Ayla

Ayla

2423
4

Ayla filminin yönetmen koltuğuna 1964 İstanbul doğumlu ”Sarıkamış Çocukları(2017)” filmi ile ismini duyduğumuz Can Ulkay oturmuş. Gerçek bir yaşam hikayesinin anlatıldığı Ayla, 90. Oscar ödüllerinde ”Yabancı Dilde En İyi Film Adayı”. Bu filmi Türkiye’den hangi kurul, hangi jüri seçerek aday yaptı bilmiyorum ama bildiğim birşey var ise Türk yönetmenleri olarak dram filmi yapmayı iyi beceriyoruz. Oscar adayımız Ayla’da, Aşırı sevgi yüklü bir film. Hikaye, ajitasyona abanmadan ve kendini fazlaca övmeden senaryolaştırılıp sade bir dille beyaz perdeye aktarılabilseydi çok daha vurucu olabilirdi. Oscar şansı, ödülü çok istememe rağmen bana göre çok düşük. Nedeni de Türkiye’nin son günlerdeki uluslararası durumu. Bu gibi durumlarda lobiler devreye girer ve son noktayı onlar koyar ama ne gam! ”Ayla” Türk milletin kalbinde Oscar’a uzandı bile.

1950 Yılında Türkiye, Güney Kore ve Kuzey Kore arasında çıkan iç savaşta taraf olarak Güney Kore’ye asker gönderir. Bu askerlerden biride Assubay Süleyman’dır. Süleyman(İsmail Hacıoğlu), cephede arkadaşları ile araştırma yaparken öldürülen Güney Korelilerin arasında ölen annesine sarılarak ağlayan bir kız çocuğu bulur. Süleyman, kız çocuğunu alır ve korkudan konuşamayan çocuğa Ayla ismini koyarak karargahta bakmaya başlar. Burada Türkçeyi de öğrenen Ayla, Süleyman’a baba demeye başlar ve ikili birbirlerine müthiş bir sevgiyle bağlanırlar. 1951 Yılında savaş biter ve Türk askeri dönüş hazırlığına başlar. Süleyman, Ayla’yıda yanında götürmek ister ama Kore yetkilileri müsaade etmez ve baba kız ayrılmak zorunda bırakılır…

Ayla’nin savaş sahneleri tam bir usta işi, çok iyi çekilmiş. İskenderun sokaklarını gösteren sahneler de hoşuma gitti. Savaşta yaşanan asker-kimsesiz çocuk ilişkisinin sevgi yumağına dönüşmesi, ben ağlamam diyen en sert kalpleri bile eritiyor farkına varmadan. Süleymen Assubay, Ayla ismini koyduğu Koreli küçük kızı, Ayla’da Süleyman’ı öz babası gibi seviyor. Ayla, öyle benimsemiş ki onları, koca birliğin içinde askercilik oynuyor onlarla kendi evindeymiş gibi. Erler, tuvalet sırasındayken bile ”dikkattt Ayla solda..” diyerek sıralarını veriyorlar küçük kıza. Vatana dönüş vakti geldiğinde, Süleyman dönmek istemiyor ve Ayla’yıda götürmek istiyor yanında. Ancak, kanunlar izin vermiyor birlikte olmalarına ve Süleyman mecburen dönüyor Türkiye’ye. Süleyman,aradan çookk uzun yıllar geçse de vazgeçmiyor Ayla’dan. Her diplomatik yolu deniyor ama sonuç alamıyor ne yazık ki. Onlar, acar bir muhabirin mücadelesi sonucu biraraya gelebiliyor yıllar sonra.

Türk sinemasında bugüne kadar hep albayların, binbaşıların, yüzbaşıların ve teğmenlerin kahramanlıklarını, aşklarını, merhametlerini anlatan filmler izledik. Assubaylar sürekli ikinci plandaydı. Yanılmıyorsam ilk kez, baştan sona kahraman bir Assubayın hikayesi Türk sinemasında yer buluyor. Bu Türk sineması için bir devrim. Hep perde arkasında kalan Kahraman Assubaylar artık birer birer ortaya çıkıyor, bundan sonrada çıkmaya devam edecek. En son örnek Kahraman Şehit  Assubay Halis Demir’dir.

