Bir sinema filmi  ne kadar çok şey çağrıştırırsa  nazarımda o kadar iyidir. 

Filmi bir öykü gibi değerlendirmek gerekirse; giriş bölümü, stendhal’in “ Madame Bovary”, gelişme; Andre Malraux’nun “İnsanlık Durumu” sonuç kısmı ise Cengiz Aytmatov‘un “Selvi Boylum Al Yazmalım” ya da  bizde; Türkan Şoray, Ahmet Mekin ve Kadir İnanır’ın oynadığı o klasikleşmiş, asla eskimeyecek olan “Selvi boylum Al Yazmalım” filmi. 

Her üç kitabı da okudum (okumasaydım zaten böyle bir çağrışım da yapmayacaktı)  hem de ikişer kez! Filmin eleştirisini de bu hikaye konseptine göre yapacağım. Romanlara da bir gönderme yapmış olurum. 

Kahramanlar (oyuncular): Edward Norton (walter Fane), Naomi Watts  (Kitty Faane), Liev Schreiber (Charlie Townsend), Toby Jones (Waddington), Diana  Rigg (mother superior)

ortakoltuk.com

Zengin bir burjuva kızı olan Kitty, verilen bir davette Walter ile tanışır; daha doğrusu Shanghai (Şanghay) da devlete ait bir laboratuvarda görevli olan bilim adamı (bakteriyolog) walter, Kitty’nin güzelliğinden etkilenir ve ona ikinci görüşte evlenme teklifi eder, bu evliliğe sıcak bakmasa da ailenin baskılarından kurtulmak için Kitty teklifi kabul eder, Şanghay’a gelirler. Buradaki hayattan ve kocasının çalışmalarından sıkılan kadın kahramanımız  başka arayışlara girer. Aslında kendisi işe yarayan bir şey yapmamaktadır, ne bir meşguliyeti vardır, ne de günlük yaşantısını dolduracak önemli şeyler yapmaktadır, evinin işlerini bile yardımcılarına kalır. Bencil ve şımarık yapısı toplumdaki olana bitene de duyarsız kalmasına sebep olur.  Yine İngiliz konsolosluğunda çalışan Charlie’nin eşinin verdiği bir davete katılan çift, orada gösterilen oyunda locada Charlie ve eşiyle birlikte otururken, Charlie Kitty’e yaklaşır. Gösteri sırasında oyunu genç kadına çevirirken adeta Kityy’nin hislerine tercüman olur ve aralarındaki yakınlık hayli ilerler,  Fane çiftinin evine, Kityy’nin odasındaki yatağa kadar uzanır..

 Filmin buraya kadar olan kısmında “ tamam” dedim “Madame Bovary’deki yeni bir Emma hikayesi izleyeceğiz.” Çünkü Emma karakteri de  doktor olan  Charles ile evlidir ve yalnızdır, yaşadığı taşra hayatının sıkıcılığından farklı arayışlara girmiştir, okuduğu romanların tesiriyle gerçeklerden uzaklaşmış düşsel bir hayatın içine  dalmıştır. Bu durumda önüne çıkan erkeklerin birkaçıyla birlikte olmuş, pasif ve beceriksiz ikinci sınıf bir doktor olan kocasını defalarca aldatmıştır. (Tabii flaubert roman sayfalarında Emma’nın çıkışsızlığını derin derin tahlil etmiştir.) Ancak ilerleyen sahnelerde Walter’ın Charles karakteri ile bir bağlantısı olmadığını, tam tersine önemli bir bilim adamı olmasından kaynaklanan kendine güveni ile sakin ve soğuk olmasına rağmen güçlü bir otoriteyle olayları anında kendine göre yönlendirme yoluna girdiğini görüyoruz. 

ortakoltuk.com

Yüzyılın ilk çeyreğine dünya yeni yapılanmanın eşiğinden içeri girmiştir, Birinci Dünya Savaşı, ardından Sovyet Ekim Devrimi, Türkiye’de kurtuluş Mücadelesi başarıyla sonuçlanmıştır. Diğer ülkeler de kendi payına düşen şekillenmenin desenlerini çizerken Çin bunun dışında kalamazdı elbette. Yine İngiltere iş başında, dünyanın her tarafına ajanları  ve oyun düzenleyicileri ile dağılmış bu şekillenmeyi bizzat kendi eliyle yapmak istemektedir. Dolayısıyla Çin’de de konsolosluk ayağı ile bu faaliyetlerini sürdürmektedir. Şanghay karışıktır, işçi ve köylü ayaklanmaları başlamış, maden işçilerinin grevleri sırasında İngiliz provokatörlerinden biri, Çinli bir işçiyi ateş açarak öldürmüştür. 

