H Harfi Şahin İçindir / H is forHawk
YAS SÜRECİNDE ÇAKIR KUŞU YETİŞTİRMEK
Son derece kırılgan, kritik ve karmaşık bir duygusal süreci incelikle ele alan “H Harfi Şahin içindir” filmi, başta başrol oyuncuları Claire Foy, ve Brendan Gleeson’ın olmak üzere oyuncularının şahane performansları açısından başarılı bir film olarak sinemadaki yerini almış ve uyarlama bir yapımda kitabın orijinal hikayesine sadık kalarak onu sinema perdesine ustalıkla taşımanın ve etkileyiciliğini korumanın güçlüğü göz önünde bulundurulduğunda, zor bir yükün altından hafiflikle kalkmış görünüyor. Film görsel bir zenginlik altında bizlere ruhsal katmanlarımızı detaylıca irdeleme ve mercek alma fırsatı sunuyor. Ülkemizde henüz gösterime girmiş filmlerden biri olmamakla beraber, girmesi halinde izlenmeye değer filmlerden biri olmuş.
Hikaye :
Helen Madonald’ın 2014 yılında yayınladığı “H is for Hawk” isimli anı kitabı, babasının ölümünün ardından bir çakır kuşu yetiştirdiği yılın hikayesini merkezine yerleştiriyor. Saygın bir foto muhabiri olan babasını 2007 yılında kalp krizinden kaynaklı aniden yitiren ve öncesinde şahinlere ilgi duyan Helen’in yas sürecinde bir çakır kuşu yetiştirmeye yöneldiği hikayesini paylaştığı kitap, yayınlandıktan sonra iki gün içerisinde “Sunday Times‘ın” çok satanlar listesine girdi ve okuyucusu tarafından büyük bir ilgi gördü. Kitabın hikayesinden esinlenen ve kitapla aynı ismi paylaşan bu filmin çekimleri ise 2024 yılında tamamlandı ve duyurusu aynı yılın Şubat ayında yapıldı. Galası 52. Telluride Film Festivali’nde gerçekleştirilen film, Londra film festivalinde de gösterilirken geniş gösterimin sağlanması 2026 yılı Ocak ayından sonrayı buldu. Yönetmenliğini Philippa Lowthorpe‘un yaptığı ve senaryosunu Emma Donoghue‘nun yazdığı filmin başrollerinde Claire Foy (Helen) ve Brendan Gleeson (Baba / Alisdair) yer alıyor.
Bir Kayıp
Cambridge Üniversitesi bünyesindeki New Hall’da (günümüzdeki adıyla Murray Edwards College) İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan, üniversitenin Tarih ve Felsefe Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışan ve profesyonel bir şahinci olarak çeşitli yırtıcı kuş araştırma ve koruma projelerinde yer alan Helen’in aile içerisinde belki de onu en iyi anlayan kişi olarak tanımladığı babasını aniden yitirmesiyle filmde açılış yapılırken, film süresince Helen’in yası ile olan ilişkisine tanıklık ediyoruz. Bu kayıp onun dünyasında büyük bir sarsıntıya yol açarak üzerine bastığı zemini ayaklarının altından çekiyor ve Helen babası için sonlanan kendisi içinse devam eden hayatta ne yapması gerektiğini kestiremiyor. Bir yandan babasının cenazesiyle ilgili işlemleri tamamlaması ve diğer aile bireyleriyle (annesi ve erkek kardeşi) ortak olan kayıp acısını göğüslemesi gerekirken diğer yandan şahsi yaşamına ait sorumluluklarını yerine getirmesi bekleniyor ondan.
Dış dünyayla olan bağlantısı açısından sakin, iç dünyası içinde ise alabildiğine kaotik ve karmaşık görünen bu süreçte, Helen’in alışılagelmişin dışında bir başa çıkma yöntemi benimsemesi bizleri onun kişisel alanına davet ediyor. Geriye dönüş sahneleri ile artık yaşamda olmayan ve ona dair bu gerçekliğin seyirci tarafından ön kabul olarak alındığı babasıyla olan ilişkisinin detayları filmi zenginleştiriyor ve onun babasıyla olan birlikteliği ve babasından ayrı kalmışlığını kıyaslama imkanı veriyor.
Bir Yer Değiştirme
Helen’in yas süreci her ne kadar Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross tarafından ortaya atıldığı haliyle yasın evreleri (inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme) ile uyumlu bir şekilde ilerlese ve kayıp haberini aldığı akşam ailesinin yanına gitmek yerine bir arkadaşıyla olan yemek randevusuna katılım gösterdiği (inkar) ve internet aracılığıyla tanıştığı adama yeni bir kayıp yaşadığından bahsetmediği andan, kaybıyla yüzleştiği / kaybını kanıksadığı ve profesyonel bir destek almaya karar verdiği ana (kabullenme) kadar bunun izlerini sürebilsek de, film özelinde bu evrelere yoğunlaşmayı ve doğrusal bir akış izlemeyi şahsım adına tercih etmiyorum ve filmin bizlere sunmak istediğinin bu olduğunu düşünmüyorum.
