Ant-Man ve Wasp

Küçük bir kahramanın büyük maceraları…

Sinemada altın çağını yaşayan Marvel kahramanlarından biri olan, Ant-Man/ Karınca Adam’ın ikinci solo macerası içerdiği mizah ve tempoyla, aynı aileden gelen benzerlerine hem benziyor hem de bu tür sinemanın artık yavaş yavaş başka bir tarza dönüştüğünü kanıtlıyor. Süper Kahramanlar filmlerinin iki devi, iki ekolü olan Marvel ve Detective comics, genelde sinemada görsel açıdan doyurucu sonuçlar verse de, bu filmlerin mesajları bazen bir özel efekt fırtınası içinde boğuluyor, bazen ise parmak bastığı konuları çok ciddi bir yere bağlayamıyor, önemli sorular biraz havada kalıyordu. Ant-Man ve Wasp belki Marvel filmleri arasında hiçbir zaman bir kilometre taşı, türünün zirvelerinden biri olmayacak ancak filmin göreceli olarak sade, düzgün, temposu yüksek ve mizah gücü olan bir yapım olduğunu rahatça söyleyebiliriz…

Geçmiş yıllarda süper güçlerini keşfetmiş ve Quantum dünyasıyla tanışmış olan Scott Lang (Ant-Man) artık kahramanlık yapmayı bırakıp, düzgün bir aile hayatı sürmek istemektedir. Kendisi şartlı tahliye olmuştur ve zorunlu ev hapsi sürecinde, mümkün olduğu kadar küçük kızıyla ilgilenmeye çalışır. Ancak rüyalarında sık sık mentoru olan ancak sonrasında sırt çevirdiği Hank Pym’in karısı Janet’i görür. Bu rüyalarına bir anlam vermeye çalışırken birden kendini tekrar Henry Pym ve kızı Hope (Wasp) ile bir maceranın içinde bulur. Quantum dünyasında hapsolmuş Janet’i kurtarmaya çalışan bu baba-kız, Ant-Man’i de yardım için yanlarına alırlar. Ancak peşlerinde sadece icatlarını çalmak isteyen bir mafya babası ve polisler değil aynı zamanda Ghost adını verdikleri esrarengiz süper güçlere sahip bir varlık vardır.

ANT-MAN’NİN KISIRLIĞINI ATMASI…

En baştan belirtelim ki, filmlerini ilgi çekici bulmakla beraber sıkı bir Marvel dünyası ve kahramanları hayranı değiliz. Hatta Marvel ve rakibi Detective Comics’ten uyarlanmış filmler genelde belli bir seviyeye ulaşsa da, bu tür filmlerdeki gereksiz kahraman artışı ve özel efektlerle bezeli aksiyon fırtınaları bizi biraz yormaya başlamıştı. Biz, şahsen bu kahramanların solo maceralarını daha kişisel, daha senaryosuna hakim ve dolayısıyla daha başarılı yapımlar olarak görüyorduk. Bizim bu yaklaşımımız, Marvel hayranlarına biraz eski kafalılık ve fazla nostaljik gelebilir ama hissiyatımız bu yönde…

Ant-Man filmine gelirsek… İlk film ilginç yanlarına rağmen bizi pek etkilemedi ve hafızamızda derin izler bırakmadı. Hatta bütün Marvel kahramanlarıyla karşılaştırınca dilediği zaman ufalıp küçülen, dilediği zaman ise büyüyüp dev gibi olan bu karakteri biraz itici ve gereksiz bulduk.

MARVEL DÜNYASINDA YENİ BİR NEFES…

Ancak Ant-Man filminin ikinci halkası farkını burada ortaya koyuyor ve kendini fazla ciddiye almayarak bizce Marvel dünyasında yeni bir pencere açıyor. Daha doğrusu daha önce Deadpool karakteri tarafından aralanmış bir pencereyi sonuna kadar açıyor. Deadpool filmine kadar Marvel kahramanları genelde asla boş konuşmayan, karizmasından yanına yaklaşılmayan ve her şeyi ciddiye alan karakterlerdi… Ancak sonrasında en son çekilen Spiderman’lerle başlayan ve Deadpool’la zirveye ulaşan tutum, bu karakterleri daha çocuksu, daha zayıflıkları olan, daha beceriksiz olabilen dolayısıyla daha insancıl göstermek üzerine kuruluydu. Üzerlerine toz kondurmayan bu karakterleri günlük yaşamlarında görmemiz ve insani zaaflarını izlememiz hem bu filmlerin mizah düzeyini yükseltti, hem de bizi Stark’ın (İron man) veya Wayne’nin (Batman) soğuk malikanelerinden alıp daha gündelik yaşamda karşılaşabileceğimiz sıcak mekanlara taşıdı.

