Flee / Kaçış

Oscar tarihinde ilk kez hem en iyi belgesel, hem en iyi animasyon hem en iyi uluslararası film dallarında aday adayı olan bir yapım.

Prömiyer yaptığı 2021 Sundance Film Festivali’nde Dünya Sineması Belgesel dalında Büyük Jüri Ödülü’nü alan, kazandığı 50’yi aşkın ödül arasında En İyi Avrupa Belgeseli, Avrupalı En İyi Uzun Metraj Canlandırma Filmi, Avrupa Üniversite Ödülü, Annecy Canlandırma Film Festivali‘nde Cristal En İyi Film de bulunan “Flee”, Danimarka adayı olarak 2022 Oscar’ları için, hem En İyi Uluslararası Film dalında kısa listede yer alır, hem de En İyi Uzun Metraj Belgesel ve En İyi Animasyon dallarında aday adayı gösterilir.

Yılın en çok konuşulan en dokunaklı filmlerinden “Flee”, çocuk yaşta mülteci olarak Afganistan’dan Danimarka’ya giden Amin Nawabi’nin yirmi beş yıl boyunca kendinden bile sakladığı, zorluklarla kurduğu hayatının alt üst olmasına yol açabilecek sırlarla da yüzleşerek tüm yaşamını ve göç sürecini ilk defa dile getirdiği gerçek bir hayat hikâyesidir.

Flee”nin kendisi kadar, oluşum ve yaratım öyküsü de çok ilginç.

Filmi yöneten ve senaryosunu Amin Nawabi ile birlikte yazan Jonas Poher Rasmussen, 1981’de doğar, çocukluğu ve ilk gençliği neredeyse köy olarak isimlendirilebilecek küçücük bir Danimarka kentinde geçer.

Rasmussen 15 yaşındayken kente, Afganistan’dan Danimarka’ya tek başına göç etmiş olan, henüz reşit olmadığı için bir koruyucu ailenin yanına verilen kendi yaşlarında bir genç adam gelir. Evleri birbirine çok yakın olan, aynı liseye gitmek için aynı otobüse binen iki genç adam kısa zamanda tanışır ve yakın arkadaş olurlar. Bu güçlü dostluk bağı, Rasmussen’in önce radyoda sonra sinemada bir belgeselci olarak çalıştığı, akademik kariyere yönelen Afgan arkadaşının Princeton’da felsefe doktorası yapmakta olduğu günümüze kadar, 25 yıldır kesintisiz sürmektedir.

Rasmussen, arkadaşının geçmişini tanıştıkları zamandan beri merak etse de, onun bu konuya değinmek istemeyişine saygı göstererek yıllar boyunca üzerine gitmez. Birkaç yıl önce, bu konuda bir radyo belgeseli yapmayı önerdiğinde yine reddeden arkadaşı, henüz içini açmaya hazır olmadığını, ancak bir gün öyküsünü anlatmak zorunda olduğunu bildiğini, yapabilecek gücü bulduğunda da ona geleceğini söyler.

8 – 9 yıl önce Rasmussen, animasyon ve belgesel yapan sinemacıların birlikte çalıştıkları ANIDOX adlı atölye çalışmasına katılır. Atölyede katılımcılardan, canlandırma sineması formatında belgesel çekmek amacıyla konu geliştirmeleri istenir; tabii ki ilk aklına gelen Afgan arkadaşının öyküsüdür. Bir kez daha teklif ettiğinde arkadaşı, çeyrek yüzyıldır hiç kimseye anlatmadığı hikâyesini, travmalarını, korkularını, en mahrem sırlarını paylaşmaya hazır olduğunu, anonim kalabilme olanağı sağlayan animasyon formatının da onu çok rahat ettireceğini söyleyerek kabul eder.

Filmin senaryosu, üç dört yıl boyunca devam eden, saatlerce sürerek terapiye de dönüşen 15 – 20 söyleşiden elde edilen verilerle oluşturulur. Sonrasında, ilk kez canlandırma filmi çekecek olan Rasmussen’in, yapımı fiilen gerçekleştirdiği uzun ve güçlü süreç başlar.

Takma Amin Nawabi adıyla yer aldığı filmin büyük başarısından sonra bile bunları yaşamış olan kişinin gerçek kimliği bugüne dek açıklanmış değildir. Filmi ilk kez izlediğinde yoğun bir duygusal baskı altında seyrettiği, müthiş heyecanlandığı, ancak bu heyecanın iyi bir film olduğundan mı, yoksa kendi hikâyesini izlemekten mi doğduğunun ayırımını yapamadığı, ancak Sundance’de, insanların etkilendiklerini ve anlatısıyla bağlantı kurduklarını fark ettiğinde çok mutlu olduğu, bizlere hep Rasmussen tarafından aktarılır.

Filmle ilgilenen iki ünlü oyuncunun, Riz Ahmed ve Nikolaj Coster-Waldau’nun uygulayıcı yapımcıları arasında yer aldıklarını ve filmin özgün Danca kopyasında iki başkişiyi gerçek Amin ile Rasmussen’in kendi sesleriyle konuştukları “flee”nin İngilizce versiyonunda, Amin’i Riz Ahmed’in Jonas’ı ise Nikolaj Coster-Waldau’nun seslendirmiş olduğunu da ekleyerek yapım öyküsünü kapatalım ve filme geçelim.

