İçimdeki Yabancı / The Unknown / L’Inconnue
FELSEFİ, FANTASTİK GERİLİM
Arthur Harari’nin psikolojik bilmece filmi “İÇİMDEKİ YABANCI” vizyonda
Film tanımadığı bir kadından etkilenip onu takip eden bir adamın ertesi sabah kendisini bu kadının bedeninde bulmasını anlatıyor. Kimlik, cinsiyet, yalnızlık ve seks hakkında sorular soran bu kafa karıştırıcı, belirsizlik konseptli filmin finali çok zayıf, tatmin edici olmaktan uzak. İyi başlayıp umut vaad eden, ancak beklentileri karşılamayan bu kasvetli filmden uzak durmak en iyisi.
2023’te hayat arkadaşı, 2 çocuğunun annesi Justine Triet ile senaryosunu müştereken yazdığı “Bir Düşüşün Anatomisi / L’anatomie d’une Chute”ün Cannes’da Altın Palmiye Ödülü, ardından En İyi Orijinal Senaryo Ödülü kazanan Arthur Harari, uluslararası alanda ünlü olmuştu. 1981 Paris doğumlu sanatçı, 50’ye yakın filmde oynadı ve 3 filmde kamera arkasına geçti. Son yönetmenlik denemesi, bilim kurgu ve fantastik dram, iddialı “İçimdeki Yabancı / L’inconnue”, yarıştığı Cannes Film Festivalinde ödül listesine giremedi. Günümüz Paris’inde geçen film, melodram, soruşturma ve hayal gücünün karışımı bir çizgi roman uyarlaması. Yönetmenlik kariyerindeki 3 filmle de aynı teknik kadroyla çalışan Arthur Harari’nin iki kardeşi bu son filmine katkıda bulundu. Küçük kardeşi Lucas Harari senaryo yazılımına katıldı, ağabeyi Tom filmin görüntü yönetmenliğini üstlendi.
BAŞKA BİR BEDENDE YAŞAMAK
David Zimmerman (Neils Schneider) kırkına yaklaşmış, içine kapanık asosyal bir fotografçıdır. Sadece düğün ve bar mitzvah törenleriyle sınırlı mesleğini kimse bilmez. Bir arkadaşı onu çılgın bir partiye götürdüğünde kalabalığın arasında gördüğü gizemli bir kadından (Lea Seydoux) gözlerini alamayıp onu takip etmeye başlar. Birkaç saat sonra uyandığında ise kendisini tanımadığı bu kadının bedeninde bulur. Fantastik gerilim ile psikolojik ve felsefi sinemayı birleştiren filmin merkezindeki David, fotografçı olduğunu çevresindeki insanlardan bile gizlemektedir. Hayatını belirgin bir amaçtan yoksun, kimliğinden kopuk bir şekilde sürdürmektedir. İstemediği halde, arkadaşlarının götürdüğü partide gördüğü tanımadığı bir kadının peşinden gittiği geceden sonra, tam olarak anlamadığı bir biçimde kendisini kadının bedeninde bulmuştur. Son Cannes Film Festivalindeki prömiyerinden sonra filmin basında aldığı eleştiriler oldukça bölünmüş durumdaydı. Bazı eleştirmenler filmin cesur ve özgün fikrini överken, bazıları senaryosunun son bölümde dağıldığını yazdılar.
