Saplantı / Obsession
Ne dilediğine dikkat et, dilekten geri dönüş yok !
Seyirciyi rahatsız edici bir noktaya geldiğinde komik olabilme dengesini gayet iyi kuran bu filmi izledikten sonra saplantı ile aşk arasındaki fark nedir ve sihirler gerçek olsaydı gibi meseleler üzerine uzun uzun düşüneceksiniz. Saplantı sizi endişelendirip, uyarırken doğum günü pastanızı bile üflerken ne dileyeceğinize dikkat edecek hale getiriyor. Garip, ilginç, rahatsız edici bir film arıyorsanız Saplantı kaçmaz.
İnsanları yönlendirmek haddimize düşmez ama içimizden geleni de saklamayalım. Garip, ilginç, rahatsız edici bir film arıyorsanız Obsession kaçmaz… Arkadaşınıza bu filmi izlemesini tavsiye edeceksiniz muhtemelen : “Bir film seyrettim birkaç gün konuşalım “diyenlerin özellikle genç erkekler olacağından eminim. Saplantı ile aşk arasındaki fark nedir ve sihirler gerçek olsaydı gibi meseleler üzerine düşüneceksiniz.
Benim, çocukların tabletlerinden başlarını kaldırmamaları ile ilgili skeçlerinden hatırladığım tuhaf da bir tipi olan Yönetmen Curry Barker son 10 yılın karakteristik yönetmenlerinden olmaya baş adaylardan biri gibi görünüyor. İnternet kökenli içerik üreticilerinin bağımsız sinemada varoluşlarının en belirgin örneklerinden biri barker. Obsession da Fedakar arkadaş ian rolündeki Cooper Tomlinson‘la birlikte new york film akademisini dışlamış bile olsalar, piyasa da ciddi ses getiren işlerle dikkat çekiyorlar. Bir nevi hızlı yol almak için, hayat okuluna yazılmışlar diyebiliriz. Yüzmeyi havuz yerine okyanusda öğrenmek isteyenlerden olmuşlar.. bu çağda artık alışılmamış kariyer yolculuklarına şaşırmamak gerekiyor.
2025 yapımı Obsession / Saplantı sizi endişelendirip, uyarırken doğum günü pastanızı bile üflerken ne dileyeceğinize dikkat edecek hale getiriyor. Muhtemelen şöyle geçecek aklınızdan, bir milyon dolarım olsun ve kimseye zarar gelmesin, kediye bile … diyeceksiniz. Beğendiği kızın onu herkesten fazla sevmesini dileyen bir delikanlıyla ilgili konusu olan film nasıl korku gerilim malzemesi ortaya çıkarıyor diye merak uyandıran bir film olduğunu not düşelim hemen. Hatta, rahatsız edici bir noktaya gelinindiğinde komik olabilme dengesini gayet iyi kurarak…
Kızımla birlikte izlediğim salondan aklımda deli sorular ve çıkarımlarla ayrıldık. Sonraki birkaç saat boyunca neredeyse baş konularından biri filmin bizde bıraktığı izlenimler oldu… Baştan öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Gişesi olacak bir filme benziyor. Filmin basın gösteriminin kalabalığı bile bunun işareti gibi.
Youtube dünyasında uzun süredir başarılı bir çok evreyi deneyimlemiş olan 26 yaşındaki genç yönetmen Curry Barker doğal olarak yarattığı hikayelerine, filmlerine kendi yaşının bakış açısıyla yaklaşırken takıntı, saplantılı aşk meselesi üzerine bir film yapmayı çok önce kafasına koymuş ve bu arada simpsonların çok bilinen monkey paul bölümünden de esinlenmiş.. Yani dileğin ters gitmesi ile ilgili fikri, takıntı meselesinin odağına böyle yerleştirilmiş. Hikaye de bence ismiyle de unutulmayacak baş karakter aşkından bağımsız benlik hissini umutsuzca yitirmiş Michael Johnston‘un canlandırdığı Bear’ın umutsuzca aşık olduğu İnde Navarette‘nin canlandırdığı Nikki ye, sevdiğini açıkca dile getirmenin yollarını acınası ararken, fantastik tek dilek sögüdü hediyeliği sayesinde doğaüstü biçimde, kızın aşık olmasını sağlaması ve bunun sonuçlarına katlanması anlatılıyor. Sonunda Bear kendi yarattığı cehennemde etrafındaki yakın arkadaşları ile birlikte ürpertici, acı verici sonuçlarla karşılaşıyor.
