Aşk’a Garanti Vermek Mümkün mü?

Son dönem “aşk” temalı filmlerin yine revaçta olduğunu görüyoruz. Ancak yapılan filmler belirli yönleri ele almakla birlikte, senaryodaki kimi zaafları nedeni ile meramını anlatmaktan çok uzak görünümde. Kuşkusuz konunun naifliği ve türün yapısı itibariyle, örneğin Arthur Schopenhauer’ın “Aşkın Metafiziği” eserindeki gibi düşünsel ufuk açıcı bir yan aramak durumunda değiliz hepsinde. Ancak son dönem aşk temalı yapımlar, bu görüntüden çok uzaktalar. Mark Steven Johnson imzalı, Netflix yapımı “Aşk Garanti” filmi aslında kağıt üzerinde aşk’ın farklı bir veçhesini ele alıyor.

İnsanların, özellikle ABD türü ülkelerde gittikçe yalnızlaşması, toplumsal sorunların insanların en basit duygu iletişimi kurmasında yarattığı o büyük zaaflıkları ele alabilmesi ve çöpçatanlık gayeli TV ve internet sitelerine dönük ilgiyi irdeleyen bir yaklaşım beklenirdi. Ve de, kadim sorunlara, sorulara: Aşk biter mi, yönetilebilir mi, her türden çöpçatanlık faaliyetleri, kim olursa olsun aşkı profesyonel idare etme kabiliyetine haiz mi? Ve en nihayetinde, aşk’ı duygusal yönüyle mi, mantıksal akıl yürütme ile mi izah etmek, değerlendirmek gerekir? Devam eden tüm bu tartışmalar, belirli yönleri ve sağlam senaryo örgüsü ile ilgiye değer görülebilir ve her zaman da belirli bir alıcıya sahip olma garantisine sahip aslında. Oysa, en sonunda söylenmesi gerekli olanı baştan belirtmek gerekirse, bunu sağlamaktan çok uzak “Aşk Garanti”…

Vasat Oyunculuk, Zayıf Senaryo…

Konusu kısaca şöyle: Susan (Rachael Leigh Cook), Seattle kentinde genelde hayır amaçlı davalara bakan, muzip personellerin zaman zaman alaycı yaklaşımlarına maruz kalan, sürekli kapı açacağı elinde kalan sevimli ama eski arabası “Zoro” ile müvekkil görüşmelerine giden idealist bir avukat’tır. Bir gün Jerome (Alvin Sanders) isimli siyahi bir kişiye yine yardım amacıyla hukuki destek verince, ve de davayı kazanınca, kendisinin yardımsever namı gittikçe yayılır. Washington kentine özgü o soğuk, yağmurlu günlerden bir gün sabah kahvesini aldığı bir anda Nick Evans (Damon Wayans Jr.) isimli bir kişiye tesadüf eder. Aslında Nick, kendisiyle görüşmek için büroya gelmektedir. Nedeni de Jerome’nin tavsiyesi üzerine kendisinin de halledilmesi gerekli bir meselesi vardır ve hukuki yardım amacıyla Susan’ın kapısını çalmaktadır.

Nick, aşkı bulma garantisi veren bir tanışma ya da vulgar tabirle çöpçatan sitesine defalarca başvuruda bulunmuş, bu teminata güvenerek de siteye sürekli para vermesine karşın aşkını bir türlü bulamamıştır. Ona göre, sitenin aşkı garanti eden başlıkları kullanması bir dolandırıcılıktır, kendisi yanıltılmıştır. İlk başta Susan, çok şaşırır, ancak zaman ilerledikçe konu kendisinin de ilgisini çeker. Önceden dosyalarına hazırlanan bir avukat’tır. Büro arkadaşlarının yönlendirmesiyle kendisi de bu siteye farklı bir isimle girer. Dosya tanıkları ile görüşür. En sonda Nick ile birlikte şirket yetkilileri ile görüşmeye ve uzlaşmaya gider. Zira, Nick şirketten yüklü bir para alırsa bunu rehabilitasyon merkezi için kullanmak ister.

