Sahneye atılan bıçak, tarihin menüsünden insanlığa bir yara daha açarken; çatallar  o yırtıkları açacak, kaşıklar ise notalardan akan hayat suyunu kaselerden boşaltacaklardı. Menüde tatlıya dair bir şey yok; oysa kulaklarımızda tatlı bir iz bırakan ses, yüreklerimizde boğuk acı bırakacaktı.

Sahne aslında sonun başlangıcıdır!

İki Gözüm Ahmet” filmi de bu sahneyle açılıyor ve filmin devamında geçmişe yolculuk yapılarak Ahmet Kaya’nın hayatından kesitler sunuluyor bizlere.

Bir çok müzisyen gibi Ahmet de çocukluktan tutkuludur müziğe, babasının aldığı bağlamayla başlar saz çalmaya, öyle ki (utangaçlığından olsa gerek ) sazıyla kümes hayvanlarına konser verir. Aradan geçen zaman içinde kendi kendine hobi  olarak uğraştığı müzik büyük bir hayale dönüşür. Yoksul olmalarına rağmen bu hayalinden vazgeçmez ve ” Tren gelir hoş gelir” türküsü ile başlayan müzik yolculuğu (saz çalmaya başlayanların öğrendikleri ” koyun gelir yata yata” dan sonraki ikinci türküdür, benim de saz kursuna gitmişliğim olduğu için oradan bilirim. ” bu da gelir bu da geçer” türküsünden sonra hevesim geçmiş müzik kariyerimi sonlandırmıştım.) kalabalık kitlelere ulaşana kadar sürer. Gençliğe adım attığı günlerde bir kamyonun arkasına binerek İstanbul’a taşınırlar. Asıl hikayesi de bundan sonra başlayacaktır…. 

İstanbul’a sevdiği kız Ceylan ile karşılaşmaları, (hayatının bu kısmını bilmiyordum) sol fraksiyonlardan bir derneğin yazılama, kuşlama gibi ufak çaplı eylemlerine katılması, dernek arkadaşlarının mücadelesini  müzikle sürdürmesi için seferber olmaları, Ceylan’ın cezaevine düşmesi, o dönem birçok babanın tehlikeden korumak için oğlunu ihbar ettiği gibi babasının Ahmet Kaya‘yı asker kaçağı olarak ihbar etmesi, askerlik dönüşü özgün müzik basamaklarını hızla çıkması ve o meşum geceden sonra başlayan zorlu sıkıntılardan dolayı konser bahanesiyle Paris’e gitmek zorunda olmasına kadar sürer… 

Yönetmenliğini Gani Rüzgar Şavata ve Hakan Gürtop’un yaptığı filmin başrol oyunculuklarını ise Ahmet Kaya’yı canlandıran Özgür Tüzer, Ceylan’a hayat veren Aleyna Solaker paylaşıyor. Filmde Ahmet Kaya’nın eşi olan Gülten Kaya’ya hiç rastlanmadığı gibi sanatçıyı üne kavuşturan Nevzat Çelik’in şiiri “beni burada arama anne” şarkısına yer verilmemesi büyük bir eksiklik olmuş.  

Diğer taraftan Ahmet Kaya’yı canlandıran başrol oyuncusunun rolünde zayıf kaldığını söyleyebilirim. İnandırıcı olmamış, müzisyenin o ateşli ruhunu şahsen ben hiç hissedemedim. Oyuncunun bakışlarında anlam ve ışık görmedim desem yeridir. Diğer rollerin oyunculukları daha iyiydi; hatta filme dahil olan yönetmen Gani Rüzgar‘ın iyi rol kestiğini söyleyebilirim… 

Film kurgusunu beğendim. Ödül gecesinden başlayan zaman geçişleri iyiydi, taşradaki görüntüler; özellikle tavukların, horozların ve hindilerin bulunduğu sahne ve kamyonun terkisindeki göç görüntüleri gerçekçiydi… 

