Koloni

Kıymete Binen Dünya…

Sömestr tatilinin başlaması ile yapımlarda öğrencilere hitap edenlerin de olduğu, nispeten vizyona fazla filmin girmediği bir sinema haftasına girdik. Usta oyuncu Ediz Hun’un da rol aldığı “Şöhretler Okulu” ile animasyon türündeki “Şarkını Söyle 2” filmleri haftasonu özellikle lise ve altı öğrenci kesimini sinemalara taşımayı hedefliyor.

Bu hafta gösterime giren filmlerden Almanya-İsveç ortak yapımı olan “Koloni” ise haftanın bilimkurgu yapımlarından. Dünya prömiyerini 71. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yapan film, daha önce de yine distopik ve aynı zamanda klastrofobik ve kaçış öğeleri ile yüklü, güneş ışınlarının yok edici etkilerinden kurtulmaya çalışan bir gezegende yaşayan bir kesimi beyazperdeye taşıdığı “Hell” (Gezegen) filmi ile adını duyuran İsveçli ünlü yönetmen Tim Fehlbaum‘un yönettiği ikinci film.

Koloni’de dünyanın artık insan faktörlü felaketlerle yaşanmaz bir hale gelmesi nedeni ile bir şekilde dünyayı terk eden ve “Kopler 209” isimli yere kaçan imtiyazlı bir kesimin burada kısırlığa maruz kalmaları nedeni ile yeniden dünyaya dönme hikâyesi ele alınmış. Ve aslında biraz mitolojik biraz da tarihi gerçekliğe gönderme ile Ulysses 2 projesi ile bu ricat planlanır. Öncesinde Blake’ın (Nora Arnezeder)’in babası da (Sebastian Roche) dünyaya “hepimiz için” diyerek dönmüş ancak ardından izini kaybettirmiştir.

Proje kapsamında Blake ile birlikte Tucker (Sope Dirisu) de kapsulle dünyayı keşfe çıkar. Tucker’in de başarısız olması ile Blake artık tek başına kalmıştır. Dünyada artık “çamur insanlar” denilen bir grup vardır. Blake bir yandan dünyaya yeniden dönüşün yollarını ararken öte yandan çamur insanlarla da belli bir mücadele içine girerek babasına ulaşmaya çalışır. Hikâyenin sonunu izleyenler aslında merak edilen tüm soruların cevabını bir ölçüde bulacaklar..

Dijitallikten Olabildiğince Uzakta Başarılı Çekimler…

Koloni” filmindeki Ulysses projesi, James Joyce’un Homeros’un Odysseia’sından esinlenmeyle yazılan aynı adlı romanına isim yollamasıyla yeniden dönüşü merkezine alıyor. Aslında film seçkin zümre kategorisi oluşturarak, kendilerine her türlü hakkı görerek ve dünyayı bir nevi ikinci plana atarak fakat çıkarları ile ters düşünce de bu kez yine dünya için güya tasalanan yapısıyla kapitalist dünya sistemi gerçekliğini akla getiriyor. Yönetmenin böyle bir muradının olup olmadığını altı kesin çizgilerle çizilmediğinden bilemiyoruz. Ancak bir röportajında dünyayı yaşanabilir hale getirmek için mücadele gereksiniminden bahsetmişti. Kolonyalist ve ileride daha da şiddetlenecek emperyal hayallerin izleyicinin aklına gelmemesi zaten mümkün değil. Hatta daha da ötesinde filmde çeşitli çocuklarla, çekik gözlüden birçok farklı milletten insanın yansıtılması da yine sömürgeler dünyasına gönderme bir bakıma.

Film, diğer bilimkurgu yapımlarından farklı olarak dünyanın felaketler yansıtan halini değil, tam tersine oradan kaçışın getirdiği çeşitli kötülüklerden hareket etmesi ile de ayrışıyor. Dünyanın her şeye rağmen keşfini gerektiren sağaltıcı özelliği var. Bu yönü ile özgün bir konuyu, kısa sürede, bir buçuk saatte, oldukça akıcı bir şekilde önümüze seriyor. Fakat filmin bence en başarılı yönü, genelde bilimkurgu yapıtlarında sıklıkla kulanılan dijital efekt gibi yapay ve seyirciyi yabancılaştıran öğelerden uzak durmasında gördüm.

Yönetmenin takip edebildiğim röportajlarında bu husus bilhassa vurgulanmakta. Yani İskandinav sinemasında gördüğümüz o saf, steril yapı muhafaza edilmiş. Ve yine ağırlıklı olarak gri ve yeşil renk paletleri de, o distopik ve gerileme uygun haliyle donuk havaya hizmet etmekte. Çekimler, kamera teknikleri de yine başarılı. Özellikle başlangıçtaki kuyu sekansları oldukça gerçekçiydi. Filmde müziğin de olabildiğince az kullanıldığını görüyoruz. Fakat yer yer gerilimi yansıtan vurmalı çalgıların irkiltici seslerini ve sessizlikle ilerleyen sade tınılar da bence filme katkı sunuyor…

Sonuç olarak; gerek sömürgeci mantalitenin dünya değerlerinin tüm canlıları kapsayacak boyutta hor kullanılmasını, çocuklara mümkünler içinde en iyisi olan dünyanın zindan edilmesini bilimkurgu içine serpiştiren özgün ve biraz da politik özelliğiyle “Koloni”, biçimsel olarak da yine kendisini izleten, sıkmayan yapısı itibariyle büyük/küçük herkesi memnun edecek başarılı bir “tür” sinema yapımı.

Havaların soğuk olduğu bu günlerde, sinemaya gitmek zaten iyi bir etkinlik seçeneği. Beyazperdenin karşısında, dünyanın kıymetini anlama bakımından yer yer düşündürtecek yapısı ile “Koloni”, sinemada daha da seyir zevki verdirtecek iyi bir seçenek…Türü sevenlere de uzak duranlara da, kitle sinemasına aşina olanlara da daha festival film yanlılarına da hitap eden yapısıyla üstelik… İyi seyirler…

Yönetmen : Tim Fehlbaum

Senaryo : Tim Fehlbaum, Mariko Minoguchi

Görüntü Yönetmeni : Markus Förderer

Kurgu : Andreas Menn

Müzik : Lorenz Dangel

Oyuncular : Nora Arnezeder, Lain Glen, Sarah-Sofie Boussnina, Sope Dirisu, Sebastian Roché, Joel Basman, Bella Bading, Eden Gough

Almanya-İsviçre / Bilimkurgu-Gerlim / 104 Dk.

Film notum:
Önceki yazıClean
Sonraki yazıThe Tragedy of Macbeth

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz