Kefaret

HÜMANİST VE DÜRÜST BİR FİLM

R. Van Dyk ilk uzun metrajlı filmi “KEFARET”teki olgunluğuyla şaşırtıyor

Irak Savaşı’nın gerçek bir olayını perdeye taşıyan filmde, Reed Van Dyk ilk uzun metrajlı filmindeki başarısı ve olgunluğuyla şaşkınlık yaratıyor. Açtığı ateşle Iraklı masum bir ailenin 3 ferdini öldüren Amerikalı asker yaşadığı pişmanlıkla, 10 yıl sonra ailenin geride kalanlarıyla uzlaşmaya çalışıyor. Film savaşı askeri değil, insani sonuçları üzerinden ele alıyor.

OrtaKoltuk Puanı:

 

“Kefaret / Atonement” ilk uzun metrajlı filmindeki başarısı ve olgunluğuyla şaşkınlık yaratan Reed Van Dyk’ın etkileyici bir savaş draması. 33. Adana Altın Koza Film Festivali’nin en kaliteli filmleri arasında yer alan film, gerçek olaylardan esinlenerek savaşın gerçek bedelinin tartışılamayacağını şamar şiddetiyle yüzümüze vuruyor. Affetmek ve pişmanlığın yerini sorgulayan bu sarsıcı film, Irak işgali sırasında bir ABD’li askerin anlık bir kararıyla günahsız bir Iraklı ailenin felaketine neden oluşunu ve yıllar sonra pişmanlıkla bu aileyle temasa geçme çabalarını izliyor. Hikayenin kaynağı, gazeteci Dexter Filkins’in 2012 yılında The New Yorker’de yayınlanan “Atonement” başlıklı makalesi, filmde aile ve bazı gerçek kişilerin isimleri değiştirilmiş. Reed Van Dyk ve Dexter Filkins senarist ikilisi Irak Savaşını askeri değil, insani sonuçları üzerinden ele alıyorlar. Yaklaşımlarının önemli tarafı, savaşı büyük askeri operasyonlar veya politik tartışmalar üzerinden anlatmak yerine, tek bir ailenin başına gelen trajediye yoğunlanmasıdır.

SAVAŞIN VİCDANLARDA BIRAKTIĞI İZLER

Son Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde dünya prömiyerini yapan “Kefaret” Toronto Film Festivali’nde de gösterildi. Benim Adana Film Festivali’nde keyifle izlediğim film, 8 Ekim’de başlayacak Filmekimi programında da yer alıyor. Vizyon tarihi ise 16 Ekim. Filmin konusuna gelince… Film 2003 Irak Savaşı’nın ilk günlerinde Bağdat’ta meydana gelen gerçek bir olaya dayanıyor. ABD Deniz Piyadesi Lou’nun (Boyd Holbrook) bir çatışma sırasında verdiği ani bir karar sonucunda, içinde Iraklı Khachuturian ailesinin bulunduğu 2 araca ateş açıyor ve aileden 3 kişi hayatını kaybediyor. Oysa ki yaşlı bir baba, 2 oğlu, karısı, gelini ve 2 çocuğun içinde bulundukları araçların tek amacı evlerine varmaktır.

Film daha sonra yaklaşık 10 yıl ileriye gider. Ağır bir depresyon geçiren Lou artık Irakta yaşadıklarının ağır psikolojik ve vicdani yüküyle baş etmeye çalışmaktadır. Bu sorunlu deniz piyadesi, kendisinin ve birliğinin ateş açtığı Iraklı ailenin hayatta kalan üyeleriyle uzlaşmayı aklına koyar. Lou, vahim olayı bizzat yerinde yaşayıp hakkında yazan ünlü gazeteci Michael Reid’e (Kenneth Branagh) ulaşır ve kendisiyle bağlantı kurmasını ister.

