Yanıyor / Es Brennt
DÖRTNALA KOŞAR ADALET, AYAĞINDA KAN KIRMIZI TOPAL ZAFERLER
Filmde, bazı durumlarda halk tarafından uyarı yapılmasına rağmen hükümet tarafından önlem alınmadığına vurgu yapılıyor. Anlatılan hikayede Toplumsal duyarsızlığa, yangını söndürme ihtimali varken, çıkan seslere üstün gelinilmiş olmasına bir gönderme yapılıyor. Almanya’da hiçbir platformun kabul etmediği bu film, İngiltere’de bir okulda resmi müfredata eklenmiş. Bu olaydan sonra Almanya’da kanun çıkarılmış ve güvenlik önlemleri alınmış.
“Irkçılık sosyal bir yapıdır. Gücü paylaşmak istemeyen insanlara çıkar sağlar. Azınlığı ezerek, onu yok sayarak para kazanırlar, kendilerini büyütürler. Ama sadece bir ırk vardır. O da insanlıktır.” TONİ MORRİSON
Micro ırkçılıktan büyüyen olaylar, asabiyetin farklı versiyonlarıyla insanın yabancı olduğu her yerde ırkçı hegemonyayı besleyebilir. Gruplar kendilerini üstün tutup, “diğerini” aşağılayabilir. Biyolojik kökleri, zenofobik eylemlere kurban edip ayrımcılığa çanak tutanlar, önyargılarını eyleme dökme cesareti gösterebilir. Kültürel uyumsuzluğun referans alındığı ve haklara her türlü erişim engeli, ırkçı fikirleri beslerse yabancı düşmanlığı tam da bu noktada devreye girer. Kültürel uyuşmazlık, modern kapitalizmin yakıtı olup görünürde ayrım yapmayan ancak temelde göç edilen ülkenin yapısını bozduğu düşünülen göçmenleri hedef haline getirebilir.
2009 yılında Almanya Dresden’de mahkeme salonunda gerçekleşen ırkçı saldırıda hayatını kaybeden Marwa el-Sherbini’nin hikayesinden esinlenilen YANIYOR filmi, Almanya’ya entegre olmuş Arap kökenli bir ailenin dağılmasını konu alan dram filmidir. Göçmenlerin maruz kaldığı şiddeti, karakterlerin mahkeme salonunda kendilerini ifade ettikleri sahneler üzerinden ilerleterek faşist bir Alman’ın (Franz Klaus), ırkçı siyaset kanadını tarihsel temellerde konumlandırdığı savunması, mahkeme salonundan çıkış anlarında davacı aileyi takip etmesiyle baskıyı arttırır. Asıl meselenin “yabancı olmak” olduğu, baskı ve şiddetin her yerde olabileceği fikri, filmi evrensel bir boyuta taşıyor. 40. Münih Festivali’nde dünya prömiyerini yapan film, sistematik ırkçılığa dikkat çekiyor.
Mahkeme salonlarının en temel özelliği kördüğüm olmuş konuların artık çözüme kavuşabileceği inancını arka planda yaşatmasıdır. Oysa mahkeme salonu, filmde yapısal şiddetin güçlü temsilcisidir. Soğuk duvarlara çarpan adalet arayışının yankısı, bulunabileceğine dair büyüttüğü inancı, suçlu ve masum arasındaki gergin ipin eli kanatmasından çok daha büyüktür. Erol Afşin’in “Yanıyor” filminde Almanya’da yaşayan Arap kökenli ailenin maruz kaldığı aşağılanma en temelde yaşam hakkı ihlaline sebep olan bir saldırıdır.
Defalarca savunması alınan faşist davalıya – mahkeme heyetinin adaleti her iki taraf için sağlama gayreti gibi görünse de – ırkçılığın savunuculuğunu geçmiş olaylar üzerinden sağlam(!) kurgulamasına fırsat veriliyor. Aslında ırkçılık yapmaya hakkı varmış fikri bile filizleniyor. Öte yandan mağdur olan kadın göçmenin hakkını savunmaya çalışan hâkim, ikiyüzlü davranmış konumuna düşüyor. Psikolojik manipülatif söylemlerle Franz Klaus, hâkime “Siz de böyle düşünmüyor musunuz” diyerek gerçek fikir ve ideal fikir arasında salıncak kuruyor. Çocuğun parkta salıncak sallanırken ırkçılığa maruz kaldığı sahnede “kontrol ve serbest bırakma” eylemleri arasında salınması, filmin sarsıcı zıtlıklar bütününü oluşturuyor.
