Çağrı

İslam’ın Evrensel Çağrısı…

Bu hafta sinemalarda gösterime giren önemli bir başyapıt, hele mübarek bir ayda bulunmamız nedeniyle de kesinlikle gözardı edilmemeli. Çoğumuzun özellikle Ramazan ayında mutlaka izlediği “Çağrı: İslamiyetin Doğuşu“, 4K görüntü ve yüksek ses teknolojisi ile ülkemizde 120’ye yakın sinemada gösterime girdi. Mustafa Akkad‘ın yönetmenliğini yaptığı film, 1976 yılında çekilmişti. Restore gören hali ile galası Atlas Sineması’nda yapılan ve yönetmenin oğlu Malek Akkad‘ın da katıldığı o özel günde filme dair bazı önemli konular yeniden hatırlandı. Özellikle filmin yapım sürecinin zorluğunu, Libya lideri Muammer Kaddafi‘nin finansal desteği ile ancak tamamlanabilmesini, çekimlerin çoğunlukla Libya ve Fas’ta gerçekleşmesini ve usta yönetmen Akkad‘ın bir başka önemli İslam lideri olan Selahaddin Eyyubi‘nin tam da hayatını filme çekmek için Ürdün’ün başkenti Amman’da bulunduğu esnada bir terör saldırısı ile hayatını karatmasını…

Halep’de doğan Suriye asıllı yönetmenin “Çağrı” filmi dışında yine ülkemizde iyi bilinen “Çöl Aslanı: Ömer Muhtar” filmi de bulunmakta. Yönetmenin en önemli yapımı olan ve Akademi Ödüllerine adaylığı da bulunan “Çağrı“, gerek Hollywood standartlarını aratmayan çekim teknikleri, bünyesinde Anthony Quinn ve Irene Papas gibi dev oyuncuları taşıması, gerekse de ilk kez Hz. Peygamber’i sinema vasıtasıyla kitlelerle buluşturması itibariyle çok önemli bir yapım. Zaten tartışmalar tam da buradan çıkıyor. Ancak Akkad aslında Hz. Muhammed‘in hayatını anlatmıyor. Allah’ın vahyini yerine getiren peygamberin mesajları ile İslamın temel ilkelerinin ne olduğunu izleyene sunmaya çalışıyor.

Hz. Peygamberin ve hatta Hz. Ali‘nin olduğu kısımlarda herhangi bir şekilde somut bir birey gösterilmeden ve hatta ses ile dahi temsil edilmeden ama biz izleyenler için çok yadırganmayacak bir şekilde saygılı ve aslında tam da İslamın özüyle uyumlu bir yöntemi benimsiyor. Zaten filmin bir bakıma Ramazan ayının vazgeçilmez izlencelerinden birisi olmasında hakikate uygunluğu ve Hz. Peygamber‘e yönelik bu saygısının çok büyük payı var. Ayrıca filmin başından da gördüğümüz üzere yapım, El-Ezher Üniversitesi gibi önemli İslami kurumlardan da görüş alarak gerçekle uyumlu bir yapım olarak kitlelerle buluşuyor…

Dublajlı Hali Daha Tercih Edilesi…

Öncelikle filmin konusuna geçmeden önce belirtmem gerekir ki, çok kere özellikle de Ramazan ayında izlediğim filmin sinemada izlenmesi birçok ayrıntının yakalanması bakımından çok önemli. O nedenle “zaten öncesinde izlemiştim, tekrar ne gereği var izlemeye” demeden sinemada izlemeyi tavsiye ederim. Ayrıca yeni görüntü ve ses kalitesi de filmin seyrini zevklendiriyor. Yalnız tek sorun çokça dublajda başarılı olduğumuz gibi aslında filmin dublajlı halinin daha etkili olması.