Amacı olayda kocası ve 2 oğlunu kaybeden Miriam Khachaturian (Hiam Abbas) ve hayatta kalan üyeleriyle buluşabilmektir. Zira yaralı aile ABD’de yaşayan bir akrabalarının aracılığıyla buraya göç etmiş ve hayatlarında yeni bir başlangıç yapmaya çalışmıştır. Dul gelin Nora (Gheed) bölgede yaşayan dürüst bir Iraklıyla ikinci evliliğini yapmıştır, çocukları ABD’ye uyum sağlamıştır. Gerçek olaylara dayanması “Kefaret”i daha karmaşık hale getiriyor. Şöyle ki, Dexter Filkins’in gerçek olay üzerine yazdığı makaleden uyarlanmış olması nedeniyle film, yalnız kurmaca bir savaş filmi değil, Irak Savaşı’nın siviller üzerindeki sonuçlarına ilişkin gerçek bir olayın sistemetik yorumu olarak da önem taşıyor. Senarist ikilisi savaşın yarattığı travmayı daha kişisel ve insani bir noktaya taşıyarak “Kefaret”i hümanist bir film yapıyorlar.

Melodramın tuzaklarına düşmekten kaçınan film, özellikle final bölümündeki güçlü duruşuyla puan kazanıyor. Senaryo çatışmanın iki tarafındaki insanların kayıplarını aynı insani çerçevede ele alıyor. Savaş karşıtı sloganlardan kaçınan film, karakterlerin psikolojik guruşlarını ve olayların sonuçlarını izlemekle yetiniyor. Film savaşı büyük bir tarihsel panorama olarak değil, tek tek insanların bedenlerinde ve vicdanlarında bıraktığı izler üzerinden anlatıyor. Anlattığı olayın failini, hayatta kalanını ve olaya tanıklık eden kişiyi merkezine alan film, son bölümündeki şiirsel, olumlu yaklaşımı ile ikna edici olmayı başarıyor. The New Yorker yazarı Michael Reid yalnızca olayları birbirine bağlayan bir karakter değil. Gerçek olayın kamuoyuna aktarılmasını sağlayan gazetecinin, yıllar sonra savaşta karşı karşıya gelen iki tarafın buluşmasında aracı olması, filmin hikaye anlatmak ile sorumluluk almak arasındaki ilişkiyi de güçlendiriyor.

Filmin kalbindeki dramatik soru şudur : “Bir insan, yıllar önce sebep olduğu ve geri döndürülemeyecek bir ölümün ardından gerçekten “kefaret” ödeyebilir mi ?”. Filmin doruk noktasında Lou İle Miriam’ın yıllar sonra gerçekleştirdikleri yüzleşme vardır. Suçluluk ile affedilme arasındaki farkı sorgulayan film, Lou’nun pişmanlığını ve sorumluluğunu kabul ettiğini anlatıyor. Ancak film, pişmanlığın karşı tarafın affetme yükümlülüğü anlamına gelmediğini tartışmaya açıyor. Bu nedenle senaristler Miriam’ın perspektifine, Lou’nun vicdan muhasebesi kadar önem veriyorlar. Filmin dikkat çekici özelliklerinden biri, hikayenin yalnızca Amerikalı askerin travmasına indirgememesi. Miriam özellikle filmin son bölümünde anlatının merkezine yerleşiyor. Bu yönüyle “Kefaret” alışılmış Hollywood kalıplarını sorguluyor. Film, savaşın arkasında bıraktığı acılar, travmalar, sivillerin kaybı, askeri suçluluk, affetme gibi temaların hakkını veriyor.

