Aldığımız bilete değiyor!

Yönetmen Ozan Açıktan’ın imzalamış olduğu ‘Yarına bilet al, çok derin konulara ve sorgulamalara girmeyen, vaat ettiklerinin ötesine geçmeye de çalışmayan, bununla birlikte seyircilerin beklediği hoş ve biraz naif bir havayı estiren, üstelik çok kısıtlı bir mekanda geçmesine rağmen oluşabilecek sıradan hatta sıkıcı atmosferi (genelde!) inandırıcı gelen diyaloglarla ve başarılı oyunculuklarla örtmeyi başaran bir romantik televizyon filmi

Ali ve Deniz, Ankara’dan İzmir’e giden tren yolculukları sırasında tesadüfen aynı kompartımanına düşen iki genç insandır. İkisi de birbirine mesafeli bir şekilde, davet edildikleri bir arkadaş düğününe giderlerken, yavaş yavaş birbirlerini tanımaya başlamaları, arka arkaya açılan konular ve pek dile getirilemeyen itiraflar, bu yolculuğu çok daha ayrı ve duygusal olarak yoğun bir biçime sokar.

Açıktan’ın Netflix’de yayınlanan bu yapımı, bir televizyon filmi olarak düşünülmüş, çekilmiş ve sunulmuş gibi duruyor. Aslında filmin ilk karelerinden itibaren bunun televizyon için ‘dizayn’ edildiğini anlıyoruz ancak ciddi anlamda (bilinçli) bir mekan ve karakter kısıtlığı olan, neredeyse tamamı konuşmalarla kurulan bir senaryoya sahip ve 14 saat kadar süren bir zaman diliminde gerçekleşen ve bir çok açıdan aksayabilecek bir projeden yönetmenin ‘alnının akıyla’ çıkması bizce Açıktan’ın daha önceden de bildiğimiz yönetmenlik yeteneğinin yeni bir ispatı niteliğinde…

Uzaktan bize Linklater’ın ünlü ‘Before..’ üçlemesinin ilk ayağı ‘Before Sunrise’ı (1995) anımsatan bir açılışla başlayan ‘Yarına tek bilet’, başta, ayrı ayrı tanıtıp hikayeye soktuğunda ve sonraki tesadüfi karşılaşmalarının ilk anlarında, yaşları oldukça genç olsa da başkarakterlerinin psikolojik açıdan oldukça ‘dolu’ olduklarını hissettiriyor. Belki de bu nedenle, iki ana karakterin yani Ali ve Deniz’in ‘iletişime geçmesi’ da beklenenden çok daha zor gerçekleşiyor.

Bu tür filmlerde, normalde uzun bir yolculukta karşılan genç kadın ve genç adam arasında yavaş yavaş gerçekleşen bir tanışma ve yakınlaşma beklenirken burada Ali’ye göre çok daha soğuk ve ‘umursamaz’ görünen Deniz ters cevaplarla ve gerginlik yaratan davranışlarla bu ‘yakınlaşmayı’ oldukça geciktiriyor. Ancak yönetmenin bu tutumu, kadın başkarakterini biraz ‘antipatik’ göstermek pahasına, filme çok daha enerjik bir başlangıç yapmamızı sağlıyor. Uzunca bir süre oldukça sıcak ve arkadaşça yaklaşan Ali, Deniz’in ısrarlı bir şekilde konuşmayı reddetmesine rağmen bu tavrından vazgeçmiyor. Bir süre sonra aralarında belli bir iletişim oluşunca, konuşmalar da boş, ‘havadan sudan’ ve ‘klişe’ romantik yaklaşımlar taşıyan sözler haline dönüşmüyor.

Oldukça sancılı ve zor başlayan bu tanışma sonrasında zaman zaman içe atılmış hislerin ara sıra ortaya atılan duygu ‘kusmaları’ ve ortak hislerin değişik şekillerde dile getirilmesi şeklinde gerçekleşen bu konuşmalar, iki karakter arasında geçen bir danstan çok bir spor mücadelesini andırıyor adeta. Zira bu uzun süren konuşmalarda aralarında bir uyumdan ziyade bir karşısındakinin ‘açığını arama’ havası da var. Zaman zaman ikisi de daha ‘saf’ görünebiliyor, daha anlayışsız davranıyor, daha duygulu hareket edebiliyor bazen de daha ‘kırıcı’ olabiliyor.