Bu kadar rahatsızlık arasında saplantılara öyle noktaya ulaşıyor ki çarpık bir mizah da seyirciyi karşılıyor. İnde Navarette‘nin oscarlık karakter çözümlemesinin uzun süre etkisi altında kalmamak mümkün değil. Bundan sonra yolunun açık olacağı açık ve net ortada. Sert yüz hatları yüzünden gençlik filmlerinin uzağına düşmüş bu kızın, nasıl çılgın, kıskanç şeytani kız arkadaş olarak bu rol için biçilmiş kaftan olduğuna şaşırıyorsunuz. Glitch davranışı denilen, internet terminolojisindeki sistem hatası olarak tanımlanan ruh değişimleri ciddi oyunculuk gerektiriyor mesela kızgın olmadan, gergin, hayal kırıklığına uğramış üzgün ve kıskançlık halini yansıtmak gibi. Ve İnge Navarette‘de bunun hakkını fazlasıyla veriyor, en uç noktalarda japon korku sinemasının karakterlerini anımsatarak…
Korkunun ve gerilimin sularında gezerken, bir sonraki sahnede bu kızın neler yapabileceğini kestiremeden koltuklarınıza yapışıyorsunuz. Filmin ses tasarımı da yani müziğin gerilimle tam eş zamanlı sıçrayışları ve kesilmesi bir nevi algoritması, dozu gerilimi olağanüstü güçlendirirken, Nikki”nin çığlıkları yerinizden sıçratıyor. Öyle ki sesler sadece sürekli akıtılarak, beklentilere uygun olarak izleyici tarafından deneyimlenmiyor karakterle eş zamanlı olarak duyumsanıyor. Arka planlardaki kimi bulanık çekimler, izlediğimiz salonun merceğinin sorunlarının da katkısıyla iyice korkutucu ve trajik hale getiriyor.
Erkek izleyiciler bir başka türlü etkilenecek demiştim ya, muhtemelen böyle tutkulu eski sevgililerini hatırlayarak, hadi ya olabilir miydi böyle şeyler diye beyinlerini yakacaklar .Yönetmen sonradan hangi karakterdi bize böyle düşündüren john muydu, jim miydi diye düşünmesinler diye akılda kalıcı Bear ismini düşünmüş senaryoyu yazarken… Hiçbir erkek ya da kadın dünyadaki herkesten daha çok sevgilisi tarafından sevilmek isterken, bu kadar işkence görmek istemez herhalde. Bu tema sinematik bir evren oluşturacak kadar işlenmiş olmasına rağmen, yönetmen Curry Barker büyük ustalıkla Obsession / Saplantı‘da doğaüstü bir itkiyle, karşısındakinin niyetini bilememe durumununun dramatikliğini, korkunçluğunu, rahatsızlığını filmin temposunda ışıkla, müzikle, renklerle o kadar güzel harmanlamış ki her biri üzerine ayrı ayrı konuşabiliriz. Karanlık, arkadan ışıklandırmalar bir yana Nikki’nin karanlıkta gözlerinin parlayışı acaba kurgu da mı yoksa çekim sırasında mı planlanmıştı bilmiyorum ama çok etkileyiciydi.
Anlatılanlara göre , çığlık kraliçesi Navarette çekimlerde o kadar başarılıymış ki, öpüştükten sonra arkaya çekildiği sahne yönetmen tarafından bir kerede çekildikten sonra Barker, etrafındakilere “işte bir filmimiz oldu” demiş. Hakikaten bunun gibi sürprizlerle ilerliyor Obsession / Saplantı. Megan Lawless‘ın da hakkını vermek gerek. Kıskanç Nikki’nin gazabına ugrayarak kafasının paramparça edildiği ve sonra salonun ortasına bedeninin çırılçıplak tanınmaz halde acayip çarpıcı şekilde yerleştirilmesi akıllardan çıkmayacak. Kızımın arkadaşına anlattığı bu sahne korku severlerin beğenisini kazanacak ve tıpkı iyi bir sinemasever olduğunu düşündüğüm arkadaşının tesbiti gibi bizim dizilerin öngörülübilir sahnelerine göre oldukça üst düzey. Kendi açımdan en etkilendiğim sahne ise tek dilek söğüdünün müşteri temsilcisinin adeta arafta gibi konuşmasıydı. Ünlü Fransız düşünür Jean Paul Sartre‘nin seçimlerimizinden sorumlu olduğumuzu söylediği felsefesi hatırlara geliyor.
İnternet dünyasında özellikle youtube kanalıyla komedi skeçleri yapan, Milk and Cereal yani süt ve mısır gevreği ile izleyicilerinin fanatikleştiği, The Chair ile ses getiren, bir sonraki projesi olması muhtemel Anyting but Ghosts ile merakla beklenen yönetmen, senarist, oyuncu Curry Barker bu filmle korku dünyasının yükselen yıldızı olduğunu kesin olarak ortaya koyuyor.
Filmin sonu hakkında tabii bir şey söylemeyeceğim ama bazı arzularımızın karanlık ve uğursuz sonuçları olsa da -ki son sahnede göreceksiniz- vazgeçer miyiz.. Bilemezsiniz. Ve bu Obsession Saplantı gibi bir film haline getirilirse Aman Allahım ne izliyorum ben dersiniz.
Yönetmen / Senaryo / Kurgu : Curry Barker
Görüntü Yönetmeni : Taylor Clemons
Müzik : Rock Burwell
Oyuncular : Michael Johnston, Inde Navarrette, Cooper Tomlinson, Megan Lawless, Andy Richter, Haley Fitzgerald, Darin Toonder, Chloe Breen, Anthony Pavone, Anthony Casabianca, Jeff Barker
ABD / Korku-Gerilim / 108 Dk.











