ki, “gitmesen de olur” dediler. Gitmedim, belgesel izledim. İstanbul’da basın gösterimine gidecektim ki bazıları “Gitmesen de bir şey kaçırmazsın” dediler. Dans severim, hele Gürcü dansını çok severim, en azından dans sahneleri için değer diye düşünüp gittim ve müthiş duyarlı, kimlik sorununu dansla anlatan tempolu bir filmle karşılaştım ki zevk alamayanlara aşkolsun!

Film, Gürcistan Tiflis’te bir dans okulunda geçiyor. Gençler Gürcü gelenekleri ve folkloruna uygun olarak, biraz da yaşadıkları yoksulluk ve çıkmaz sokaktan kurtulmak için tek yol gördüklerinden, küçücük yaştan başlayarak bu okulda zorlu antremanlar ve sert hocalarının disiplini altında dans ediyor. Dans dışındaki yaşantıları, para kazanmak için yaptıkları küçük işler, yoksulluk, geçmişe özlem. Eğlence olarak içki, sigara ve barlar kalıyor ki, oraya da para lazım. Dansa çok yetenekli ve küçük yaşından beri çalıştığı için çok da iyi olan Merab’ın tek derdi, seçmeleri kazanıp temsil grubuna girebilmek. Böylece hem para kazanacak, hem de yurtdışı gezilerine katılacak. Bunun için de önce hocanın gözüne girebilmek gerekiyor. Ama Hocası, yılların deneyimiyle genç dansçının figürlerinde yolunda gitmeyen duyguyu yakalıyor: Merab yeterince maskülen değil! Oysa bu dansın özelliği erkeğin sertliği ve kadının utangaç bakire saflığı üzerine kurulu bir kadın erkek ilişkisi.

Yıllarca Kars ve Artvin oynayan bir dansçı olarak çok iyi biliyorum: kadın dansçı, cilveli olmayacak, yere bakıp yürek yakacak, kuğu gibi süzülüp kayacak. Erkek ise hoplayıp zıplarken yeri göğü inletecek, hatta nara da, bıçak da atacak, kıskançlık da yapacak, yumrukları ise hep sıkılı olacak. Zaten kıyafeti de üzerinde fişeklikleri olan bir ceket! O bir savaşçı. O cengaver ruhunu dansla anlatırken kıvrılıp bükülemez. Biz kahramanımızın farklı cinsel eğilimleri olduğunu partnerinin sevişme teklifini kibarca erteledikten sonra gruba yeni katılan erkek dansçı (Iraklı)dan gözünü ayıramadığında anlıyoruz! Ve birden bütün dengeler değişiyor. Erkekler arası itişip kakışmalar, kızların küçük fiskosları, gençlerin toplu eğlenmeleri ve düğün sahnesi, hep bir aşk acısı eşliğinde yaşanıyor. Ne var ki bu imkansız ve biraz da tek taraflı bir aşk. Kendisini tek anlayan da beş para etmez diye tanıdığımız, içkici, kötü karakter ama onun onuru için düğün gecesi kavga eden ağabeyi oluyor.

Filmin final sahnesi, bence dansın ne demek olduğunu bu kadar muhteşem biçimde anlattığı için bütün dans okullarında ders olarak izlettirilmeli: Dans bir ifade biçimidir. Dans bir söylemdir. Burada da dansçı, seçmelere katılıp da yaptığı o dansla aslında sırf o tarzdan dolayı seçilmeyeceğini bilmesine karşın, bir manifesto sergiliyor: Ben buyum, bu kimliğimle varım, bu kimliğimle dans ediyor ve dansımla kimliğimi ilan ediyorum!

Ama ne dans. Teknik derseniz var, duygu derseniz var, estetik var, isyan var, acı var, aşk var. Veda var. Çekimler çok güzel. Oyunculuklar, mekan düzenlemeleri, o ülkeyi bize anlatma, çekilen sıkıntıyı hissettirme, hepsi var. İki erkeğin cinselliği seyretmek herkese uygun olmasa da, neyseki çok fazla ve göze sokulan cinsten değil. Çok daha fazlasını gördüm! İşte o halde dans, dans, dans!

 

Yönetmen / Senaryo : Levent Akin

Görüntü Yönetmeni : Lisabi Fridell

Müzik : Zviad Mgebry, Ben Wheeler

Oyuncular : Levan Gelbakhiani, Tamar Bukhnikashvili, Bachi Valishvili, Giorgi Aladashvili, Marlen Agutia, Ana Javakishvili, Kagha Gogidze

İsveç-Gürcistan-Fransa / Romantik-Dram / 105 Dk.

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here