Yapım, hem orijinal dili olan İngilizce hali ile hem de diğer alternatif olarak dublajlı olarak, tercihli şekilde gösterimde. Ben çok kez iki dilli de yapımı izleyen birisi olarak dublajlı halinin daha etkili olduğunu belirteyim. İngilizce orjiinal dili bence yapımın ruhuna çok uygun değil. Keşke film her şeye karşın Arapça çevrilseymiş…

Mekke’nin Çürüyen Toplumu ve İslam’ın Ortaya Çıkışı…

Yapımın ilk sekanslarında çeşitli devletlerin liderlerine, İmparatorlarına İslamın davetini gönderen savaşçıları görüyoruz. İslam’a davet edilenler arasında Bizans İmparatoru Herakles’i, İskenderiye Patriği Mukavkas’ı ve Sasani İmparatoru Kisra’yı görüyoruz. Ancak genel olarak bir alaya alma halleri var onlarda. Ve sonra İslam öncesi Mekke’den görünmler önümüze seriliyor. Dönemin Arap toplumunda, özellikle kız çocuklarına dönük baskılar, putperestlik inancı ve de kölelik başta olmak üzere tam bir sınıfsal uçurum ve fasit, çürümüş toplum yapısı halleri bulunuyor.

İnsanların kendi elleri ile yaptıkları ve taptıkları putların toplamı 360’ı buluyor. Ve tam da bu fasit halin temsilcisi olan Mekke ileri geleni olan Ebu Süfyan’ın (Michael Ansara) dönemin toplumundaki etkileri yansıyor. Özellikle Kureyş kabilesinin hüküm sürdüğü dönemin baştanrıları olan bereket tanrısı El Uzzâ, Manat, Lat ve Hubal için müsrifliğe kaçan şenlikler yapılır. İşte tam bu çözülüş sürecinde kırklı yaşlarında olan Hz. Peygamber’e vahiy gelir. Mağaraya kapanır ve Hira’da tefekkür ile meşgul iken Cebrail aracılığıyla Alak suresinin ilk beş ayeti kendisine vahyedilir: “… Yaratan’ın adı ile oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı...”

Ardından tek tek toplumu hakikate çağıran buyruklar sıralanır. Ve İslam’ın ilk nüveleri ortaya çıkar. Ancak bu durum yani kavmiyetçiliğe karşı, ümmeti ön plana alan İslamiyetin eşitlikçi yapısından korkan başta Ebu Süfyan ve karısı Hind (Irini Papas) olmak üzere birçok Mekkeliyi endişelendirir ve akabinde Ebu Talip (André Morell) üzerinden peygamberlik iddiasından vazgeçilmesi telkinleri başlar. Ancak Hz. Peygamber kararlıdır ve ona inananlar da çoğalmaktadır. Ve tam da Kabe’ye baskın yapılacağı sırada, ilk İslam sahabelerinin tam katledileceği esnada birden atı üzerinde Hz. Peygamber’in amcası olan ve “Allah’ın Aslanı” ile namlı Hz. Hamza (Anthony Quinn) ortaya çıkar. Korkulur ondan ve artık o savaşların gerçek gazisi olmaya hazırdır.

Ve İslamın eşitliğini imleyen ilk görüntüler de izleyenlere yansır. Bir köle olan ve sonrasında ilk ezanı okuyacak olan Bilal (Johanny Sekka) azad edilir. Ammar’ın putperest olan ancak daha sonra İslamiyete geçen anne ve babası ilk şehitler olarak kayda geçer. Sonra Habeşistan’ın Hristiyan olan ancak tektanrılı dinlere saygılı imparatorunun yanına göç başlar. Fakat orada da onların defi için baskılar yapılır. Ardından bitmeyen baskılar ve hicretler dönemi. Taif ve nihayet Medine. Medine bir bakıma İslam’ın gerçek bir devlet teşkilatının laboratuvarı olur. Düzenli ordu çalışmaları başlar. Ve Mekkeli müşriklerle savaşlar dönemi…