KATALİZÖR GAZETECİ

Filmin kolay bir Amerikalı asker travması hikayesine dönüşmemesiyle takdir toplayan “Kefaret”, Miriam’ın ve ailesinin yaşadığı kaybı, Lou’nun vicdan azabıyla aynı derecede anlatının merkezinde tutuyor. Bu da filmi inandırıcı kılıyor. Amerikan ordusunun deniz piyadelerine tehlikeyi gördüklerinde amirlerine danışmadan ateş etme yetkisi vermesi, Lou’nun bir asker olarak kendisine verilen eğitim gereği ateş etmesini, yıllar sonra bunun sonuçlarıyla yüzleşmesine yol açıyor. Ancak film Iraklı bir ailenin kaybını yalnızca Lou’nun travmasının arka planı olarak kullanmıyor; onların kaybını başlı başına bir trajedi olarak ele alıyor. Film Iraklı sivillerin perspektifini merkezine alma çabasıyla, “affetmek mümkün müdür ?” sorusuna kolay bir cevap vermeden tartışması nedeniyle dikkati çekiyor.

Filmin başarılı oyuncu kadrosunda, Lou’yu canlandıran Boyd Holbrook, konuşmadan, beden diliyle vicdan azabı çeken askerin taşıdığı suçluluk duygusunu ve travmasını ikna edici biçimde taşıyor. İsrail’in Nasıra şehrinde doğan, Fransız vatandaşı da olan Filistin’li karakter oyuncusu ve yönetmen Hiam Abbas (her zaman olduğu gibi) güçlü performansıyla hayranlık uyandırıyor. Hiam Abbas “Kefaret”in duygusal ağırlık merkezlerinden biri olmayı başarıyor. Sinemada ve tiyatroda Shakespeare oyuncusu, yönetmen, 7 Oscar adaylığından birini ödüle çeviren, Bafta ve Venedik Film Festivali ödüllü, İrlandalı Kenneth Branagh Avrupa’nın en yetenekli karakter oyuncularından biri olduğunu “Kefaret”te kanıtlamayı sürdürüyor. Branagh arabulucu gazeteci Michael Reid rolünde, ölçülü ve destekleyici performansıyla öne çıkıyor. Gelin Nora’da Iraklı aktris Gheed ve ikinci kocası Assad’da Ürdünlü aktör Majd Eid oyuncu kadrosunun başarısına ortak oluyorlar.

Yazımı türün ünlü örneklerini hatırlatmakla tamamlamak istiyorum. “Savaş bitiyor ama askerlerin zihninde savaş devam ediyor” temasını işleyen Hollywood başyapıtları arasında Vietnam Savaşı konulu filmlerle başlayalım. Sayacağım ilk 3 film için “hangisi daha iyi” sorusuna cevap vermek güç. Bunlar, Micheal Cimino‘nun En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 5 Oscar Ödülü kazanan “Avcı / The Dear Hunter”i, Martin Scorsese’nin Altın Palmiye ve 2 Bafta Ödüllü, Robert De Niro’un harikalar yarattığı “Taksi Şoförü / Taxi Driver”i, Oliver Stone’un En İyi Yönetmen dahil 2 Oscar Ödüllü “Doğum Günü 4 Temmuz / Born On The Fourth July”ı. Vietnam konulu ağır toplara, 3 Oscar ve Cannes Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Ödüllü Hal Ashby’nin “Eve Dönüş / Coming Home”unu, Adrian Lyne’ın “Merdiven / Jacob’s Ladder”ini ve Tedd Kotcheff’in “İlk Kan / First Blood”unu ilave etmek lazım. Irak Savaşı ile ilgili önemli yapıtlar, Clint Eastwood’un ”Keskin Nişancı / American Sniper”ini, Paul Haggis’in “Tanrılar Vadisi / İn The Valley Of Elah”ını, Doug Liman’ın “Duvar / The Wall”u.

Yönetmen / Senaryo : Reed Van Dyk

Görüntü Yönetmeni : Jon Peter

Kurhu : Chelsi Johnston

Müzik : Zak Engel

Oyuncular : Boyd Holbrook, Kenneth Branagh, Hiam Abbass, Gheed, Majd Eit, Tahseen Dahis, Gratiela Brancusi, Khris Davis

ABD / Dram-Savaş / 118 Dk.

HİAM ABBAS

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz