Nazik Canavar / Gentle Monster
SESSİZ BİR ÇIĞLIK FİLMİ
Marie Kreutzer “NAZİK CANAVAR”da tabu bir konuyu ele alıyor
Bu psikolojik drama, çocuk istismarı görüntülerine ilişkin bir soruşturmanın merkezinde kalan bir ailenin yaşadığı ahlaki ve duygusal çöküşü ele alıyor. Bu sessiz çığlık filmi çocuk istismarı konusunda suçlanan bir adamın karısının bakış açısından anlatılıyor. Film çocuk istismarı gibi bir konuyu sansasyonel bir suç hikayesi yerine, ahlaki sorumluluk ekseninde tartışmaya açıyor.
Avusturyalı yönetmen Marie Kreutzer’in “Nazik Canavar / Gentle Monster”i 79. Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yer alan bir psikolojik drama. Film, çocuk istismarı görüntülerine ilişkin bir soruşturmanın merkezinde kalan bir ailenin yaşadığı ahlaki ve duygusal çöküşü ele alıyor. Oğullarıyla Münih yakınlarına taşınan Lucy (Léa Seydoux) ve Philip (Laurence Rupp) mutlu bir hayat sürerken, evlerine gelen polisin Philip’i tutuklayıp, bilgisayarına el koyunca ailenin hayatı altüst olur. Yıkılan Lucy, kocası hakkında gerçeği aramaya koyulur. Gerçekte kimdir o ? Onu oğlundan uzak tutmalı mıdır ? Önünde sadece ünlü bir piyanist ve müzisyen, eş ve bir oğlan çocuğu annesi olarak kendi hayatı değil, aynı zamanda sorunlarıyla boğuşurken, kocasının davasını araştıran kadın polisin hayatına da bir pencere açıyor. Bu “sessiz bir çığlık” filmi çocuk istismarı konusunda suçlanan bir adamın karısının bakış açısından ele alınıyor.
Lucy Fransız deneysel bir müzisyen, Avusturyalı Philip az para kazanan bir belgeselci. Hafif maddi sıkıntı dışındaki ilişkilerini, pastoral mutluluklarını erotizm yüklü seks sahnelerinden izliyoruz. Lucy’nin kocasının tutuklanmasından sonra, sırlarını paylaşacağı kimsesi yok. Annesiyle (Catherine Deneuve) konuşmayan genç kadın Philip’in bahanelerini çelişkili buluyor. Filmin senaryosunu yazan Marie Kreuzer, konunun merkezinde yer alan suçun kendisinden çok, suçlanan kişinin yakınlarının yaşadığı şüphe, inkar, sevgi ve vicdan çatışmasına odaklanmayı tercih ediyor. Çok zor bir konuyu cesurca ele alan filmin anlatımındaki bazı tercihleri tartışmalı olduğu için “Nazik Canavar”ın etkileyiciliği azalıyor. Film, kesin cevap vermek yerine belirsizlik duygusunu aktarmayı tercih ediyor. Ancak Kreutzer’in son derece hassas konuyu büyük bir dikkatle işleyip perdeye aktardığını söylemek lazım.
DUYGUSAL PSİKOLOJİK GERİLİM
Filmin gri ahlak alanlarını cesur biçimde araştırdığı, kolay yargılardan kaçındığı, izleyiciyi tartışmaya ve düşünmeye zorlaması takdiri hak edyor. Filmin güçlü tarafının, güven duygusunun bir anda yıkılmasını ve bunun aile üzerindeki psikolojik etkilerinin gerçekçi biçimde gösterdiği söylenebilir. Film, kocasıyla birlikte şehri terkedip kırsala yerleşen ve burada şok edici bir gerçeği keşfeden piyanist Lucy’nin yaşadığı travmaya odaklanıyor. Bu sırada azimli bir polis dedektifi olan Elsa (Jelle Kühn) demans hastası babasına bakmaktadır. İki kadının yolu rahatsız edici sırları olan adamlar etrafında kesişir. Hayatını altüst eden bir gerçeği keşfeden Lucy, kocası Philip’in şiddetli tükenmişlik sendromunu hafifletmek umuduyla hayatında radikal bir karar alarak ailesini şehir dışı bir kır evine taşımıştır. Yeni evlerini kurma fırsatını bulmadan sabahın erken saatlerinde yapılan bir polis ziyaret dünyalarını altüst eder. Yalnız kalan ve küçük oğlunu korumak için çaresiz kalan Lucy, sevdiği adam ile onun ne yapmış olabileceği korkusu arasında sıkışıp kalmış bir halde, durumla tek başına yüzleşmek durumundadır.
Lucy, hem eşinin gerçekten suçlu olup olmadığını anlamaya çalışır, hem de küçük oğlunun zarar görmediğini araştırırken, ailesinin ve kendi yargılarına olan güvenini sorgular. Soruşturmayı yürüten, hayatındaki sorunları çözmekle uğraşan Elsa’nın özel yaşantısındaki aile ilişkileri de filminn ahlaki temalarını derinleştiren ikinci bir hikaye olarak paralel anlatılıyor. Marie Kreutzer, kendi kuşaklarının sembolleri olan bir film aktrisi olan Catherine Deneuve ile Léa Seydoux’yu ilk kez bir araya getiriyor. Film duygusal bir dramayı psikolojik gerilim ile harmanlayan bir hikaye anlatıyor. Filmde ünlü piyanist karşılaştığı gerçek ile aşkın, güvenin, hayal kırıklığının karmaşıklığıyla yüzleşmeye zorlanıyor. Ancak, filmin çok güçlü bir çıkış noktasına sahip olmasına rağmen dramatik potansiyelini tam olarak gerçekleştirdiğini söylemek zor. Aile içindeki çöküşü inandırıcı biçimde anlatmasına rağmen filmin bunun ötesine geçemediğini, tematik açıdan vaad ettiğinden, beklenenden daha sınırlı kaldığı iddia edilebilir.
