İKSV 40. ULUSLARARASI İSTANBUL FESTİVALİ 2 BELGESEL KUŞAĞI: VİRPİ SUUTARİ

modern mimarinin efsanevi tasarımcısı “aalto”

1967’de Rovaniemi’de doğan Finlandyalı kadın yönetmen Virpi Suutari, modern mimarinin efsane isimlerinden, Finlandiya denince ilk akla gelen “tasarım gurusu” Alvar Aalto’nun (1898–1976) yaşam öyküsünü ve çalışmalarını ele alan belgeseli “Aalto”da (2020) ilk kez, Alvar’la mimar eşi Aino’nun (1894–1949) aşk öyküsüne de yer veriyor.

Aalto Vakfı, filmini yapımına destek olarak Suutari’ye kaynaklarına erişim sağlamış, Aalto ailesi de Aino ile Alvar arasındaki özel mektupları, birçok fotoğraf albümünü ve bazı 8mm film çekimlerini ona teslim etmiş.

Sonuçta izleyiciyi ikilinin yaratılarında sinemasal bir geziye çıkararak, Finlandia Hall ve Paimio Sanatoryumundan oradaki hastalar için tasarlan ve 80 yıl sonra hâla evlere girmeyi sürdüren ünlü koltuğa, Rusya’da bir kütüphaneden MIT kampüsündeki lojmanlara, koleksiyoner Louis Carré’nin Paris yakınlarındaki evinden Venedik Biennali’indeki Finlandiya pavyonuna, kültleşmiş Aalto vazosuna, dünyanın çeşitli yerlerindeki ikonik binalara ve tasarımlara götürürken Aino ile Alvar’ın özel hayatında da geziye çıkaran bir çalışma ortaya çıkmış.

Virpi Suutari bu belgelerle, hâlâ olağanüstü çağcıllığını koruyan mekânlarda yapmış olduğu çekimleri ustalıkla harmanlayarak sinemasını Aalto’ların dehasının hizmetine verir. Ancak sinemacı kimliğini geriye çekip öyküsünü anlattığı karakterlere odaklaması belgesel tarzına yeni bir soluk getirmesini de engellemez. Örneğin belgesel filmlerde sık sık karşılaştığımız anlatıcıları / “konuşan kafaları” nerdeyse tamamen yok ederek, tüm tanıklıkları dış ses olarak verir ve bu dış sesler filmin gerçek başrolü olarak gördüğü tasarımlara eşlik eder.

Aalto”nun kronolojiyi izleyen anlatısı Alvar’ın 1921’de doğum yeri Jyväsikylä’daki ilk çalışmalarıyla başlar. Henüz tam olarak ortaya çıkmamış olan kendine has tarzı, mimar Aino Marsio ile tanışıp 1925’de evlenmesinden sonra belirgin bir değişime uğrar ve tasarımları mekânsal farkındalıkla doğal malzeme kullanımının öne çıktığı daha akıcı bir biçem alır. Kişisel ve üslupsal olarak yepyeni bir yaratıcı döneme giren Aino ve Alvar, tanışıp birlikte çalışmaya başladıkları günden itibaren, Aino’nun 1949’da genç yaşta kanserden ölümüne kadar son derece yakın bir aşk ve iş ilişkisi sürdürürler. Eş, anne, mimar, tasarımcı ve iş insanı olarak çağının ötesinde modern bir kadın olan Aino’nun gerek varlığı gerek tasarımcılığıyla Alvar’ın yaratımlarına çok önemli etkisi vardır. 1929’da tasarlamış, mobilyaların ve ışıkların tasarımlarını da üstlenmiş oldukları, inşaatı 1933’de biten Paimio Sanatoryumu ile iki yıl sonra tamamlanmış olan Viipuri Kütüphanesi ikiliye uluslararası ün kazandırır.

1935’de “mobilya satmak ve sergilerle diğer eğitimsel vasıtalar aracılığıyla çağcıl yaşam kültürünü tanıtmak” amacıyla Helsinki’de Aino ile Alvar Aalto, Maire Gullichsen, ve Nils-Gustav Hahl tarafından kurulan, Tasarım ve Sanat Yönetmenliğini Aino’nun üstlendiği Artek kısa sürede bir dünya markasına dönüşür.

Aino, yaratıcı üretimi mobilyadan tekstile, lambadan kapı koluna komple bir tasarım paketi sunan Artek için yeni fikirler peşinde sık sık seyahat eder. Alvar da bazı kongrelere yalnız başına katıldığı için, ayrılık dönemlerinde ikisi de birbirlerine uzun mektuplar yazar. Ailenin Virpi Suutari’nin kullanmasına izin verdiği bu özel yazışmalar sayesinde izleyici ikilinin karakteriyel özellikleri hakkında epey fikir edinir. Bu mektuplarda, çekici, güzel konuşan, yaşama sıkı sıkı bağlı zevk ve sefaya düşkün, çapkın ve bohem Alvar, bu yolculuklarda pek çok kadınla yakınlaşır ve yaşadıklarını büyük samimiyetle Aino ile paylaşır. Bu yazışmalar, bu karizmatik çiftin açık bir evlilik yaşadıklarından çok, kocasını çok seven, bu aşkın da karşılıklı olduğunu bilen Aino’nun, ilişkilerini taptaze tutmak için oluşturduğu sağlıklı esnekliğin göstergesidir.

Karısının ölümüne dek onun ne kadar hasta olduğunu tam olarak fark etmemiş olan, hep yakında iyileşeceğini düşünen benmerkezci Alvar, Aino’nun ölümüyle ciddi bir sarsıntı geçirir ama uzun süre yalnız kalmaz ve 1952’de birlikte çalıştığı ekipte yer alan genç mimar Elissa Makiniemi ile evlenir. Alvar, birlikte çalışacağı ve beraberce birçok eser yaratacağı bu geç kadını saç modelinden giyim tarzına yeniden yaratarak, zaten epey benzediği Aino’yu yeniden yaratmış gibidir. Ancak Elissa, 1976’da işe giderken geçirdiği bir kalp krizi sonrası ölümüne kadar evli kaldığı Alvar’ın yaratılarına önemli katkısına rağmen Aino gibi ön plana çıkmaz, hep biraz geride kalır.

Sonuç olarak, Virpi Suutari, Aalto’ların hareketli yaşamını, yaşam ve sanat felsefelerini aktarırken, hâlâ çağcıllığını korumayı sürdüren, 200’ü inşa edilmeye hazır tasarlanmış, 300’ü ise fiilen inşa edilmiş olağanüstü verimli üretimleri aracılığıyla mimari yaratıcılığın felsefesini de açığa çıkarmaya çalışmış. “Aalto”, mimarlıkla pek ilişkiniz olmasa bile mutlaka izlenmeye değer bir film.

Yönetmen / Senaryo : Virpi Suutari

Görüntü Yönetmeni : Heikki Färm, Jani Kumpulainen

Kurgu : Jussi Rautaniemi

Müzik : Sanna Salmenkallio

Oyuncular : David N. Fixler, Juhani Pallasmaa, Nina Stritzler-Levine, Antonello Alici, Harry Charrington, Peter Reed, Harmon Goldstone

Finlandiya / Tarihi-Biyografi / 103 Dk.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here