Moda / Coutures
HER YÖNÜYLE TAM BİR KADIN FİLMİ
Filmde her bir kadın figürünün, geçmişlerinden gelen ve doğal olan yaralarını tamir edemeden varolmaya ve varetmeye çalışmaları anlatılıyor. Filmde moda dünyasını, şaşaalı yüzüyle değil de kadın emeği üzerinden göstermek amaç edinilmiş. Hal böyleyken,söz konusu kadın modası olsa bile erkekleri, önemli / önemsiz neredeyse kadınların “karşısında” duruşlarıyla izliyoruz. Ayrıca; tüm zamanların en güzel ve etkileyici yıldızlarından olan Angelina Jolie’yi gözlerindeki tarifsiz, donuk diyebileceğimiz bir hüzün, moda dünyasının renklerine inat siyah giysiler içinde, son derece doğal makyajıyla, takılarıyla, gülüşüyle, muhteşem vücuduyla, saçlarıyla nefes kesici özel yaşamındaki mastektomi gerçeği ile izlemek özel bir ayrıcalık..
Angelina Jolie bu “Moda / Coutures” isimli filmde “bir başka” diyeceğim size daha baştan. Hollywood’un kraliçesini belki de hiç olmadığı kadar “kendisi gibi” izliyoruz. Filmin yönetmenliğini bilim kurgu, drama, gerilim türlerinde geçişler yapan “Disorder” ya da “Paris Memories” filmleri ile hatırladığımız Alice Winocour yapıyor. Genç yönetmen Winocour, bu filmi çekmeden önce bir kontrol için gittiği Paris teki bir hastahaneden çıktıktan sonra kendini moda haftasının keşmekeşi içinde bulunca, “Couture / Moda“nın ilk fikri doğmuş.
Yönetmenin makus talihinden olabilir, bu tür bilinen ve güçlü bir oyuncunun adı geçince filmler halk arasında o yıldızın adıyla anılır. Yani her halükarda arkadaşlarımızla konuşurken, Jolie’nin filmine gidelim mi? diye soracağız. Tüm zamanların en güzel ve etkileyici yıldızlarından olan Angelina Jolie’yi bir başka filmde de izleseydik yine sadece onun adı geçecekti. Yani bunda bir beis yok.. Yine gözlerinde tarifsiz, donuk diyebileceğimiz bir hüzün, moda dünyasının renklerine inat siyah giysiler içinde, son derece doğal makyajıyla, takılarıyla, gülüşüyle, muhteşem vücuduyla, saçlarıyla nefes kesici özel yaşamındaki mastektomi gerçeğini beyazperdedeki rolünde okuduğumuz, güzel yaş alan Angelina Jolie..
Kaldı ki “Couture / Moda” her yönüyle tam bir kadın filmi.. Daha doğrusu moda dünyasını şaşaalı yüzüyle değil de kadın emeği üzerinden göstermek amaç edinilmiş. Hal böyleyken,söz konusu kadın modası olsa bile erkekleri, önemli önemsiz neredeyse kadınların “karşısında” duruşlarıyla izliyoruz… Filmin ilk dakikasında Paris Moda haftasının yöneticilerinden tutun da Angelina Jolie’nin boşanma sürecindeki kocasından, sevgilisi Anton’un mesleki de olsa stresli hallerinden ve Maxime’nin hastalığı ile ilgili süreçte yüzeysel davranışlarına, (Kemoterapiden önce saçlarını traş etmesi için alet almasına rağmen, Angelina saçlarını keserken uyuyor olmasına kadar) dr Hansen’nin (Vincent Lindon) hastalıkla ilgili katı gerçekçiliğinden vs. her türlü erkek davranışının bilinçli, bilinçsiz karşı duruşu satır aralarında yönetmen tarafından sezdiriliyor.
Kendi açımdan belirtmeliyim ki filmde show ve moda dünyasından kadın hikayelerinin arasında bir dağınıklık varmış gibi görünse de hikayelerin kesiştiği noktalardaki duygu yüküyle hiç sıkılmadım.. Dağınıklıktan ziyade sonrasında ne oldu bu kadınlara, huzura erdiler mi sorusunun cevabını izleyicinin hayal gücüne bırakan yanını da sevdim diyebilirim. Bu arada filmin sonunda ne olduğuna dair bir şey yazacak değilim. Çünkü; “Couture / Moda” nın böyle bir derdi yok… Mesela yazdıklarını okuttuğu erkek editörünün makyöz Angele’ye söylediği “evet yazdıkların gerçek olabilir ama ilginç degil” sözüne rağmen, Duras söyleşilerini takip edip, etrafındakile moral verirken gözlem yapmasına rağmen, hayalini gerçekleştirdi mi emin değiliz.
