Örümcek Adam : Yepyeni Bir Gün / Spider-Man: Brand New Day
Aktörün şöhreti kahramanı geçince…
Örümcek Adam’da değişen bir şey yok : yine atlayıp zıplıyor, düşüyor, kalkıyor ve kurtarıyor; ama değişen biziz! Düş kırıklığım onu, yani Tom Holland’ı yine karısı Zendaya ile aşık rolünde görmek! Oysa evimizin ünlüleri olup çıktılar…
Yazın heyecanla beklenen bir filmi daha ayın son günü vizyona giriyor; Spider Man; namı diğer Örümcek Adam!
Örümcek Adam tişörtü giymiş genç gazeteci arkadaşlar bile var, filmin basın ön gösteriminde, muhtemel, annesinin elini tutmuş pek çok küçük delikanlı da aynı kıyafette olmak isteyecek.
En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; bu film, tıpkı diğer Örümcek Adam’lar gibi, 30 yaş altı bütün erkek çocukları için pek keyifli bir eğlencelik. Ben ne halt mı ediyorum o sinema salonunda? Kedi ve gazeteci meraktan ölmüş! Bendeniz de Sokak Kedisi bir gazeteci olarak elbette oradayım, cinsi latif olmama ve yaşıma rağmen. Aslında elbette sevdiğim bir kategori var ama iyi çekilmiş, iyi oynanmış bir sinema filminden, kategorisi ne olursa olsun, bir sinemasever olarak zevk almayı da bilirim.
Karaktere ısınamadım
Spider Man’de beni ilk rahatsız eden ne oldu dersiniz? Bir süper kahraman filmi izleyeceğimi, burada tüm fizik kurallarının askıya alınacağını, gerçeküstü bir evrende dolaşacağımı ve bunu önemsemeyeceğimi elbette biliyorum. Ama madem bir süper kahraman izleyeceğim, o süper kahramanla bir gönül bağı kurmak istiyorum ama yapamıyorum; çünkü neden? Çünkü çok yakın zamanda onu Odysseus filminde Telemakhos rolünde izledim, aklımda hala o tarihi kıyafetleriyle bundan bin yıl önceki destansı bir dünyanın içinde kahraman olamamış, annesi tarafından korunmaya muhtaç bir çocuğu canlandırıyordu! Gözümün önünde hala öyle duruyor. O korunmaya muhtaç çocuk, burada süper kahraman? Oturmuyor…
Çok tanındılar
Onu da geçtim, Odysseus filminin o kadar çok reklamı yapıldı ki, o filmde Athena’yı canlandıran karısı Zendaya ile medyada o kadar çok göründüler ki, burada da Tom Holland ve Zendaya’yı yan yana görünce aklıma medyanın karşısında şık şıkıdım kıyafetlerle tanıtım için poz verdikleri sahneler geliyor ve filmdeki karakterleri buhar olup uçuyor, bütün inandırıcılığını kaybediyor.
Şöhretleri kahramanları perdeliyor
Sinema kuramında bu “inanç askısı” denen kavramla bağlantılı. Seyirci gerçek dışı olayları kabul ediyor ama bunun sürdürebilmek için karakterle duygusal bağ kurması gerekiyor. Artık bunu tartışmaya açmak gerek : oyuncunun kamusal kimliğinin filmdeki karakterini gölgelemesini… Üstelik bir de burada zaten birlikte yaşayan çift filmde de sevgili rolündeyse içimden hadi hadi çekinmeyin, öpüşün, zaten berabersiniz demek geliyor!
Bütün kahramanlar burada
Bir süper kahraman filminde seyirci zaten olmayacak her şeyin olduğuna inanmaya hazırdır, bunun için orada. Hele bu filmdeki gibi bütün süper kahramanlar ya da kötüler bir araya gelmişse, Hulk burada, Scorpion burada, herkes burada… Tamam, köprüler uçuyor, binalar uçuyor, New York yanıyor, en gizli bölmelere giriliyor, insanlar bir donuyor, bir kalıyor, ama sanki her şey olağan akışındaymış gibi izlerken bizim derdimiz karakterin duygusal dünyası oluyor: Peter neden içine kapandı, neden sevgilisinden ayrıldı, neden evine kapanıp dünyayı kurtarmak için fizik ve moleküler biyoloji bilgisini kullanmaya başladı? Koskoca New York polisinin altından kalkamadığı her olayı, uçarak koşarak, ellerinden püskürttüğü örümcek ağlarıyla kötü adamları yakalayarak neden o çözüyor?
Ruh dünyası
Dilinin altında ne var, neden yalnız kahraman? Ve hatta ötekiler de neden yalnız? Hatta kötü kız bile neden kötü kız? Çok güçlü oldukları için polis kardeşini kaçırıp öldürdü diye mi? O zaman kötü kız değil? İşte bu duygusal bağları kurmaya çalışırken gelip çatıyoruz, ünlerine ve kamunun önünde oynadıkları şöhretli rollerine… Yani iki saat patlayan çatlayan, havaya uçan bir sürü şey seyretmekten yorulduğunuzda aklınızda kalan bir iki duygusal sahne, polisin her şartta kötü olduğu, üniversitedeki fizik derslerinin kahraman olmaya yaradığı, yalnızlığın da depresyondan başka bir halt olmadığı ortaya çıkıyor.
Komik ve heyecanlı
Lunaparktaki heyecan ve korku yaratan oyuncaklar gibi eğlendiriyor film : Marvel filmlerinde hep olduğu gibi burada da bol bol aksiyon, görsel efekt, gençlik enerjisi, mizah ve macera var ve bu tam da genç izleyiciyi hedefleyen bir popüler sinema dili. Niye 35 yaş altı erkek çocuklar bayılır diyorum, çünkü hiçbiri benim düşündüğüm incelikleri düşünmez, keyifle seyredip eğlenir. Kadınların daha az hoşlanacağına eminim, ama onlarda da 25 yaş altı için ideal! Üstelik bol mısırla!
Yönetmen : Destin Daniel Cretton
senaryo : Chris McKenna, Erik Sommers
Görüntü Yönetmeni : Brett Pawlak
Kurgu : Nat Sanders, Gina Sansom, Harry Yoon
Müzik : Michael Giacchino
Oyuncular : Tom Holland, Zendaya’ya, Sadie Sink, Jon Bernthal, Jacob Batalon, Michael Mando, Mark Ruffalo
ABD / Bilimkurgu-Aksiyon-Macera-Fantezi / 145 Dk.