Yaklaşık olarak 10 bölüme ayrılmış bu ‘yolculuk’ filmi, bir ara kısa bir mola verip ‘trenden dışarı’ çıkıyor ve karakterler taşıdıkları bütün psikolojik ‘yükleri’ ortaya döktükten sonra hikaye daha çok ‘aşk’ ve ‘ilişkiler’ üzerine yoğunlaşmaya başlıyor. Her ne kadar bu bölümlerdeki diyaloglarda (filmde 7. ve 8. bölüm arası) bir kalite düşüklüğü hissetsek ve biraz replik kokan sözler duysak da bu durum oldukça hızlı bir şekilde toparlanıyor ve bu geçici ‘sıkıntı’, filmin bütününde önemsiz kalıyor.

Başta değindiğimiz gibi filmin neredeyse bütününün, orta büyüklükte bir oda boyutunda, bir tren kompartımanında, asıl olarak sadece iki kişi arasında ve bir buçuk saati aşkın bir süre devam ettiğini göz önüne alırsak asıl işlerden biri de tabii başrol oyuncularına düşüyor. Ali’ye hayat veren Metin Akdülger ve özellikle Deniz’i canlandıran Dilan Çiçek Deniz gerçekten aralarında hoş ama göstermelik durmayan bir kimya tutturmuşlar ve iyi yazılmış diyaloglarının da yardımıyla, daha önce dikkat çektikleri dizlerde ve filmlerdeki rollerinin daha da ötesine geçen performanslar gösteriyorlar. Hem çizdikleri portrelerde, hem konuştukları sahnelerde başarılı oyunculuklar çıkarıyorlar. Ayrıca Netflix esnekliğinde izlememiz sayesinde, filmde, oldukça inandırıcı ve cüretkar bir sevişme sekansının bulunduğunu da ekleyelim.

Yarına tek bilet’, Ozan Açıktan’ın özellikle son yıllardaki bizce çok başarılı ve iddialı filmleri ( ‘Annemin Yarası’ (2016), ‘Aile arasında’(2017) düzeyinde değil ve böyle bir iddiası da yok… Daha çok ince ve güzel diyaloglarla örülü, ortalama gençlik/romantik filmlerinin üstüne çıkmaya ve başarılı oyunculuklar ve yönetmenlik sunmaya çalışan bir televizyon filmi… Ve bizce bunu da fazlasıyla başarıyor!

Yönetmen : Ozan Açıktan

Senaryo : Drazen Kuljenin, Faruk Özerten

Görüntü Yönetmeni : Cenk Altun

Oyuncular : Dilan Çiçek Deniz, Metin Akdülger

Türkiye / Komedi-Romantik / 90 Dk.

ortakoltuk.com

Film notum:

5 YORUMLAR

  1. Çok güzel bir film çok iyi başladı gerçekten kitledi ekrana beni ama sonu çok kötü bitti bir film ancak böyle heder edilebilir neden Düğüne gitmediler biz de sevgili olduk demediler bu film böyle bitmeliydi

    Ama sadece bu film değil son zamanlarda yapılan filmlerin çoğunun son bağlantısı bitimi çok kötü oluyor

    Bu yüzden ilk başladığımda on vermeyi düşündüğüm film için en son ancak beş verebiliyorum

  2. Filmi merak edenler için söyleyeyim, Çok kötü.. 12. dk da çanta karıştırmalar 14.dk da ayyy cnm kalbin atıyomu ıhhhh 14.saatte bedensel yaklaşmalar … ve film boyu bir trende gereksiz konuşmalar. bu kadar.

    ha pardon bide arada bir tartıştılar. O kadar önemli şeyler hakkında tartıştılar ki.
    mesela neden çay, neden sütlü kahve değil.

  3. Gerçekten rezalet sırf film çekilsin diye çekilmiş, sıfır maliyet kalitesiz konu kötü film izlediğim olmuştu bu gerçekten zirveydi, aşk filmi falan da değil bu, bu ne yani? İyi bir yere gelebilecek oyuncuların bu senaryoları kabul edip oynaması pes dedirtiyor, okumuyorlar mı acaba? Pöfff

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here