Filmin orijinal başlığı “L’inconnue”nün karşılığı “Bilinmeyen Kadın”dır. Filmin Türkiye haklarını satın alan firma “İçimdeki Yabancı” başlığını tercih etti. Arthur Harari’nin, cinsel travma, cinsiyet kimliği gibi alegorik anlamını kesin biçimde açıklamayıp, filmini farklı yorumlara açık bırakması “büyüleyici bir psikolojik bilmece” olarak yorumlandı. Kimlik, cinsiyet, yalnızlık, seks ve aile hakkında sorular soran, bu kafa karıştırıcı belirsizlik konseptli filmde Harari izleyiciye yararlanmaya çalışmıyor. David’in karşılaştığı durum, başka bir beden içinde yaşamak, beraberinde o kişinin geçmişini, ilişkilerini, çevresini ve toplumsal kimliğini de beraberinde getirir. David “bedenim olmadan hala aynı kişi miyim ?” sorusuna cevap bulamaz. Önceki hayatında bir tür kimlik krizi yaşayan David’in geçirdiği kimlik değişimi kendisinden kurtulma ihtimalini de ortaya çıkarır. Başına gelen olay, yalnızca fiziksel bir değişiklik olmaktan çıkıp kimliğinin tamamen çözülmesi ihtimaline dönüşür.
Fakat Harari bunun bir trans kimlik filmi olmadığının özellikle altını çiziyor. Her nekadar Fransız yönetmen, Michelangelo Antonioni’nin “Profession : Reporter” filminin esin kaynağı olduğunu söylüyorda da, hayatından memnun olmayan gazeteci, o filmdeki Jack Nicholson kendisine benzeyen bir yabancının cesedini tesadüfen bulduğunda, ölü adamın kimliğine isteyerek bürünüyordu. Nitekim Arthur Harari Cannes’daki basın konferansında, “cinsiyet değişimini değil, başka bir bedende kendine dışarıdan bakma” deneyimini hedeflediğini söyledi. Filminin bir kimlik hikayesi ve varoluşsal bir film olarak okunmasını istedi. “David gerçekten başka bir insanın bedeninde yaşamaya başladığına, bir kadının bedeninde hapsolmuş olduğuna inanıyor” diye israr etti. Eleştirmenler (Harari’nin ülkemizde gösterilmeyen) daha önceki “Diamant Noir” ve “Onoda” filmlerindeki kimlik değiştirme, gerçeklikten kopma, başka bir hayata sığınma temalarını “Bilinmeyen Kadın”da çok daha radikal bir noktaya taşıdığını yazdılar.
Gizem ile anlaşmazlık arasındaki çizginin zaman zaman aşılmasıyla, filmin ikinci yarısında anlatının giderek daha muğlaklaşmasıyla, bazı sembolik ve felsefi fikirlerin yeterince geliştirilememesiyle, bu aşırı iddialı film beklentiyi karşılıyamıyor. Alfred Hitchcock’un başyapıtı “Ölüm Korkusu / Vertigo” sunda Kim Novak’ın canlandırdığı gizemli kadının “İçimdeki Yabancı”daki Eva olarak yeni versiyonunda, Arthur Harari etkileyici bir hayalet öyküsü anlatmayı deniyor. Ama ne yazık ki kendisi Hitchcock’un dehasına sahip değil. Franz Kafka’nın en popüler eseri, yabancılaşma ve acının anlatıldığı “Dönüşüm / Metamorfose”, kahramanı Gregor Samsa bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulmasıyla başlıyordu. Yalnızlığının içinde bunalan, yaptığı işten memnun olmayan Samsa için, bu işten kurtulmanın yolunu böcek olmaktan geçtiğini anlatan Kafka kahramanının hayatındaki değişikliklere odaklanıyordu. Derin bir hüzün atmosferli fantastik film, “İçimdeki Yabancı”nın hedefine ulaşan, başarılı bir “Kafkaesk” deneme olduğunu söylemek güç.