Film cazibesini, Helen’in babasıyla ortak ilgili alanı ve sıklıkla beraber fotoğrafladıkları yırtıcı kuşlardan olan bir çakır kuşunu sahiplenmesinden ve bu kuşla yaşamaya başlamasından alıyor. O zamana değin araştırmaktan ve fotoğraflamaktan ileri gitmediği yırtıcı kuşlardan birini yaşamına hatta evine dahil etmesiyle, halihazırda yas sürecinde olan Helen’in deneyiminin farklı bir noktaya doğru taşındığı öne sürülebilir.Bu savın bir yanılsama olduğu yerde, ortak bir ilgi alanı olarak babasıyla olan ilişkisinin uzantısını temsil eden çakır kuşunun hazırlıksız bir şekilde ve üzerine çok düşünmeksizin salonunun ortasında belirmesi, kaybının beklenmedikliği ve anidenliği ile örtüşüyor.Duygusal yükünün adresini değiştiren ve babasından Mabel’a (kuşuna verdiği isim) yönlendiren Helen, yasını dinlemek için konforlu bir bölge seçmek yerine yırtıcı bir kuşu sahiplenmek gibi meşakkatli bir sorumluluğu üstlenmeyi yeğliyor.
Bir Çakır Kuşu?
Dikkatini ve mücadelesini “artık orada olmayan” ve “erişimi imkanlar dahilinde bulunmayan” babasına değil de somut bir biçimde etkisini gözlemleyebileceği bir canlıya vermesi, filmdeki kayıp ve canlılık duygusunu dengeliyor. Böylelikle, kayıp karşısındaki çaresizlik ile ihtişamlı bir kuşun ağır ve etkileyici varlığı arasında savruluyor fakat pozisyonumuzu koruyoruz. Filmi ilk izlediğimde ve Mabel’ın örtük anlamının ayırtına vardığımda, Hallac-ı Mansur ile bir köpeğin ilişkisi örneği aklıma geldi. Yokluk içinden geçen ve çarşı esnafının ona ikram ettiği yemeklerle açlık hissini gideren Mansur’un çoğunluğu etten oluşan yemeğini yanındaki köpek ile paylaşması ve çok az bir kısmını kendine ayırması esnafın dikkatini çektiğinde ve neden böyle yaptığıyla ilgili ona sitem ettiklerinde, Hallac onlara böyle düşünerek yanıldıklarını, yanındakinin aslında bir köpek olmadığını ve onun nefsi olduğunu söylüyor. Sahiplenerek kendini aynı evi paylaşmaya mecbur kıldığı Mabel da; Helen’ın acısına, acısıyla yaşamasının gerekliliğine ve bu acıyla nasıl yaşayacağını öğrenmesine denk düşüyor. Bir şey görmediğinde onu yok saydığı farz edilen ve sıklıkla kapatılan Mabel’ın gözleri, bu farzın aksine şahin başlı Antik Mısır tanrısı Horus’un keskin ve güçlü vicdani gözlerini anımsatıyor. Açık olmadığı halde orada olan ve görmeye devam eden.
Onun kendisine alışmasını ve evde güvende hissetmesini sağlayamadığına inandığından, ilk günlerde Mabel’ın bir şey yememesi ve giderek kilo kaybetmesi Helen’ı kaygılandırıyor. Bu yavru çakır kuşuna zarar verdiğini varsayan Helen panikliyor ve sakin kalamıyor. Acının da kaybedilen kişinin bir uzamı ve ona ait kıymetli bir değer olduğu varsayıldığında, kıymetli bir acıya yeterince sahip çıkamadığını düşünüyor Helen. Kuş gözlem kulübünde tanıştıkları ve Mabel’ın bakımıyla ilgili destek ve görüşlerine başvurduğu arkadaşının “Sen sakinsen o da sakin. Sana güvenmesi gerek.Ona zaman tanı” deyişiyle duygusal dengesini yatıştıran Helen’ın Mabel ile arasındaki etkileşimsel yan bir anlamda kutsanıyor. Kıymetli acısını koruyabilmek, onu diğer gözlerden sakınabilmek ve kimse tarafından bu acının yeteri kadar onurlandırılmayacağını/anlaşılmayacağını düşündüğü için de onunla baş başa kalmak için özen gösteriyor. Bu yüzden ki onunla birlikte sokağa ilk defa çıktıklarında, insanlarla iletişim kurduklarında ve üniversiteye gittiklerinde yalnızca Mabel’ın değil Helen’ın da bunu ilk kez tecrübe ettiği hissine kapılıyoruz. O da en az Mabel kadar ürkek, endişeli ve tutuk. Ailesi ve üniversitedeki tanıdıkları da dahil olmak üzere yakın çevresindeki insanların Mabel’ı bir dikkat dağıtıcı ya da bir hobi olarak adlandırmalarına Helen’in gösterdiği agresyonel reaksiyonlar bu çıkarımı doğrular nitelikte.İnsanlardan hep bir adım ötede konumlanması, Mabel’ın yabancılığını andırır biçimde, onun da insanlara ve dış dünyaya olan yabancılaşmasını içeriyor.