Şirket sahibi olan Tamara Taylor (Heather Graham) Uzakdoğu sufizmi ve mistizmi ile çok ilgili, ancak birçok kavramı birbirine karıştıran, parasına çok güvenen biridir. “Aynı derede iki kez yıkanmaz” şeklindeki veciz sözü ünlü Efesli filozof Heraklitos yerine Buda’ya mal edecek kadar da özgüveni yanlış yargılara götürmektedir kendini. Ne var ki, anlaşamazlar. Sonrasında filmin hemen senaryosunu açık eden yapısı gereği Susan ile Nick arasında duygusal yakınlaşma başlar. Bu bölümler Susan’ın hemen yan komşusu olan kızkardeşi, eniştesi ve yeğeni etrafında yan bir hikayeye de kısmen açılır. Ancak ortada şimdi ciddi bir sorun vardır. Aşk garantisi veren şirket kanalıyla dolaylı da olsa tanışmışlar ve aşk başlamıştır. Dolayısıyla bu durum kendileri aleyhine dönebilir. Şimdi ortada iki yol vardır Susane için: Ya aşkına sahip çıkacak ve şirketin davada kullanabileceği en büyük argümanı aleyhine olarak pekiştirecek ya da davasını kazanmak adına Nick’e soğuk davranacak, ondan uzaklaşarak meseleyi profesyonel bir çerçevede görecektir…

Duygusal Komedide Klişelere Yaslanmaya Devam…

Aşk Garanti” filmi, günümüz Türk sinemasının kimi örneklerinde de görülebileceği üzere, tür olarak duygusal komedi filmlerinin tüm aksaklıklarını bünyesinde taşıyan bir yapım. Abartılı oyunculuklar, hayat gerçeklikleri ile uyuşmayan ve klişelere yaslanan senaryo örgüsü, tüm bunlar o derece kötü ki… Aslında film, özellikle sosyal medya kullanımının insanlar üzerinde, buna aşk da dahil, tüm yabancılaştırmaya yol açan sorunlarını eli yüzü düzgün olarak ele alabilirdi. Ancak filmde böyle bir gayret olmadığı gibi, tam anlamıyla yalpalayan senaryo açıkları ile merak duygusu da sunmayan bir yapım, filmin en büyük handikabı da bu zaten.

Oyunculuklar da ise yalnızca Susan karakterine hayat veren “Rachael Leigh Cook”, belirli bir ortalamanın üzerine çıkabiliyor. Avukatlık bürosu görevlilerinin yapmacık rol bürünmeleri, davalı şirket avukatı ile hatta Nick’in oyunculukları da vasatın üzerine geçemiyor. Filmin sonlarındaki mahkeme sahneleri ve finalindeki duruşma salonu içindeki absurdizmi aşan haller ve tüm ideal avukat görünümünü altüst eden o parasal boyutlu müzakereler de, yine akıllara seza. O nedenle sinemaseverler duygusal komedi janrının nitelikli örneklerini aramaya devam edecekler.

Sonuç olarak sırada o kadar iyi ve izlenmeye değer klasik filmler dururken, bir buçuk saatimi “kendini iyi hisset” yaklaşımdaki duygusal komediye harcamakta beis görmüyorum diyorsanız, yapım Netflix’de gösterimine devam etmekte…

Yönetmen : Mark Steven Johnson

Senaryo : Hilary Galanoy, Elizabeth Hackett

Görüntü Yönetmeni : Jose David Montero

Müzik : Ryan Shore

Oyuncular : Rachael Leigh Cook, Damon Wayans Jr., Heather Graham, Jed Rees, Lisa Drupt, Clare Flipow, Christian Sloan, Brendan Taylor, Kiomi Pyke, Milo Shandel, Jason Burkart, Sean Amsing

ABD / Romantik-Komedi / 90 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here