Türk askeri merhametlidir, yüreği sevgi doludur. Kendinden yardım istendiği zaman canı pahasına dünyanın öteki ucuna gider. Kimsesizlere kol kanat olur. 1950 Yılında Seul’de savaşta ailesini kaybetmiş Koreli kimsesiz çocuklar için ”Ankara Bakım Evi” altında yurt açmışız ve onların umudu olmuşuz. O günleri yaşayan çocuklar, şimdinin büyükleri Türk askerine minnettarlıklarını her yerde anlatıyor ve çocukken yurtta öğrendikleri ”Ankara Marşını” ezbere söylüyor. Bu büyük bir gurur bizim için. Filmin ana fikri, şu cümlede saklı ”Savaşlar olmasın, çocuklar ağlamasın”.

Efsane oyuncu Marilyn Monroe’nun ”By Bye Baby” şarkısı ile ABD askerlerine konser verdiği sahne çok iyi çekilmiş ve hikayeye ayrı bir tat katmış. Filmin oyunculukları orta düzeyde. Başroldeki Süleyman Assubayı canlandıran İsmail Hacıoğlu’nu ve Koreli küçük kızı canlandıran Kim Seol’ü beğendim. Beş oyuncu hariç diğerleri, çekim bitse de gitsek havasında rol yapmışlar. Anlaşılan o ki filme inanmışlar. Yan rollerdeki Ali Atay, Ali Barkın ve Caner Kurtaran çok iyi iş çıkarmışlar. Kendilerini kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Filmin kamerasını ve kurgusunu da beğendim. 1950 Yıllarının kıyafetleri, kullanılan eşyalar ve yaşam ortamları titizlikle seçilmiş. Emeği geçenleri kutluyorum. Olay örgüsüne uygun seçilen müziklerde şahaneydi. Beğenmediğim ise yapımcının, ön gösterimin sonunda sahneye çıkarak ”-Ne olur filmimizi herkese izlettirin, bize yardım edin” diyerek konuşma yapmasıydı. Şahane bir filme yapımcı olarak imza atmışsın zaten gerek yok bu tür söylemlere. Film iyiyse izlettirir zaten kendisini. Filmin iyiliği kötülüğü anlatılır kulaktan kulağa.

Sözün özü: Ayla filminde, kendine verilen her görevi en iyi şekilde yapan kahraman Türk Assubayının, aynı zamanda merhamet ve sevgi dolu bir yüreğinin de olduğu üstüne basa basa anlatılırken ”Assubay ordunun bel kemiğidir, onlar olmazsa ordu olmaz” vurgusu yapılıyor. Filmin sonunda, hikayenin yaşayan kahramanları Süleyman Assubayın ve Ayla’nın gerçek görüntülerine de yer veriliyor. Türk sineması için bir Milat olan Oscar adayı bu filmi kaçırmamanızı tavsiye ediyorum. İyi seyirler.

Film notum:

4 YORUMLAR

  1. Ayla filminde, kendine verilen her görevi en iyi şekilde yapan kahraman Türk Assubayının, aynı zamanda merhamet ve sevgi dolu bir yüreğinin de olduğu üstüne basa basa anlatılırken ”Assubay ordunun bel kemiğidir, onlar olmazsa ordu olmaz” vurgusu yapılıyor.

  2. Sevgili ortakoltuk yöneticileri yorumunuzu içtenlikle okudum bence tamda üstüne basmışsınız gayet iyi başarılı emek verilmş bir film duygusallığı da katarsak mükemmel olmuş emeklerine sağlık

  3. Filmin birinci bölümü süperdi ama ikinci bölümünde her şey berbat oldu.Çetin Tekindor ve Meral Çetinkaya ve kızları Esraa Dermancığlu tam bir falaketti.Filmin içine etmişler resmen.Yani gençlik yıllarıyl ne alaka kel alaka resmen.İsmail Hacıoğlu ile Çetin Tekindor,Büşra Develi ile Meral Çetinkaya.Yahu bu yöneten kör mü anlamadım.İnsan biraz benzeyen birilerini seçer değil mi yaşlılık zamanları için.Yani bir insan yaşlanınca tamamen başka birine dönmez ki :))))) Sonra Esra Dermancıoğlu neydi öyle Mahallenin Muhtarlarını çekiyor sanki o ne rezil bir performanstı aynı şekilde yılların oyuncusu Çetin Tekindor da tam bir rezalet performans sergilemiş.Gençlik yıllarındaki o fedakar ve hayat dolu asker sanki kafası çalışmayan embesil bir boğaya dönüşmüş :))) Keşke dedim ikinci bölümünü hiç izlemeseydim…