Flee”yi yaparken Rasmussen’in, hem yöntem hem biçem olarak Ari Folman’ın bol ödüllü ve bol tartışmalı 2008 yapımı “Vals Im Bashir / Beşir’le Vals” filminden etkilenmiş olduğu kesindir. Rasmussen de Folman gibi animasyon aracılığıyla, geçmişte ve anılarda kalmış olaylarla mekânları titizlikle yeniden var eder, canlı oyuncularla tahammül sınırını zorlayacak rahatsız edici olayları hem gerçekliğini koruyarak hem de bir derece yumuşatarak aktarır. Ancak tüm karakterlerini sokakta karşılaşılsa tanıyacak kadar gerçeğine benzer çizen Folman’ın aksine Rasmussen, kendisi hariç bütün karakterlerine kimliklerini açığa çıkarmayacak yeni kişilikler çizer. Her iki sinemacı da anlatılanların gerçekliğini canlandırma tekniği ile yansıtsalar da Rasmussen, öykünün duygusunu aktarmak için, üç farklı görsel biçemi büyük ustalıkla harmanlar.

Amin’in Partneri Kasper’le eli kulağında evliliği ya da söyleşi seansları gibi günümüzde geçen sekanslar, Afganistan’daki çocukluğuna ve Rusya’da yaşadıklarına ait belleğinde capcanlı kalmış anılar alışılagelmiş klasik 2D animasyonla yansıtılır. Anılarında aktardığı, ancak kendi yaşamamış olduğu, babasının emniyet kuvvetlerince götürülüşü, kız kardeşlerinin konteynerde kaçışı gibi bölümler, insan kaçakçılarıyla yaşanan tehlikeler ve benzeri ürkünç veya hatırlanması acı verici sahnelerde ise, siyah beyaz, iyice soyutlanmış bir canlı desen tekniği kullanılır. Arada bir anlatıya karışarak klasik belgesele göz kırpan, 1980’lerdeki Afgan İç Savaşına ve komünizmin yeni yıkıldığı Rusya’ya ait tarihi arşiv görüntülerinin var ettiği reel fon, izleyiciye seyrettiğinin kurmaca değil gerçek olduğunu bir kez daha hatırlatır. Günümüzde yaşananlar sebebiyle bu arşiv görüntülerinin maalesef filmdeki kullanım amaçlarını aşmış olmaları ve o ürkünç Afganistan İç Savaş sahnelerinin ülkenin bugünkü hâlini neredeyse bire bir yansıtması tarihin tekerrürünü anımsatan bir başka acı gerçek.

Rasmussen, Amin’in anlatısını sadakatle anlatırken kuru bir gerçekçilikten uzak durmaya özen gösterir. Çünkü “flee”nin amacı sadece yanlış yerde doğmuş bir çocuğun zorlu bir yolculuğun sonunda özgürlüğe ve insanca bir yaşama ulaşmasını, bu süreçte kendini keşfetmesini, (eş)cinsel kimliğini kabul etmesini anlatmak değildir. Asıl amaç Amin’in hikâyesi aracılığıyla günümüzde bir şekilde marjinalleştirilerek mülteci durumuna düşürülmüş 80 milyonu aşkın kişinin insanî yüzünü hatırlatmak, mülteciliğin bir “kimlik” değil, sadece başa gelebilecekler kontrol edilemediği için yaşanmak zorunda kalınmış bir durum olduğunu unutturmamaktır.

Bu sebeple sahnesi müthiş bir yalınlıkla her türlü duygu sömürüsünden uzak kalmayı başarsa da, filmin her sahnesi, en rahatsız edici anlarında bile izleyenin içini ısıtan bir samimiyet ve insan sıcaklığıyla doludur. Bu samimiyet, bir başka yönetmenin elinde klişeye dönüşebilecek bölümlere, örneğin yeni yetme Amin’in Danimarka’daki doktor hanımdan eşcinselliğini tedavi edecek bir hap istediği, ya da yıllar sonra kavuşabildiği ailesine cinsel kimliğini açıkladığı sahnelere müthiş bir inandırıcılık katar.

“flee” sezonun en iyi filmlerinden biri. Vizyonda sakın kaçırmayın derim. Vizyona çıkmadan önce yılın ilk İKSV Galası olarak 19 Ocak’ta City’s Nişantaşı CINEWAM ve 20 Ocak’ta Kadıköy Sineması’nda saat 21.30’da gösterilecek. Bilgilerinize.

Yönetmen / Senaryo : Jonas Poher Rasmussen

Kurgu : Janus Billeskov Jansen

Müzik : Uno Helmersson

Seslendirme : Daniel Karimyar, Fardin Mijdzadeh, Milad Eskandari

Danimarka, İsveç, Norveç, Fransa, ABD, Slovenya, Estonya, İspanya, İtalya, Finlandiya / Animasyon-Belgesel / 90 Dk.

Film notum:
İLEKaçış
KAYNAKKaçış
Önceki yazıIssızlık
Sonraki yazıOlga

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here