Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi / Portrait de la jeune fille en feu

Alev Almış erkeksiz Kadınlar!

“Alev Almış bir Genç Kızın Portresi” bir filme koyulması en son akla gelebilecek bir isimken tam da bu yüzden filmi iyice cazip hale getiriyor ve merak uyandırıyor! Nedir bu “alev alan genç kız” olayı?

Film, Fransız filmi ama hikayesi 18. yy sonlarında Britanya’da, izole bir adada geçiyor. Genç ressam Marianne, bu adaya manastırdan yeni çıkarılmış bir başka genç kızın portresini yapmak üzere çağrılmış. O dönemin koşulları işte, herkesin elinde her dakika selfie yaptığı bir son model cep telefonu yok, hatta fotoğraf makinesi bile yok. Bu işi potre çizen ressamlar görüyor.

Heloise’in de portresinin yapılması gerekiyor çünkü Milano’da yaşayan bir talibi var, ama kendisini görmek istiyor. Heloise ise bu hiç tanımadığı talibiyle evlenmek istemediği için portresini de yaptırmayı reddediyor, dolayısıyla portrenin onun haberi olmadan yapılması gerekiyor. Sorun bununla da bitmiyor. Bu evliliğin bir an önce yapılıp bu ıssız adadan asıl memleketi Milano’ya dönmek isteyen, kızın annesi. Ve bunun için de zengin taliple önce büyük kızını evlendirmek istemiş ama o da tanımadığı biriyle evlenmek istemediği için denize düşüvermiş.

Elde kalan son kızını manastırdan çıkaran ama denize düşmesin, yani kendini atmasın diye evden bile dışarı çıkarmayan anne, ressam Marianne’ı kızına refakatçi diye tanıtıyor. Marianne, gündüzleri onunla deniz kıyısında hemen hiç konuşmadan yürüyüş yaparken yüzünü incelemeye çalışmakta, geceleri de atölyeye çevirdiği odasında kızın portresini yapmaktadır.

Filmlerin konusunu anlatmaktan kaçınırım ama bu girişi yapmazsam hiçbir şey anlamayacaksınız. Hatta şunu bile söylemekte fayda var; o dönemler evdeki kızlardan büyüğü manastıra adanır, diğeri evlendirilir. Kardeşi ölünce Heloise, adandığı manastırdan çıkarılıyor ama orayı bile özlüyor çünkü hiç olmazsa orada müzik var ve şarkı söylüyordu! Evin ise manastırdan farkı yok, zaten filmde hemen hiç erkek karakter yok!

Filmde beni en çok etkileyen ışık kullanımı oldu desem? Resim, ressamlık, modellik, portre ressamlığı üzerine konusu örülen filmin geçtiği zaman diliminde elektrik yok tabii ve karanlık mekanlar, karanlık odalar, mumun ve alevlerin titrek ışığıyla aydınlanan parıl parıl yüzler, Rembrandt tabloları gibi, o kadar etkileyici ki. Ressam Marianne da bu ışıksızlıktan muzdarip, odasında sürekli gün ışığını yakalamaya çalışıyor ama bir tek geceleri yalnız kaldığı için de hayli zorlanıyor. Buna rağmen şahane bir iş çıkarıyor, evin tek hizmetkarı genç kıza giydirip çizdiği yeşil elbisenin üzerine Heloise’in potrtesini oturtuyor.

Ne ki günler geçmiş, süre bitmiş, anne tabloyu görmek istiyor. Bu arada iki genç kadının arasında başlayan sessiz ve derin diyalog ve dostluk, bakışmalar, Heloise’in Marianne’a güven duyması ve içini açması, ressamı ikilem içinde bırakıyor. Heloise’e sırrını açıklamalı, bu güveni kötüye kullanmamalı. İşte o zaman iki genç kadının arasında büyük bir çatışma, kin ve nefret ve bu duyguların karmaşasından hiç beklenmedik bir alevlenme doğuyor!

Açıkçası beyaz perdede daha önce de eşcinsel birliktelikler ve sevişme sahneleri izlemiş ve hayli rahatsız olmuştum. Kadınların ki daha mı estetik oluyor, yoksa çeken yönetmen Céline Sciamma mı bu kadar estetik çekmiş, hiç rahatsız etmiyor. Şiirsel demiyeceğim ama görsel bir şölen gibi akıp gidiyor. Bu arada birbirlerine çarptıkları lafların salonda pek bir takdir topladığını da itiraf etmeliyim!

 

Çok az olmakla birlikte açık mekanlarda çekilen sahnelerde de ışık oyunları baş rollerde. Annenin kısa bir süreliğine Milano’ya gitmesini fırsat bilen kızlar, köydeki şenliğe katılırlar, ortadaki ateşin etrafında toplanmış kadınlar bir ayini andırır biçimde nakarat söylemektedir. İşte Heloise, uzun etekleriyle oradan geçer ve etekleri tutuşur, hiç de umursamaz, yürümesine devam eder ama diğer kadınlar koşuşarak söndürür alev alan eteklerini. Aslında alev alan Heloise’in etekleri değil kalbidir ve bu metafordan etkilenen Marianne bu sahneyi de resmeder.

28. sayfa sürprizini keşfetmeyi ise seyirciye bırakıyorum. Cannes Film Festivali’nde yılın en iyi filmi gibi övgülere konu olan ama sadece en iyi senaryo ödülü alan film bu kadar övgüyü hangi gerekçeyle hak ediyor onu siz seyrettikten sonra karar verin.

Dönem filmlerinde hep içimi bayıltan bir gergef işleme sahnesi vardır. Günümüz kadını olarak biz iş hayatının içinde yürümez koşarken bu kadınların pencere önünde nakış işlemesi, dışarıdaki hayata katılamaması, ailenin ve büyüklerin ve tabii ki erkeklerin her dediğini yapmak zorunda olması, günümüzde bile pek çok yerde geçerli.

18. yy’da olmasına mı üzülmeliyim? Heloise ve Mariannne’ın fantezilerle dolu baş kaldırmalarına mı alkış tutmalıyım? Yönetmenin ustalığına ve çizdiği erkeksiz dünyaya mı? Hizmetkar kızın bile başına gelen dramı kadınların el birliğiyle çözmeye çalışması, kadın kadına yaşanan sahneler bile Marianne’ın resimlerine konu olacaktır. Resim ve sinemanın iç içe geçtiği bu film, gerçekten bir sanat filmi, bir de sonunda müzik ekleniyor ki!

Yönetmen / Senaryo : Celine Sciamma

Görüntü Yönetmeni : Claire Mathon

Kurgu : Julien Lacheray

Dekor : Thomas Grezand

Oynayanlar : Adele Haenel- Noémie Merlant- Luana Bajrami- Valeria Golina

Fransa / Romantik-Tarihi-Dram / 119 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here