Tereddüt Çizgisi filminde duruşma esnasından çatısı akan salonun, görünürde ilerleyen ancak görünmeyen yüzüyle, ağır aksak bir adaletin keskin metaforu olduğunu da hatırlamadan edemiyorum. “Yanıyor” filminde sanık en son duruşmada ağırlaştırılmış müebbet cezası alıyor. Ceza aldıktan hemen sonra davacı, hamile kadını mahkeme salonunda katlediyor. Olay sonrası ifadesi alınan hâkim “Hemen yanda tam teşekküllü bir acil servis olsaydı bile, kadın kurtulamazdı” diyor. Adalet bıçaklandı.
13,5 günde çekilen film, evde yakın çekim sahneleriyle ilerlerken, dış mekanlarda kamera uzağa konumlandırılmış. Bunun altında yatan temel sebep, dış mekanlarda gözlem vurgusu diye düşünüyorum. Ailenin dışarıdan nasıl algılandığının, izleyiciye kamera açılarıyla verilmesi bir taraftan da seyirciyi sessiz bir gerilime çekiyor. Irkçılığa maruz kalan çocuk, film boyunca mahkeme koridorlarında ve evde çekim yapıyor. Böylece kayıt altına alınan kareler, karakter arkları ve donuk yüzleşmeleri yansıtan rahatsız edici anlar olarak ölümsüzleştiriliyor.
Filmin müziklerini Erdem Gül yapmış. ES BRENNT “Bizi Öldürecekler” 1936 yılında Mordechai Gebırtıg tarafından yazılmış Yidiş bir şarkı. Alevlere kurban giden bir Yahudi kasabasının anlatıldığı ağıtla, insanlar sessiz kalmamaya davet ediliyor. Filmde gönderme yapılmak istenen ise uyarı olmasına karşın önlem alınmadığı. Toplumsal duyarsızlığın, yangını söndürme ihtimali varken, çıkan seslere üstün gelmiş olmasına bir gönderme, Almanya’da hiçbir platformun kabul etmediği film, İngiltere’de bir okulda resmi müfredata eklenmiş. Bu olaydan sonra Almanya’da kanun çıkarılmış ve güvenlik önlemleri alınmış.
Harper Lee’nin klasik romanından uyarlama Bülbülü Öldürmek filmindeki ırkçılığın masumiyeti yok edişi ve Albert Camus’un Yabancı adlı eserinde öldürülen kişinin sadece “Arap” diye anılması, filmdeki küçük çocuğun sessizliği ile doğrudan bağlantılı bana kalırsa. Dışlanan öznenin isimsiz kalması, mahkeme salonunun nihai kararının şiddete yenik düşmesi, ırkçı bakış açısının farklı tonları. Çocuğun, yaşadığı toplum tarafından etnik kökeniyle dışlanması yalnızlığının başlangıcı gibi dursa da, annesini ve doğmamış kardeşini ırkçı eylemlere kurban vermesi gerçek yalnızlık-kökten yabancılaşma olarak hayatı boyu peşinden gidecek.
Misafir Yazar : DİLEK EROL
Yönetmen / Senaryo : Erol Afşin
Görüntü Yönetmeni : Emrah Çelik
Kurgu : Faris Saleh
Müzik : Erdem Doğan
Oyuncular : Malick Bauer, Zeynep Bozbay, Yusuf Çelik, Husam Chadat, Louison Corni, Rana Farahani, Halima İlter, Patrick Joswig, Kida Khodr Ramadan, Sandra Maren Schneider, Nicolas Garin, Sohel Altan Göl
BAE / Dram / 89 Dk.









