Kedi

İstanbul’un, belki de içindeyken aşinalıktan çok da farkında olmadığımız en sabitlerinden birini anlatıyor Kedi isim belgesel. Öyle ki, her türden yüzlerce hatta binlerce kedi, İstanbul sokaklarında özgürce dolaşıyor. Bir şekilde, İstanbul’un her sokağında kendine yer edinmiş bu kediler biraz insanlaşmış, bizse belki biraz kedileşmişiz…

 

Sokak kedisi dediğimiz binlerce kedi, aslında zamanında gemilerle gelmiş yüzlerce türün kırmasından oluşuyor. Neler yok ki? Norveç kedisi, İngiliz, İran. Ve hatta, uzun tüylü, kısa tüylü, kısa bacaklı, uzun bacaklı.

“Kedi, kediden öte bir şey İstanbul’da. Kedi, bütün İstanbul’un tarif edilmez karmaşası, kültürü, özgünlüğü ve özelliği ile ilgili bir şey…”

Bu cümleler, Ceyda Torun’a ait Kedi Belgeseli’nden. Binlerce kediden 7 tanesini işleyen belgesel, bizi onların dünyasına sokuyor.

Dünyanın hiçbir yerinde İstanbul’daki gibi kedi-insan özdeşliğinin olmadığını söylüyor Ceyda Torun ve 35 kediyle başladığı hikayesini 7 muhteşem kedinin bakışıyla tamamlıyor.

Boston Üniversitesi’nde Antropoloji okuduktan sonra İstanbul’a dönerek Reha Erdem’in yanında çalışıp Berkun Oya’nın İyi Seneler Londra’sının kamera arkası ekibinde yer alan Ceyda Torun, ilk uzun metrajı Kedi‘yle geçtiğimiz yıl hayatımıza girmişti.

Ceyda Torun, kedilerle kurduğu ilişki sonrasında İstanbul’a aşık olduğunu söylüyor. Filmin çekimleri, çoğu uykusuz ve aç olmak üzere iki buçuk ay sürüyor. Kedinin zamansız bir konu olduğunu düşündüklerinden, kendilerini bu filme adıyorlar.

Kedi, festivaller sırasında Amerika’daki bir yapım şirketi olan Oscilloscope tarafından keşfedilmiş ve 10 Şubat 2017’de Amerika’da vizyona girmişti. Metascore’dan aldığı 79 ve Rotten Tomatoes’tan aldığı %97 puanla dikkat çekmişti.

Gişede 2.2 milyon dolar hasılat elde eden Kedi; Ceyda Torun’un belgeselini Oscilloscope’un en çok hasılat eden ikinci, Amerika’da yabancı dilde en çok hasılat elde eden 3. belgesel haline getiriyor.

Hepimiz gündelik hayatımızda kedilerle farkında olalım ya da olmayalım iç içe yaşıyoruz. Onlar ya ayaklarımıza sürünüyor bir yerde, ya da bir parça yemek alabilmek için türlü şımarıklıklar yapıyorlar. Kimimiz, ki evet ben dahil bir kediyi veya birçoğunu evimizde besliyoruz; kimisi ise filmde gördüğümüz gibi onlara sokakta sahip çıkıyoruz.

Bir gerçeği de yüzümüze vuruyor Kedi belgeseli. Bu güzel kültürel parçamızı da çoğu şeyi olduğu gibi yitirmek üzereyiz. Binalar, kentleşme derken onlara yaşayabilecekleri alanlar bırakmıyoruz. Kendi kendilerine yetemiyorlar ve gittikçe bizim vereceğimiz yemeğe ve suya daha muhtaç hale geliyorlar. Üzgünüm, kötü haberi benden duymuş gibi olmayın ama durum daha da kötüleşecek. O renkleriyle hayatımıza neşe katan canlılar gittikçe azalacak, hastalıktan kırılacaklar böyle giderse ama umut veren şey, Ceyda’nın da bize gösterdiği gibi hayata neşeyle umutla bakan yaşama değer veren esnaf, yaşlı, çocuk, güzel insanlar. Filmde görüyoruz ki, bazısı maaile kedi severken, bazısı tek başına çabalıyor, anlamaya çalışıyor onları. Hatta farkında olmadan yüklediğimiz bazı insana özgü kişiliklerle seviyoruz onları. Hırçın, naif, asi, kabadayı, aşık… Aklınıza sıfatlandırabileceğiniz ne gelirse.

Çekimlerine baktığımızda ise, hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki; Kedi, İstanbul’u en doğalıyla en güzeliyle gösteren ilk Amerikan-Türk yapımı film. Ne fazla göstermeye çalışıyor İstanbul’u ne eksik. Çünkü zaten, İstanbul kaousuyla, karmaşasıyla, denizinin mavisiyle oldukça şık, hatta kadın… Tepeden gördüğümüz İstanbul, her şeyiyle büyüleyici.

Kedi belgeseli insanın içini umutla dolduran bir film. İnsana, hayvana, doğaya sevgi duyarak ayrılıyorsunuz beyaz perdenin önünden. Gününüz güzel geçiyor, iyilik yapma isteği duyuyorsunuz. Bu kez ‘şuseverler’ izlemeli değil, herkes izlemeli bu filmi diyorum.

Ceyda Torun;

“Kediler sayesinde çok daha derin konuları konuşabildiğim İstanbullular, hepsine aşık oldum. Hepsi abilerim, ablalarım oldu; ona çok seviniyorum.”

 

Film notum:

Kaydet

 

Kaydet

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here