Marir Kreutzer’in filmin merkezindeki zor meseleleri yeterince derinleştiremediğini ve bazı dramatik düğümleri çözümsüz bıraktığını yazan eleştirmenler oldu. Özellikle polis Elsa karakterinin aile hayatına odaklanan yan hikayenin filmin ana anlatısını zayıflattığını iddia eden eleştiri yazıları oldu. Filmin en çok övgü alan yönleri oyunculuklar ve atmosfer olurken, Kreutzer’in zor ve tabu bir konuyu sansasyon yaratmadan dürüst bir yorumla anlatmayı başardığı söylenebilir. Marie Kreutzer, Le Monde’daki söyleşisinde filmin 2020’de Almanya’daki büyük bir çocuk istismarı ağı hakkında okuduğu bir gazete haberinden doğduğunu anlattı. Haberin ayrıntılarının onu derinden sarstığını ve suçluyu değil, suçlanan kişinin yakınlarını merkeze koymasının bilinçli bir tercih olduğunu ilave etti. Kreutzer ayrıca filmin “Corsage”da birlikte çalıştığı oyuncu Florian Teichmeister’in daha sonra çocuk istismarı görüntüleri bulundurmaktan mahkum edilmesiyle, bambaşka bir anlam kazandığını söyledi.
CESUR VE ZOR BİR KONU
İlk anda projeyi rafa kaldırmayı düşündüğünü, ancak daha sonra tam tersine bu olayın filmi çekmesi için daha güçlü bir gerekçe oluşturduğunu ifade etti. Söyleşide Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramına değinen yönetmen, filmdeki “canavar” kelimesinin ironik olduğunu, bu insanların dışarıdan bakıldığında canavar gibi görünmediklerini, aksine sıradan insanlar olduklarını ve filmin tam olarak bu rahatsız edici gerçeği sorguladığı üstünde durdu. Film çocuk istismarı gibi hassas bir konuyu sansasyonel bir suç hikayesi yerine, güven, inkar, sevgi ve ahlaki sorumluluk ekseninde tartışmaya açmayı amaçlıyor. İncelikli feminist ve rahatsız edici bir film olarak “Nazik Canavar”, en çok sevdiğimiz ve hayatımızı paylaştığımız kişinin karanlık biri olması durumunda ne olacağını sorguluyor. İnkarımızı, şokumuzu, öfkemizi ve belki de kabullenişimizi nasıl yönlendiririz ? Bu soruları Léa Seydoux’nun kocasının ofisine bir gün korkunç bir nedenle polis baskını yapıldığında sarsıyor ve zorluyor.
79. Cannes Film Festivali ana yarışmasında 2 filmin başrolününde (Arthur Harari’nin “Bilinmeyen / L’inconnue” ve “Nazik Canavar”) izlediğimiz Léa Seydoux, bu filmlerdeki güçlü performanslarıyla Fransa’nın en iyi karakter aktrislerinden biri olduğunu kanıtlıyor. “Mavi En Sıcak Renktir / La Vie D’Adele” ile Altın Palmiye Ödülü sahibi olan Léa Seydoux’nun yüz ifadelerine dayanan oyunculuğu “Nazik Canavar”ın en güçlü meziyetleri arasında gösterildi. Filmdeki korkulu, öfkeli, kederli, şüpheci, kavgacı Lucy rolünün hakkını veriyor. Catherine Deneuve’ün Lucy’nin bunaltıcı annesi rolü kısa ve öz, kızına bağımsızlığın en iyisi olduğunu israrla söylerken, inandırıcı oluyor. İyi bir adam olduğunu ve bir film için araştırma yaptığını iddia ederek yaptığı hatayı israrla savunan, ancak hikayesi sürekli değişen Philip rolünde Laurence Rupp’un performansı inandırıcı.
Yönetmen ve senaryo yazarı Marie Kreutzer ile bitirecek olursak, kendisi 1977 Graz doğumlu bir Avusturyalı sanatçı. Kendisini başyapıtı “Corsage” filmiyle tanıyoruz. 2022 Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen film, Vicky Krieps’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırmıştı. “Corsage” Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth’in hayatından bir yılını konu alan kurgusal bir tarihi film. Kreutzer çağdaş Avusturya sinemasın ın önde gelen yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir ve filmlerinde sıklıkla kadın kimliği, toplumsal roller ve psikolojik baskılar gibi temaları işler. Kreutzer’in “We Use To Be Cool” (2016) modern ebeveynlik kuşak çatışmalarını ele alan bir komedi-drama. “The Ground Beneath My Feet” (2019) Berlin Film Festivali ana yarışmasında gösterilen bir dram.
Yönetmen / Senaryo : Marie Kreutzer
Görüntü Yönetmeni : Judith Kaufmann
Kurgu : Ulrike Kofler
Müzik : Camille
Oynayanlar : Léa Seydoux, Laurence Rupp, Catherine Deneuve, Jelle Haase, Sylvester Groth