Tam bir biyografi filmi olmamış; daha doğrusu olamamış. Ahmet Kaya‘nın eşiyle yaşanan izin sorunları nedeniyle, Gülten Kaya’nın meseleyi mahkemeye taşıması, sürecin devam etmesi ağız tadıyla gerçekleşmiş bir film olmasını engellemiş. Tabii arka cephede neler olduğunu biz bilemeyiz, seyirci olarak iyi bir film izlemek isteriz,  arka cepheye değil, filme bakarız. Keşke bir anlaşma sağlanmış olsaydı da herkesin içine sinen bir sinema yapıtı kalsaydı… (300 Dakikalık filmin telif hakları nedeniyle makaslana makaslana 100 Dakikaya indirildiğini de belirtmekte fayda var)

Müslüm” filminde Muhterem Nur ile ortak yapılan biyografi daha başarılıydı örneğin. “Müslüm” ün eleştirisini de yazmıştım, Gürses‘in o kadar yüceleştirilmesine anlam verememiş ama film olarak; özellikle başrol oyuncusuyla ve dönemi iyi yansıtmasıyla oldukça iyi bir yapım olduğunu belirtmiştim. Sırası gelmişken bir karşılaştırma yaptığımızda her ikisinin de farklı kulvarlarda Müslüm Gürses’in arabesk, Ahmet Kaya’nın özgün müzik yapmalarına rağmen çok büyük kitlelerde yer bulduğunu, Müslüm’ü gizli  dinleyen solcular olduğu gibi Ahmet’i dinleyen sağcıların bir hayli fazla olduğunu itirafa gerek yok. Kendi adıma Müslüm Gürses’i hiç dinleyemem, Ahmet Kaya’yı da uzun boylu dinleyemem, Kaya’yı ilk kez 1986 yılında Nevzat Çelik’in o ünlü şiiri Şafak Türküsü ‘beni burada arama anne’ şarkısıyla tanımış, o dönemde yaşadığım annemle sorunlar nedeniyle şarkıyı dinlerken gizli gizli çok ağladığım olmuştu, Ahmet Kaya’nın bendeki asıl karşılığı bu idi ve bendeki ifadesini filmde bulamamış olmak hayal kırıklığı yarattı. Muhtemelen yine bir izin sorunu olmuştur diye düşünüyorum. O dönem solcuların Ahmet Kaya’nın müziğine arabesk tarzı olduğu için mesafeli durduğunu söylemeden geçmeyeyim..

Ayrıca şöyle adam akıllı bir konseri filmde olmalıydı…

Ahmet Kaya’nın Türk Halk Müziğine yakın türkülerini daha fazla sevdiğimi itiraf etmeliyim bende anısı olan Adı Bahtiyar, Saza Niye Gelmedin, Sana Gelmek İstiyorum gibi…

Hangi düşüncede olursa olsun sanatçı duruşu onurlu olmalı, yaptıklarının ve ürünlerinin ancak o zaman anlamı olur. İki Gözüm Ahmet bunu anlatmaya çalışmış. Eksiklikleri oldukça fazla olmasına rağmen gidip izlenmeli diye düşünüyorum.

İyi seyirler… 

Yönetmen : Gani Rüzgar Şavata, Hakan Gürtop

Senaryo : Gani Rüzgar Şavata, İlker Barış

Görüntü Yönetmeni : Cidal Rıza Canpek

Müzik : Mustafa Arapoğlu, Özgür Tüzer, Ekin Akkaş

Oyuncular : Özgür Tüzer, Serdar Orçin, Aleyna Solaker, Ruhi Sarı, Metin Yıldız, Yelda Reynaud, Ekin Akkaş, Alev Oraloğlu, Eşref Bukan, Kemal Topal, Berivan Edebali

Türkiye / Biyografi-Dram-Müzik / 108 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here