Kendal’a bir heykel
Küçük Ölçekli çalışmalar
Yönetmen Ali Urgancı, bu filminde belgesel ile kurmacayı birleştiriyor. Zaten kendisi, özellikle aidiyet, kopuş ve kent yaşamının sosyal dokusu üzerine çalışan bir sanatçı. Belgesel ile kurmaca arasında gidip gelerek daha küçük ölçekli çalışmalar yapıyor.
Altın Koza 33.Film Festivali’ni izlediğim üç gün içinde günde 3 film, bir söyleşi izleyerek alabileceğim en büyük faydayı sağlamaya çalıştım. O nedenle de izlediğim filmlerin hepsi, izlemek istediğim değil, o arada ne buldumsa girdiğim filmlerdi. Örneğin, Kendala bir heykel. Adı ve tanımadığım yönetmeni ilgimi çektiği için değil, seçtiğim iki film arasındaki boşlukta olduğu için. Bunu küçümsemek için yazmıyorum. Ama bu isim sizi çağırıyor mu? Beni çağırmıyor. İzledikten sonra filmin üzerinde çok düşündüm. Demek ki düşünmeye değer bir film. Ama adıyla hiç mi hiç ilgisi yok. Yönetmenler bu kadar emek verip yaptıkları filme bir de emek verip doğru düzgün bir isim koysalar ya?
Yeni bir tür
Yönetmen Ali Urgancı’nın Kendala bir Heykel adını verdiği 54 dakikalık filmi belgesel kategorisinde yarışıyor. Decofuction adı verilen bir tür. Kendal sokaklarda yaşayan tinerci tabir ettiğimiz, tiner çeken bir genç adam. Gerçek bir birey. Yönetmen bu filminde belgesel ile kurmacayı birleştiriyor. Zaten kendisi, özellikle aidiyet, kopuş ve kent yaşamının sosyal dokusu üzerine çalışan bir sanatçı. Belgesel ile kurmaca arasında gidip gelerek daha küçük ölçekli çalışmalar yapıyor.
Kendal, sokakta yaşayan bir birey. Hikayesi beni çok çarptı ve sosyal politikalar açısından ne yapılabilir, nasıl sahip çıkılabilir diye düşündürdü ve üzdü. Çünkü benim de çok üzerinde durduğum çok olduğu için sahip çıkılmayan çocuk sorunsalının tam da örneği. Gerçek örneği. Çok çocuklu bir ailede doğuyor Kendal ve okulla arası pek de iyi olamadığı için, kim bilir hangi koşullarda yaşıyordu, babası onu sanayide bir yere, iş öğrensin diye, çırak veriyor. Sömürü burada başlar zaten. İş öğrensin diye çırak verilen çocuk, fizik gücü ve kapasitesi yetmeyen işte sonuna kadar sömürülür.
Sokak yaşamı
Kendal burada da kalmak istemiyor ve kaçıyor. Sokaklarda yaşamaya çalışırken diğer çocuklardan tiner çekmeyi öğreniyor. Hayatın acı gerçeklerinden kaçış yolu… Bunalıp eve dönmek istediğinde karşısında bir yuva değil mahkeme buluyor. Ailesi onu istemiyor ve sokaklara geri yolluyor! Bir çocuk için büyük bir ceza. Aile de evde ondan çok olduğu ve zaten onlarla başa çıkamadığı için birini rahatça feda edebiliyor. Bu durumda çocuğa devletin sahip çıkması gerekir. Nasıl? Koruma yurtları daha mı iyi durumda?
Kayıp Çocuklar
Kendal sokakta yaşamını sürdürüyor, bu arada büyüyor. Kendine bir koloni kuruyor. İnşaat arkalarında, otoparklarda yaşıyorlar. Bazen dilenerek, bazen çalarak, bazen küçük işler yaparak, ne buldularsa çekerek sürdürülen bir yaşam. Kayıp çocuklar… Barınacak yeri olmadığı gibi, toplumda da yeri olmayan… Battaniyesini bir duvar arkasına saklayıp gece geldiğinde bulamayınca “battaniyemi çalmışlar!” diye üzülüp başının üstünde damı olmadığını hatırlamayan.
Kendal’ın sorunu sadece barınma değil elbette. Bağımlılık tedavisi, psikososyal destek, eğitim ve iş bulma, sosyal hizmet takibi gibi süreklilik gösteren bir programla yeniden kazanılabilir. Ama kim yapacak? Hangi devlet, Nerede bu devlet? Böyle olmak çocuğun suçu mu? Okula devam etmesi sağlanmak yerine ağır bir işte çırak olmaya zorlanmasaydı, burada olmazdı. O Kendal ki, otoparkta evi olarak benimsediği o duvar dibini temiz tutmadıkları için arkadaşlarını azarlayan, kendine bu dünyada yer arayan ve var olmak isteyen bir insan. Evet, Ali Urgancı’nın filmine iyi ki denk gelip izlemişim. Bir soruna dikkat çeken iyi bir belgesel, umarım ödül de alır, ama adı faul!
Yönetmen / Senaryo : Ali Urgancı
Oyuncular : Mehmet Sadık Ergin, Murat Atbaş, Fikret Küp, Kadri, Mehmet Arda Çevikbaş, İbrahim Güngör, Tolgahan Ermergen
Türkiye / Dökümanter /