Ant-Man ve Wasp filmi de tam bu yoldan ilerliyor ve karakterin geçmiş yaşamındaki vicdan azaplarını, hatırladığı yanlışlarını göstererek başlıyor. Ancak bunu yapmaktaki amaç, filme ağır bir melankolik hava katmak ve karakterimize karşı acındırmak değil, aksine başkahramanımızın neden kendisini tekrar maceranın içinde bulduğunu açıklamak… Zaten filmin başındaki mutlu aile görüntüsü ve bol bol ‘geyik’ konuşmalar, Ant-Man’nin kahramanlık pelerinini çoktan astığını net bir şekilde gösteriyor.

Bu arada Deadpool filminde bolca, bu filmde de yer yer duyduğumuz boş, amiyane tabirle ‘geyik’ konuşmalar filmlerde normalde hikayedeki boşlukları doldurmak için kullanılır ama Ant-Man 2 bunu avantaja çevirmiş durumda. Daha doğrusu bir kahramanın az ve öz konuşmasının onu yücelttiğini değil gündelik hayattan daha da kopardığını anlamış görünüyor. Bütün Marvel karakterlerinin, kahraman kişilikleri yanında normal bir hayat sürdüklerini düşünürsek, Ant-Man’in süper güçlerini kullanmaktaki beceriksizlikleri, eski sevgilisi Hope ve babasıyla laf atışmaları, bazı düşmanlara karşı aciz kalması, çok hoş diyaloglara ve dinamik bir şekilde akan olaylara yer açıyor.

 

DÜŞMANLAR ARTIK SİYAH DEĞİL GRİ!

Marvel filmlerinin bir başka yeni özelliği de yine bu filmde göze çarpıyor. Bu kahramanlar daha önce, film boyunca neredeyse saf kötülüğün kaynağı olan varlıklarla, bazen de bu varlıkları kullanan şeytani insanlarla mücadele ediyorlardı. Son dönemdeki Marvel filmlerinde de kuşkusuz bir düşman var, fakat artık en tehditkar düşmanların bile bir insani yanı olduğu gösteriliyor. Örneğin en son Avengers: Sonsuzluk savaşı filminde bile bütün kahramanlarımızın tozunu atan Thanos’un kızına karşı bir şefkati, kendine göre bir adalet duygusu vardı. Başka bir deyişle sadece kötülük yapmak için yaratılmış, tek boyutlu bir karakter değildi.

Ant-Man ve Wasp’da ise filmin tek kötü karakteri, kahramanlarımızın peşini bırakmayan ve icatlarına konmak isteyen mafya babası sayılabilir. Ancak filmdeki asıl tehlike unsuru ve en tehdit edici varlık Ghost’un bile göründüğünden çok daha katmanlı bir karakter ( sürprizleri bozmamak için detaylara girmiyoruz!) olduğunu görüyoruz.

Son bir nokta şunu da belirtmekte yarar var: Bilindiği üzere artık Marvel filmlerinde, film bittikten ve jenerik akmaya başladıktan sonra hep bir veya iki ekstra sahne olması artık klasik hale gelmiştir. Şimdiden devamının yolda olduğunu anladığımız Ant-Man 2 de bu kuralı bozmuyor. Hatta bu sahnelerde sanki Thanos’a ufak bir selam çakma var…

İlk filmdeki çekirdek oyuncu kadrosu nerdeyse aynen korunmuş… Süper kahraman Ant-Man’de Paul Rudd, Henry Pym rolünde usta oyuncu Michael Douglas ve Hope Van Dyne’ı canlandıran Evangeline Lilly rollerini başarılı bir şekilde oynuyorlar. Hatta Paul Rudd sanki bu ikinci halkada rolüne daha alışmış, daha özgüveni sağlam bir performans sergiliyor. Artık kötü adam rollerinde ihtisas yapmaya başlamış Walton Goggins’i ve özellikle, artık ilerlemiş yaşına rağmen sinemadan asla kopmayan Michelle Pfeiffer’i izlemek her zaman keyif verici bir durum.

Ant-Man ve Wasp filmi dinamik senaryosu, heyecanlı aksiyon sahneleri ve ince mizahı ile başta Marvel dünyası hayranları olmak üzere, bu tür filmlere meraklı sinemaseverleri memnun edecek bir yapım. Marvel filmlerinde yükselmeye başlayan bu mizah, bizce göreceli olarak sönük bir kahraman olan Ant-Man’i bile bu seviyeye taşıyorsa, diğer kahramanlarda ne yapacağını düşünmek şimdiden heyecan veriyor!

Yönetmen: Peyton Reed

Oyuncular: Paul Rudd, Evangeline Lilly, Michael Douglas, Michelle Pfeiffer, Bobby Cannavale, Michael Pena, Walton Goggins, Juddy Greer

Ülke: ABD

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here