Ya da moda haftasının ilk çıkış defilesinin yine kız arkadaşlarının deyimiyle, ”patronu” göçmen siyahi saf ve fedakar genç manken Ada’nın ayağındaki ve ruhundaki tüm acılara rağmen, podyumdaki varoluşunu sürdürdü mü, (buraya not düşeyim : yönetmen defile ve kasırga sahnesini çok vurucu vermiş izleyiciye, hem müzikleri hem masalsı çekimleriyle) gerçekte bilmiyoruz… Ve o kasırgadan sonra “Ada için hayat aynı olmadı” derken, yine kendi hayal ettiğimiz sonu yazmamızı istemiş yönetmen belli ki… Aynı sette acılar içinde Maxime’nin de, meme kanseri olarak başına gelebileceklerin beklentisiyle ve hayallerini de ertelemiş olarak görürüz… Filmin en naif sahnelerinden birisi de Maxime’nin tetkikler için bekleme odasında karşılaştığı diger hasta kadın Aurore Clement ile karşılaşmasıydı… İki hasta arasındaki umut dolu kızkardeş sıcaklığındaki konuşma, tıpkı makyözün etrafındaki manken kızların ayaklarındaki yaraları tedavi etmesi ya da Ada nın çekimler sırasındaki kırılgan kadınlık halinin hoş karşılanması ve Maxime’nin sevgilisi Anton’dan evvel makyöz Angele’ye hastalığını yüksek sesle dillendirmesi gibi anlar hep kadınlar arasında kızkardeşlik bağlarının gücünü ortaya koymak içindi kuşkusuz…
Olay Paris Moda haftasında birkaç gün içinde geçerken, moda haftasının açılış filmini çekmek üzere Paris’e gelen korku filmleri yönetmeni Maxine Walker (Angelina jolie), Güney Sudan’da doğup babasından ve başkalarınca belirlenen talihinden kaçarak moda haftasının açılışını yapmak üzere ülkeye gelen aslında eczacılık eğitimi almış siyahi manken Ada (Anyier Adai), moda günlerinin deneyimli ve biraz da sofistike, yazar olma hevesiyle hayatı kovalayan makyözü Angele (Ella Rumpf) etrafında üç başrollü bir senaryo üzerine gelişiyor. Ama başka kadınlarda gözümüze çarpıyor. Ve bu üzerimize film boyunca bir hüzün bırakıyor. mesela Chiristine (Garance Marillier) defilenin bembeyaz açılış elbisesinin yaratım sürecinde ve yıkıcı yorgunluğuna rağmen, ara ara gözlediğimiz şekilde bir başına büyük sorumluluk almıştır. Ki sonunda uğur olsun diye renkli saçlarından bir tutamı elbiseye dikmesi bana çok naif geldi. Bence filmin orta noktasıydı ve alkışları gerçekten hak etmişti. Filmin ilk adının “Dikişler” olup, sonra dan “Couture” olarak planlanması da ilginç. Bu ortamdaki figürlerden Yulia Ratner’de savaş yüzünden acılar yaşayan ailesinden haber aldığımız Ukraynalı manken olarak dikkat çekicidir. Siyahi manken Anyier Anai provasız çekimlerle rol almış doğallığını korumak için.. “sana güveniyoruz” sözünü duyunca yüzünde beliren gülümseme, hiçbir tekrardan ötürü değil yani…
Paris’e açılış filmini yapmak üzere görüntü yönetmeni aynı zamanda sevgilisi olan Anton’la (Louis Garrel) gelen Angeline ile yapılan ilk röportajda “moda sizce nedir?” sorusuna yıldızın verdiği, “faydasız ama gerekli” cevabı bütün bunca showun, gösterinin yapım sürecinin amacını ortaya koyuyor. Ve her zaman renkli dünyanın ışıkları altında, herkes mutlu değil. Mutsuzluklarında ve travmalarında da yalnız değiller. Yani filmdeki italyan fotoğrafçının dediği gibi kamerayı baştan çıkarmak tek amaçtır ama o kadar da kolay değildir… Bu arada bütün bu gösterişli alemin platosu olarak Chanel stüdyolarını, backstage’ini görüyoruz… Bu da uzun bir metrajlı bir film için ilk defa gerçekleşiyor. Yani o çok bilinen markaların nasıl melankolik, sancılı yaratım süreci olduğunu, markaların soyut kavramlarının arkasında somut insan gerçeklerinin kimliksizleşerek “lüks” olana hizmet ettiklerine şahit oluyorsunuz. Kimse böyle acımasız bir ortamda kendi gerçeğini yansıtamıyor. Her bir kadın figürü geçmişlerinden gelen ve doğal olan yaralarını tamir edemeden varolmaya, varetmeye çalışıyorlar.
Filmin ses tasarımına gelince, burada da bir çeşni var.. Atölyelerde üretim heyecanını yansıtan doğal ses fonda tercih edilirken, yarım bırakılmış hissi veren parçalar, Angelina’nın sahnelerinde daha ağır tonlar dikkat çekici… Fakat muhteşem kasırga sahnesinde, makyözün belki de artık değer bulduğuna inandığımız anlatısının backraundundaki şiirsel sözlerini, yazı dilinin atmosferini destekleyen Françoise Hardy “Mon Amie la Rose“dan, Rachmaninoff bestelerine kadar çeşitlilik hakimdi…
Her ne iş yaparsanız yapın doğal olan hayatın içindedir ve akıştadır… Onca emek ve zahmetle gerçekleşmesi beklenen Paris moda haftasının açılışı, kasırgaya yani doğal olana yenilirken, Angelina jolie‘ de uzun metrajlı film yönetme hayalinin arefesinde hastalığıyla yani doğal olanla karşı karşıyadır… Ve her koşulda o bildik söz “show must go on…” ADA, O kasırga da yıkılmadıysa, demek ki her şey mümkün olabilir.
Yönetmen / Senaryo : Alice Vinocour
Görüntü Yönetmeni : André Chemetoff
Kurgu : Lillian Corbeille, Julien Lacheray
Müzik : Filip Leyman, Anna Von Hausswolff
Oyuncular : Angelina Jolie, Anyier Anei, Ella Rumpf, Louis Garrel, Vincent Lindon, Garance Marillier, Grégoire Colin, Aurore Clément, Joana Preiss, Finnegan Oldfield
Fransa / Dram / 105 Dk.