Bedir kuyularına yapılan baskınlar, Uhud’da okçuların tepe kısmını terki ile büyük kayıpların yaşanması ve Hz. Hamza’ya yönelik intikam duygularıyla yanıp tutuyan Hind’in tuttuğu “Vahşi” isimli köle okçunun oku ile hayatını kaybetmesi. Ancak yine de İslam gittikçe yayılmaktadır. Mekkeli müşrikler yaklaşan tehlikenin farkındadırlar ve onlar için artık tek seçenek kalır: Peygamber’i öldürmek. Ancak planları büyük bir korkusuz ve aynı zamanda Hz. Peygamber’in damadı olan Hz. Ali’nin kahramanlıkları ile önlenir. Bu arada Medine’ye ilk camii inşası, sonra ilk ezan ile birlikte İslam’ın inanç ve ibadet kısımları da gün geçtikçe yerleşir. Ve artık Mekke’nin fethi kalır. O da gerçekleşince İslam iyice kök salacaktır. Ve İslam’a katılımlar Halid (Michael Forest) gibi önemli isimlerle devam eder…

Oyuncuları İtibariyle de Başyapıt…

Akkad, sadece Hz. Peygamber dönemindeki İslam’ın kuruluşunu ele almış. Dolaysıyla Hz. Peygamber’in vefatı sonrasındaki çeşitli anlaşmazlıklar filmde kendine yer bulmuyor. Ancak filmin zaten temel motivasyonu, özellikle Hz. Peygamber’in vefatına yakın Veda Hutbe’sinde belirttiği mesajlar olmakta. Zaten “Çağrı” ismi de bunu simgeliyor: Kimsenin kimseden üstün olmamasını, fakirlerin korunmasını, komşusu açken kendisinin tok olmaması gibi evrensel mesajlar ile sonrasında özellikle Endülüs döneminde daha da belirginleşen bilime ve okumaya önem veren düşünceleri. Bunlar mesajın ana kısımları. Çağrı, İslamiyeti anlamak açısından belki ciltlerce kitap okunarak anlaşılabilecek kısımları üç saate yakın süresinde vermesi itibariyle çok önemli bir işlevi yerine getiriyor.

Oyunculuklar da harika… Hatta Anthony Quinn o kadar iyi oynuyor ki uzun süre kendisinin aslında gizli müslüman olduğu haberleri bile çıkmıştı basında. Hind rolünde ise Irini Papas, yıllar sonra bile bizim Erol Taş gibi nefret ögesi olarak kendisine yönelik saldırılardan korktuğunu belirtmişti. Bunlara rağmen filmin eksiği yok mu? Kuşkusuz ki var: Özellikle yalnızca Hz. Hamza’nın öne çıkartılıp diğer önemli İslam kahramanlarının gözardı edilmesi mesela. Ancak her şeye rağmen gerek kostümleri gerekse oscar ödüllü Maurice Jarre‘nin çölden esinlenerek yaptığı olağanüstü müzikleri ile tam bir başyapıt var karşımızda. Ve temelini “Allah Birdir, Hz. Muhammed onun kulu ve elçisidir” cümlesi ile atan son dinin çağrısını tam da İslam toplumlarının günümüzdeki olumsuz halleri ortadayken sanat ile atması daha da değerli…

45 yıl sonra gelen bu fırsatı tepmeyin ve tekrar restore edilmiş hali ile vizyona giren “Çağrı”yı bu kez sinemanın dev ekranından izleyin…

Yönetmen : Moustapha Akkad

Senaryo : H.A.L. Craig, Tewfik El-Hakim, A.B. Jawdat El-Sahhar, A.B. Rahman El-Sharkawi, Mohammad Ali Maher

Görüntü Yönetmeni : Said Baker

Kurgu : John Bloom

Müzik : Maurice Jarre

Oyuncular : Anthony Quinn, Irène Papas, Michael Ansara, Johnny Sekka, Michael Forest, Ahmed Abdelhalim, Habib Ageli, Nicolas Amer, Bruno Barnabe, John Bennett Perry, Martin Benson, Robert Brown, Donald Burton, Earl Cameron, George Camiller, Rosalie Crutchley, Mohamed Majd

Libya-İngiltere / Tarihi-Biyografi-Savaş-Dram / 177 Dk.

Film notum:
İLEÇağrı
KAYNAKÇağrı
Önceki yazıZalo
Sonraki yazıSönmüş Hayaller

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz