Pillion
Pasifliğin Estetiği
Pillion, sessizlikleriyle rahatsızlık veren bir film olarak akıllarda yer ediniyor. Özellikle güç arayışı, duygusal bağımlılık, rıza kavramı, modern yalnızlık gibi alanlara kapı aralıyor. Siyah / beyaz kavramını irdeleyip, hayatta griler de var diyor.
Rıza Mı, Alışkanlık Mı?
Yönetmenliğini Harry Lighton’ın yaptığı Pillion ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yaptığında hakkında epeyce konuşuldu. Pillion arka koltuk anlamına geliyor. Film, hem bir motosikletin arka koltuğunda yolcu olmayı gerçek anlamında kullanıyor, hem de metaforik olarak birinin emrinde olmayı çağrıştırıyor. Filmin başrollerinde Harry Melling ve Alexander Skarsgård yer alıyor.
Yönetmen Pillion’da, cinsel yönelimlerden sayılan BDSM üzerinden, bir ilişkinin hiyerarşini sorguluyor. Tıpkı filmin adında da olduğu gibi, ön koltukta oturan ilişkiye yön veriyor, arkada oturan itaat ediyor. BDSM bir cinsel yönelim olmasıyla beraber, her zaman tam olarak cinsel eylem içermeyebiliyor. Dominant ve itaatkârlık eylemlerinin sadece cinsellik içermediğini Pillion’da sıklıkla görüyoruz. Birine yemek yapmak, onun dilediği şekilde yaşamak, onun söylediği yerde uyumak, özetle emirlerine itaat etmek de BDSM’nin doğasında var olan durumlardan sayılıyor. Eşcinsel bir ilişki içinde izlediğimiz Harry Melling (Colin) ve Alexander Skarsgård (Ray) çifti arasında gelişen domine etmeye ve itaat etmeye dayalı ilişkinin dinamikleri anlatılıyor.
Filmde iktidar ve rıza gösteren arasındaki davranışlar hem abartılmadan hem de netlikle aktarılıyor. Film, bu ilişki düzeninin aleni bir zorlamadan ziyade, sessiz kabullenişle kuruluşuna odaklanıyor. İktidar açıkça dayatılmıyor. Kontrol etme karşı tarafın “rızası var” şeklinde meşrulaştırılıyor. Aslında bu kabulleniş zamanla alışkanlık halini alıyor. Colin’in, Ray’le yaşadıkları hem çok yeni, hem kaotik, hem de heyecan veriyor; ancak Colin’in yaşadığı bu teslimiyet duygusu dışında aşka teslim oluşu, onu ilişki dinamiğinde eksik kalan romantizm arayışına sürüklüyor. Karşı tarafın tek istediği domine etmek olduğu için, Colin’in romantizm isteğine karşı geliyor. Filmin eleştiri getirdiği konulardan biri de modern ilişkilerdeki gönüllü teslimiyet hali olarak seyirciye yansıyor.
Rıza, Bazen Sessizliktir
Motosiklet filmde sadece bir ulaşım aracı olarak addedilmiyor. Filmin ana metaforu olarak filmin geneline hâkimiyet kuruyor. Arka koltukta seyreden yolcunun, arkada oturduğu için yaşananların kontrolünün onda olmaması, yani kendi hayatının yan rolü olarak yaşamasını temsil ediyor. Ön koltukta yol alan Ray, zaten hayatlarına ikisi adına yön veren ve her şeyi istediği şekilde yapan kişi olarak hikâyenin merkezinde seyrediyor. Film, bir insanı kendi hayatının başrolünden çıkartıp, pasif bir figür haline getiriyor. Bunlar hem gerçek anlamda yaşanıyor, hem de sembolik olarak iki kişinin ilişkide durdukları yerler anlatılıyor. Hikâye ilerledikçe duygusuz görünen Ray’in aslında Colin’e karşı romantik hisleri olduğu ortaya çıkıyor. Duygusuzca başlayan bir ilişkinin, BDSM temalarıyla iç içe geçmesine rağmen bir noktada duygusal bir ilişkiye evrilmesini adım adım izliyoruz. Sevgi, tehlike doğuruyor. Baskının yerini şefkat alıyor. Aslında film uzun uzadıya diyaloglardan oluşmuyor.
Filmin çoğunda duygular sessizlikle ve davranışlarla ifade ediliyor. Alexander Skarsgård, Ray olarak oldukça başarılı, ama Harry Melling’in filmin her sahnesini saran büyüleyici oyunculuğuna diyecek söz yok. Harry Potter filmlerinde küçük bir rolle tanıdığımız Harry Melling, rol aldığı her filmiyle oyunculuğundan söz ettirmeyi başarıyor. Filmde iki aktör için de oldukça zorlayıcı sahneler olduğunu söyleyebilirim. BDSM içeren seks sahnelerindeki inandırıcı tavırları sayesinde, film epey etkileyici bir hal alıyor.
Bastırılmış duygular, filmin diyalogsuz sahnelerine işliyor. Pillion konumundaki Colin karakteri, kendi isteklerini erteleyen, isteklerinin görmezden gelinmesine göz yuman, karar alma refleksini kaybeden biri haline geliyor. Karakter öncesinde nasıldır çok bilinmiyor; ancak böyle ikinci planda kalarak yaşamayı seçmesi onu günden güne mutsuz birine dönüştürüyor. Mutsuzluğu her haline yansıyor; ama çoğunlukla bu mutsuzluğunun farkında bile olmadan yaşamaya devam ediyor. İçinde bulunduğu durumdan memnun olmadığı halde kabulleniyor, ses çıkarmıyor. Colin’in itaatkâr olarak görevlerini yerine getirmesi karşı taraftaki Ray karakteri için ilişki içindeki hâkimiyetinin dozunu arttırmasına neden oluyor. Ray, Colin’in duygu durumunu ya da hayatını umursamıyor; ancak bazı anlarda Ray karakterinin de içinden bir insan çıkabiliyor. Tüm bu katılığın içindeki düzen yer yer Colin’in isteklerini de içermeye başlıyor. Basit bir arzusunun yerine getirilmesi karşısında bile büyük mutluluk duyması, Colin’i neredeyse pasifize bir karakter yapıyor.
Tüm bu yaşananlardan sonra final sekansı hikâyeye derinlik katıyor. Pillion, sessizlikleriyle rahatsızlık veren bir film olarak akıllarda yer ediniyor. Özellikle güç arayışı, duygusal bağımlılık, rıza kavramı, modern yalnızlık gibi alanlara kapı aralıyor. Siyah / beyaz kavramını irdeleyip, hayatta griler de var diyor.
Yönetmen : Harry Lighton
Senaryo : Harry Lighton, Adam Mars-Jones
Görüntü Yönetmeni : Nick Morris
Müzik : Oliver Coates
Oyuncular : Harry Melling, Alexander Skarsgård, Georgina Hellier, Bryan Martin, Anthony Welch, Douglas Hodge, Lesley Sharp, Jake Sharp, Paul Tallis, Kavcic Miha, Zamir Mesiti, Billy King
İngiltere-İrlanda / Dram-Komedi-Erotik / 106