Bir Ödüllendirme?
Yas sürecinin yanında, belki de farklı bir formu olarak onu zorlayan bu yeni deneyimle mücadele ederken ve yoğun bir emek verirken; babasının mesleği gereği bir kareyi fotoğrafladığı anlarda “iyi bir fotoğraf çekmek için sabırlı olmasının, bazen saatlerce çay içmeden, gazete okumadan ve hatta tuvalete dahi gitmeden beklemesinin lazım geldiği” deyişini hatırlıyor. Babasının sabırlı olması ve beklemesi yönündeki tavsiyesi hem Mabel’ın bakımını hem kaybının acısıyla başa çıkmasını kapsıyor. Bu nedenle, Mabel’ın ev dışına çıkması, birkaç yüz metreyi bulan uzaklaşmaları ve en sonunda da avlanmak için geniş arazilerde özgürce uçması zamana yayılıyor. Uzaklaşmasına rağmen ona her döndüğünde Mabel ödüllendiriliyor. Mabel’ın dönüşlerindeki ödüllendirme bir yönüyle basit bir mekanizma ya da alışveriş gibi görünse de tam olarak öyle değil. Üniversiteden bir hocasının “Onu sana getiren ne? Ödül yöntemi değil de sevgi unsuru olabilir mi?” sorusuna verdiği “Aramızdaki bağlar aşktır” cevabı, Mabel’ın kesinliği olmayan dönüşlerinin ödüllendirmeden ziyade sevgiyle açıklanabileceğini izah ediyor.
Daha önce hiç avlanmayan Mabel ile birlikte çıktıkları avda, o, arazinin keşfini yaparken kaybolacak ve geri dönmeyecek diye korkan Helen’in “Ya onu kaybetseydim?” diyen endişesine karşılık, yine arkadaşının “O avlanmayı bilerek doğdu. Nasıl hayatta kalacağını biliyor. Sadece dünyadaki yerini bulmaya çalışıyor” söylemi iki farklı açıdan okunabilir. Bunlardan ilki, Helen’in ikincil bir kaybı deneyimlemekten var gücüyle kaçınması, ikincisi ise şu an hiç öyle gözükmese de acısına rağmen Helen’in de hayatta nasıl kalacağını içgüdüsel kodlarla biliyor olması ve zaman içerisinde farklı bir tanımlama/anlayış ışığında dünyadaki yerini yeniden bulması. Avlanma sahnelerinde doğada birlikte geçirdikleri zamanlar onların özgürlüklerini tadabildikleri yegane zamanlar olarak kayda geçiyor. Çünkü Mabel doğanın da bir temsili aynı zamanda ve kaybın acısı ile doğanın vahşi, katışıksız, karşı konulamaz ve koyduğu hükümlerin değiştirilemez tarafı birbiriyle uyuşuyor. Mabel’ın sayesinde yeniden tanıştığı doğada acısına dair bir şeyler buluyor Helen ve doğa onun kendisini en rahat hissettiği yer oluyor. Onu en iyi doğa anlıyor. Çünkü doğanın işleyişiyle, içinden geçtiği sürecin işleyişi birbirine çok benziyor.
Bir Kaybolma
Unuttuğu ve son anda sunumunu hazırladığı biyolojik çeşitliliklerin azalması konusundaki konferansta Mabel’in avlanarak diğer bir deyişle diğer canlıların yaşamına son vererek beslenmesinden bir dinleyici dem vurduğunda, Helen uzak tutmak istesek de ölümün sürekli orada olduğunu ve onunla avlanmanın ölüme dürüstçe yaklaşmaya tekabül ettiğini söylüyor. Doğayla ilişki kurmak, kendimizle ilişki kurmak; doğayı reddetmek ise kendimizle alakalı bir kesiti yadsımak manasına geliyor. İyi geçmediğine inandığı konferanstan sonra, Helen’in babasının kaybından sonraki zaman diliminde baş gösteren fakat en yoğun düzeyine ulaşan içe çekilmesine şahit oluyoruz. Yavaş yavaş insanlardan uzaklaşan Helen eve kapanıyor ve hijyenik kurallara itaat etmeksizin evin sorumluluklarını yerine getiremez hale geliyor. Yerdeki bir kutunun içinde ana rahmine dönercesine uyuduğu sekansta onun en savunmasız ve korunaksız vaziyetini izliyoruz.