İngiliz Konsolos  Charlie Townsend  maden sahipleri ile konsoloslukta toplanmış bu duruma akılcı bir çözüm üretmeye çalışırken kitty konsolosluğa çıkagelir ve Charlie ile görüşmek ister. Çünkü kocası Walter karısının konsolosla ilişkisini bilmektedir ve ona  şayet Charlie karısından boşanıp Kitty ile evlenirse onu ancak bu şekilde boşayacağını bildirmiştir. Aslında Walter, Charlie’nin karısını boşamayacağını adı gibi bilmektedir. Durum tam da onun tahmin ettiği gibidir, Kitty, sevgilisine “ bana sahip çıkacak mısın” diye sorar,  Charlie mazeretler öne sürerek  bu teklifi kabul etmez ve Kitty büyük bir hayal kırıklığı ile oradan yıkılmış olarak ayrılır. Kocası Walter’ın kolera salgınının olduğu  Mei-tan-fu kasabasına onunla gitmeyi kabul eder.

ortakoltuk.com

Fransız yazar Andre Malraux’nun o müthiş romanı İnsanlık Durumu (La Condition Humaine) 1927’de Şanghay’daki bu karışık durumu; devrim ayaklanmalarını  insanların varoluşçu ikilmiyle enfes bir biçimde ortaya koyar.

Ve üçüncü bölüm, artık evlilik ve hayat sorgulamalarının başladığı bölümdür. Mei-tan-fu kasabasına giden çiftimiz, oradaki yoksulluk, cehalet ve hastalıkla yüzleştiklerinde gerçeklerin ne kadar acımasız olduğunun farkına varırlar. Daha doğrusu Walter zaten durumu bilmektedir ve bütün bunlarla mücadeleye hazırdır, oradaki düşmanca yaklaşımlara ve milliyetçi çıkışlara “ ben buraya silahla değil, mikroskopla geldim” diyerek insanlığa yararlı olmak için geldiğini vurgulamıştır. Asıl bu gerçekleri Kitty’nin fark etmesi hikayeye başka bir boyut kazandırır. Öncelikle hayatın anlamı üzerine bir sorgulamaya giren  genç kadın manastırda çocuklara yararlı olmak adına orada çalışmaya başlar. Bu durum onu yavaş yavaş kocasını anlamaya ve onu sevmeye başlamasına vesile olur. Zaten “kadınlar, erkeği karaktere bakarak severler”  

Evlilik sorgulamaları da burada başlar; birbirlerinin dünyalarından uzak yaşayan karı koca artık konuşmaya ve tartışmaya başlarlar. Kitty, bakteriyolog  olan kocasına “ Biz insanlar o şapşal bakterilerden daha çok karmaşığı; hata yaparız, hayal kırıklığı yaşarız. Ben tiyatro, tenis ve danstan hoşlanırım, oyun oynayan erkeklerden hoşlanırım, sen oynamayı sevmiyorsun ne yapayım ben böyle yetiştirildim” der. Walter karısını haklı bulur “ birbirimizde hiç sahip olmadığımız özellikleri aramak aptallıktı” diye yanıtlar.  Sait Faik’in de dediği gibi “ bir insanı sevmekle başlayacaktı herşey”  İlişkileri bir düzene girmişken kolera salgını nedeniyle çıkan sorunlar baş gösterir. Walter’in bulaşıcı hastalığa yakalanması ile herşey yeniden alt-üst olur.  

ortakoltuk.com

Burada Gabrial Garcia Marquez’in “Kolera Günlerinde Aşk” romanına da bir selam vermeden geçmeyelim. Hikayeler farklı olsa da Kolera günlerinde yaşandığı için aşk sınıfına koyabiliriz bu hikayeyi de. “Kolera Günlerinde Aşk” romanının da sinemaya uyarlaması var, bu filmden sonra bağlantı kurmak için seyretmiştim ama başarılı bir uyarlama olmamış pek. Roman daha büyüleyiciydi. Duvak(The Painted Veil)  filmi de  Somerset Maugham’in Türkçeye  “Boyalı Peçe” olarak  çevrilmiş romanından uyarlanmış. Romanı okumadım ama filmi çok başarılı buldum. Türkiye’ye izne geldiğimde romanı edinip okuyacağım…

Çin’in egzotik doğasında çekilmiş müthiş görüntüler eşliğine şahane bir müzik de eklenince ortaya tadına doyulmayan bir film çıkmış. (Filmden sonra müziği mutlaka dinlemek isteyeceğinizi düşünerek birinin adını özellikle yazmak istiyorum.Gnossienne, No.1) Yönetmen John Courran’ın emeğine yüreğine sağlık…

SEVGİ NEYDİ, SEVGİ EMEKTİ”

ortakoltuk.com

ortakoltuk.com

Yönetmen : John Curran

Senaryo : Ron Nyswaner

Görüntü Yönetmeni : Stuart Dryburgh

Müzik : Alexandre Desplat

Oyuncular : Edward Norton, Naomi Watts, Liev Schreiber, Toby Jones, Diana  Rigg, Hélène Cardona, Zoe Telford, Anthony Wong Chau-Sang

ABD-Çin-Kanada / Romantik-Dram / 125 Dk.

ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com

ortakoltuk.com

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here