CİNSEL TRAVMA, CİNSİYET KİMLİĞİ
Filmin başrollerdeki iki Fransız oyuncudan, 1985 Paris doğumlu Lea Seydoux, 2013’te “Mavi en Güzel Renktir / La Vie D’Adele” ile Altın Palmiye Ödülüne layık görüldü. Aralarında Woody Allen, Wes Anderson, Quentin Tarantino, Bruno Dumont, Denis Villeneuve’ün bulunduğu ünlü yönetmenlerin dahil 150 filmin üstünde oynadı. 1987 doğumlu Neils Schneider’in bir En İyi Erkek Oyuncu Cesar Ödülü var. Schneider Arthur Harari’nin ilk filmi “ Diamant Noir”da da oynamıştı. Filmin görüntü yönetmeni Tom Harari kardeşi Arthur ile 3 filminde yer aldı. Küçük kardeşleri, çizgi roman çizeri ve yazar Lucas Harari “İçimdeki Yabancı”nın senaryo yazılımına katıldı. Filmin müzik partisyonunu hazırlayan Andrea Poggio, En İyi Orijinal Senaryo dalında Cesar Ödülü kazanan “Onoda”da da Harari ile işbirliğinde bulunmuştu. Justine Triet’nin “Sibyl” ve “Bir Düşüşün Anatomisi”nin kurgusunu üstlenen Fransız Laurent Senechal, Harari ile 3 filminde de aynı görevi yapmıştı.
Aralarında Justine Triet’nin “Sibyl” ve Cedric Kahn’ın “Le Proces Goldman”ın da olduğu 50’ye yakın filmde oynayan Arthur Harari’nin 3 yönetmenlik denemesi var. İlk uzun metrajlı filmi “Diamant Noir” (2016), babasının ölümünden sonra, onu terkeden akrabalarından intikam alan bir adamı merkezine alan bir filmdi. İkinci filmi “Onoda” (2021) 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya teslim olurken, asker Hiroo Onoda savaşı tek başına 10 bin gün sürdürmek için Filipinler’in ormanlarına taşıyordu. Arthur Harari’nin senaryo yazılımına katıldığı “Bir Düşüşün Anatomisi” başyapıtı, kocasının ölümünün ardından cinayetle suçlanan bir kadını merkezine alır. Kısmen görme engelli oğlu ise tek tanık olarak ahlaki bir ikilemle karşı karşıya kalır.
İyi başlayıp umut vaad eden filmin final bölümü zayıf, tatmin edici olmaktan uzak. Arthur Harari’nin beden değiştirme fikrinden oluşan labirentin ikna edici olduğunu söylemek zor. Gizemli olmakla anlaşılmaz olmak arasındaki çizgide kalan filmin neden böyle bir beden değiştirme hikayesi anlatmak istediğinin yeterince anlamlı bir noktaya ulaşamadığı söylenebilir. Cinsiyet, kimlik gibi iddialı temaların filmin melodramatik finalinde karşılık bulmaması, bu ağır ilerleyen filmin zaafları arasında. Lea Seydoux’nun kariyerinin en çarpıcı performanslarından birini vermesine rağmen, bu huzursuz, tekinsiz atmosferli, boğucu film, Oscar Ödüllü bir sanatçı olan Harari’ye yakışmıyor. Manüpülatif, tedirgin edici, kaygı uyandırıcı, rahatsız edici kimlik keşfi, izlenmesi zor, tuhaf hayalet öyküsü “İçimdeki Yabancı”da Arthur Harari’nin taviz vermeyen sinematografisi bazı eleştirmenleri etkiledi. Yerine getirilememiş vaadleriyle hayal kırıklığı yaratan, kimlik üzerine bu karanlık, sert drama, kendi karmaşık olay örgüsü içinde kayboluyor. Varoluşsal bir yalnızlıktan bahseden, ancak hedefini ıskalayan bu kasvetli fantastik deneme filminden uzak durmak en iyisi.
Yönetmen : Arthur Harari
Senaryo : Arthur Harari, Lucas Harari, Vincent Poymiro
Görüntü Yönetmeni : Tom Harari
Müzik : Andrea Poggio
Oyuncular : Léa Seydoux, Niels Schneider, Valérie Dréville, Lilith Grasmug, Radu Jude, Shanti Masud, Jonathan Turnbull, Victoire Du Bois, Alexandre Pallu, Victor Chakravarty, Michaël B Evans
Fransa-İtalya / Bilimkurgu-Dram-Fantastik / 139 Dk.