Öğrencilerine vermesi gereken bir dersin saatini unutmak gibi okulla ilgili görevlerini aksatması, doktora çalışması için teklif aldığı Almanya’daki üniversiteye henüz bir yanıt vermemesi, üniversiteden aldığı bursun yakın zamanda sonlandırılması riskine karşılık hala bir iş arayışına girmemesi, taşınmasının gerektiği evindeki eşyalarını toplamaması ve yeni bir iş ev bulmak için herhangi bir teşebbüste bulunmaması hasıl oluyor. Bunlar olup biterken, kapıyı kimseye açmadığı halde müsaade almaksızın ziyarete gelen ailesi ve hiç yalnız bırakmayan yakın arkadaşı onu tıpkı Mabel gibi yabanileşmiş buluyor. Onun kaybının bir uzantısı olan Mabel, filmin sonlarına doğru bir uzantıdan özdeşleştiği bir canlıya evriliyor ve ikisini birbirinden ayırt etmek imkansızlaşıyor. Bir parçasının onunla özdeşleşmesi işlevsel bir amaca hizmet ederken, Helen’in tamamının Mabel ile özdeşleşmesi bir sorun teşkil ediyor ve Mabel’ın kaybolmasından korkan Helen’ın kendisi kayboluyor.
Bir (Yeniden) Anlamlandırma
Helen’in kaybolmamak için gösterdiği tüm çırpınışlar onun olumsuz bir yerde olduğuna işaret etmiyor. Aile ve çift terapisti sevgili Hocam Psikiyatrist Murat Dokur “Danışanların bize geldiği hali, o an o koşullardaki en iyi halidir” der. Bir dış ses olarak kronik yas sürecinin başında olduğu yorumunda bulunulabilecek Helen’in onun açısından bakıldığında olabildiğinin en iyi halinde olduğunu belirtmek daha yerinde bir yorumlama olacaktır. Bu hal, boşlukta gözle görülmeyen ve elle tutulmayan bir ağırlıktır. Nihayetinde bu ağırlığa tutunduğunu babasının gazetedeki arkadaşlarının onun anısına yaptığı törendeki konuşmasında “Babamın bana öğrettiği şeyin bağlantısız ve çerçeveden bakarak güvende kalmak olduğunu zannederdim. Ama şimdi tutkulu bir şekilde hayata bağlı olmak ve bir anı kaçırmamak olduğunu görüyorum” deyişinden anlıyoruz. Bu Helen için babasının varoluşunu yeniden anlamlandırması. Tabii kendi yaşamsal pozisyonunu da. Yeni sandığımız anlamlandırmalarımızın çoğu yeniden anlamlandırmalarımızı içeriyor ve devinim halinde içimizde bir şeyler sürekli yer değiştiriyor. Profesyonel destek almaya karar verdiğinde annesinin onun depresyonu için “Bu sensin, çok ileriye gidiyorsun ve geri geliyorsun” açıklaması hem Helen’in kişilik yapısına hem de uzaklara giden ama hep geri dönen Mabel’a filmin yaptığı göndermelerden oluyor. Bazen gidecek ama sonra onu tekrar ziyaret edecek acısı gibi ve bunun bilincinde.
Filme Dair
Son derece kırılgan, kritik ve karmaşık bir duygusal süreci incelikle ele alan “H Harfi Şahin içindir” filmi, başta başrol oyuncuları Claire Foy, ve Brendan Gleeson’ın olmak üzere oyuncularının şahane performansları açısından başarılı bir film olarak sinemadaki yerini almış ve uyarlama bir yapımda kitabın orijinal hikayesine sadık kalarak onu sinema perdesine ustalıkla taşımanın ve etkileyiciliğini korumanın güçlüğü göz önünde bulundurulduğunda, zor bir yükün altından hafiflikle kalkmış görünüyor. Film görsel bir zenginlik altında bizlere ruhsal katmanlarımızı detaylıca irdeleme ve mercek alma fırsatı sunuyor. Ülkemizde henüz gösterime girmiş filmlerden biri olmamakla beraber, girmesi halinde izlenmeye değer filmlerden biri olmuş. Şimdiden herkese iyi seyirler!
Yönetmen : Philippa Lowthorpe
Orijinal Fikir : Helen Macdonald
Senaryo : Emma Donoghue, Philippa Lowthorpe
Oyuncular : Claire Foy, Brendan Gleeson, Denise Gough, Sam Spruell, Lindsay Duncan
İngiltere-ABD-Singepur / Biyografi-Dram / 119 Dk.













