Kovboyların son direnişi…

Halen hafızlarımızda Quentin Tarantino’nun ‘modernize’ ettiği ‘Django Enchained’ filmi ve hikayenin başkahramanı Jamie Fox’un yarattığı etkiler tazeyken, bir başka önemli Afro-amerikan oyuncu İdris Elba’nın da ‘western’ tarzında bir yapımda yer alması dikkatimizi çekiyor ve merakımızı uyandırıyor. Ancak baştan belirtmekte yarar var: ‘Şehir kovboyu’ bambaşka bir tarzda, baba-oğul ilişkisi, sosyal sınıflar ve ‘hayatta yolunu çizme’ gibi konuları ele alan bir dram…

Netflix kanalının art arda yayınladığı filmlerde gözümüze çarpan bir şey var: (Martin Scorsese, David Fincher gibi…) bazı büyük yönetmenlerin iddialı filmlerini bir köşeye koyarsak, kanalın bize sunduğu filmler ara sıra ortalamanın üstüne çıksa da, çoğu zaman biraz hayal kırıklığı yaratan, kısaca ‘unutulabilir’ yapımlar olabiliyor. ‘Şehir kovboyunu’ da bunların arasına eklersek bizce abartmış olmayız. Çünkü film, tam bir başarısızlık olmasa da, özellikle yönetmenin biraz deneyimsiz olmasından kaynaklanan ‘neyi ön plana koyacağını bilemeyen’ tereddütler, zamanla üstümüze çöken bir ‘sıkışmışlık’ duygusu ve ‘işlevselliği’ mesaj iddiasına yeğleyen bir bakış açısı barındırıyor.

Annesiyle yaşayan 15 yaşındaki Cole, okulunda sürekli kavga çıkaran, çevresiyle barışık olmayan, isyankar bir ergendir. Karıştığı son bir kavgadan sonra okuldan gönderilir ve annesi onu, zorla (sözde sadece yaz sezonu için!) ayrı yaşadıkları, Philadephia’daki babasının yanına götürür. Buradaki hayata alışmakta çok zorlanan Cole, etrafında yaşanan fakirlik ve süregelen şiddete rağmen zamanla babasının başını çektiği ‘at binme’ olayını (sporunu değil!) ve bunun yanında getirdiği düzeni benimseyecektir…

Western türünün getirdikleri…

Aslında ‘Şehir kovboyu’, ilk bakışta süresinin tamamında hissedilen bir ‘çıkış noktası’ ve ‘devam edilecek yön’ barındırıyor: filmin ‘eşelediği’ alanın teması ve bunu ‘western’ türüne bağlayan nokta… Hollywood sinemasının, ‘altın çağından’ beri vazgeçemediği bu film türü, asıl olarak senaryolarını ‘Batının fethi’ ideali üzerine kurar. Bir taraftan bir diğer bir tarafa ‘el değiştiren’ topraklar ve bu ‘iki taraf’ arasındaki tartışmalar, western türünü ‘kimlik sorgulaması’ için son derece elverişli bir alan gibi gösterir. ‘Şehir kovboyu’ da genel anlamda kendi ‘ekürisini’ bir arada tutmaya çalışan bir topluluğu anlatıyor. Ancak Cole’un babası Harp’ın başını çektiği bu topluluk yaşadıkları fakirlik, yetersizlik ve kişisel trajedilere rağmen ‘kovboy’ değerlerine tutunmuş, bunu kendi çaplarında bir ‘asalet’ ve onurla yapan insanlar…

Yönetmen Ricky Staub birkaç kişiden oluşan bu ‘çekirdek’ kadroyu ara sıra mahallerinin değişik sokaklarında ve çoğu zaman ‘kovboy usulü’ akşam buluştukları ateşin başında gösteriyor.

Karakterlerin bu ‘sıkışık’ durumu bunlarla paralel bir şekilde akan Cole’un hikayesinde de kendini gösteriyor. Cole’un kuzeni Smush, aradan geçen on yıla rağmen, Cole’u kendi hayatına ‘davet ediyor’. Çoğu zaman onları da ‘Smush’ın lüks arabasında yine ‘sıkışmış’ bir şekilde görüyoruz. Bu anlarda iki karakter de sanki bu ‘kapatılmış’ ortama sığamıyorlar, sığmak istemiyorlar. Smush bunu, ‘yerel’ bir uyuşturucu satıcının arkasından iş çevirerek kendi hesabına uyuşturucu satarak kırıyor. Cole ise bu durumu, ara sıra babasının evine ve topluluğunun arasına dönerek değiştiriyor.

Bu süreçte ilginç olan nokta ise şu oluyor: Smush’un bu uyuşturucu ticareti yapmasının amacı (en azından dediğine göre) bu işte yükselip bir mafya baronu olmak değil, kendi atlarını yetiştirebileceği bir çiftlik satın alabilecek kadar para toparlamak. Yani bir anlamda tekrar özgür bir ‘kovboy’ olmak!

Öteki ve diğerleri…

Film, bahsettiğimiz açılımlarla çok farklı noktalara gidebilecek ve western türünün ayrılmaz bir parçası olan ‘öteki’ (other) temasını eşeleyebilecekken yönetmenin ilk filmini çekmekteki ‘ürkekliği’ ve fazla risk almak istememesi bütün bunların önünü kesiyor. Üstelik Harp karakteri ve çevresinin, devlet baskısı altında yaşayan, Amerikan ‘ghetto’ kültürünün etkileyici ve farklı bir temsili olduğunu ve içlerinde zaten birçok açıdan bir ‘öteki’ teması taşıdıklarını göz önüne alırsak bu ‘risk almama’ daha da üzücü oluyor.

Bütün bunların yanında, ‘minimum’ düzeyde de olsa Staub, filmdeki ‘bol diyaloglu’ sahnelerde bazı ‘yönetmenlik’ dokunuşları sergilemeyi başarıyor. Ateş başında geçen konuşmalarda karakterlerini genelde yakın yüz veya göğüs hizasından kesilmiş planlarda kullanan yönetmen, plan-karşı plan sekanslarında kadrajın içine bir başka yüzü yerleştiriyor. Staub, ‘amors’ çekimleri değişik bir şekilde ele almaktan çekinmeden, Cole karakterinin aksine genelde ‘konuşan’ kişiyi plan içinde başarılı bir şekilde konumlandırıyor. ‘Plan derinliği’ ile eğlenmeyi seven yönetmen, değişik ‘odak noktaları’ kullanarak genelde Cole’a eşlik eden (Harp veya Smush..) karakteri ön plana çıkarıyor. Bu, filmin ana karakterlerinden Cole’un her zaman kadrajda olduğu düşünülürse olumlu anlamda şaşırtıcı…

Sonuç olarak ‘Şehir kovboyu’ sadece canlanan bir baba-oğul ilişkisi, atlara ve dolayısıyla zamanın kovboy ruhuna duyulan özlem ve ergenlikten yetişkinliğe geçiş gibi önemli ama bilindik temalar etrafında dolanmakla yetinen kendi halinde bir film… Oysa senaryonun potansiyeli çok daha fazlası…

Yönetmen : Ricky Staub

Senaryo : Dan Walser, Ricky Staub

Görüntü Yönetmeni : Minka Farthing-Kohl 

Kurgu : Luke Ciarrocchi 

Müzik : Kevin Matley

Oyuncular : Idris Elba, Caleb McLaughlin, Jharrel Jerome, Lorraine Toussaint, Method Man, Byron Bowers, Jennifer Butler, Kristoffe Brodeur

ABD / Dram / 111 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here