“Çürüyen çağların dişlerinde

ısırılmış etimin kanı kurudu

ortaçağ cadılarının  boyunlarına asıldı kimliğim

dipleri bataklık lanetlenmiş saçlarımın”

                                      Nurbanu KABLAN

“Kurtuluş Ayini”; Bir yıl önce yazdığım kadın şiiri olan  İsyan adlı şiirimin ilk dörtlüğü bu filmi anlatan bir özet olmuş adeta. Anaerkil toplumdan sonra çağlar boyunca kadınlara biçilen kefen; her çağda farklı bir kesim biçimiyle boyunlarına geçirilmiş; kimi zaman boynu vurularak, kimi zaman idam edilerek kimi zaman da insanlık tarihinin en dehşetli sahnesiyle yakılarak o kefen kana boyanmıştır. Yok sayılmaya ve bastırılmaya çalışan kadın kimliği kendini göstermek için farklı şekillerde tarih sahnesinde görülmüştür. Orta çağda ise cadı kimliği ile  ortaya çıkmış dolayısıyla beraberinde cadı avı da başlamıştır. Vikipedi bu dönemi 1480-1750 yılları arasında gösteriyor ve bu süreçte kırk bin ile altmış bin kadının cadılık suçlamasıyla idam edildiğini yazıyor. 

Havva’nın kırmızı elmayı yemesi nedeniyle cennetten kovulması ile başlayan süreçte kadınların daha zayıf karakterli olması; bu sebeple de şeytana inanması kolay olduğu düşüncesi hakim olmaya başladı. Bu şekilde lanetlenen kadın ise kendi lanetini kusmaya başladı. Diğer tarafta şifalı bitkiler ve çeşitli karışımlarla  hastalıklara çare bulmaya çalışan kadınlar da büyücülükle suçlandı…

Havva’nın kırmızı elmasıydım sunuldum

aldatandım, yerim yoktu cennette kovuldum

gözlerimin sürmesinden aktı katran tarihim

ne vakit yazıldı kara talihim

Şiirimin  ikinci dörtlüğü de bu tarihi anlatıyor … 

Vikipedi’de cadı olduğu gerekçesiyle vahşi şekilde öldürülenlerin listesine baktığımız zaman; bugün dünyanın en modern en gelişmiş ülkelerinin ilk sıralarda olduğunu dehşetle görüyoruz; Danimarka’dan İsveç ve Norveç’e; İngiltere’den İskoçya ve İrlanda’ya; İsviçre’den Fransa ve Almanya’ya kadar uzanıyor yol…

Ve yakılarak öldürülenlerin sayısı hiç de az değil.

Bu kısa bilgiyi vermeden filmi anlatmak doğru olmazdı.

“Kurtuluş Ayini” ( Akelarre-Coven) korkunç   bir cadı avı hikayesi.

Ve korkunç bir sahne ile açılır.  Cehennem sahnesiyle…

Öyle ya cennetten kovulan kadının yeri cehennemdir.

Kazıklara bağlanmış kadın bedenleri alevlerin  en çirkin dansıyla göğe yükselirken yanan etlerin kokusundan burunlarını tutan yargıç ve yardımcısı kazıkların altına yığılmış odunların çıtırtıları eşliğinde bu tüyleri diken diken eden sahneyi seyretmekten utanç ve pişmanlık  bile duymazlar.

Yetmiş yedi kadının infazı bu şekilde gerçekleşmiş, yetmiş yedi kez aynı sahneyi seyredip cadı avına devam etmek için  kıyı kasabalarına kadar uzanmışlardır. Onları genç bir peder karşılar. 

Kadro tamamdır yani; yargıcı, pederi, askeri…

Geriye avlanmak kalır.

Yirmisinde bile olmayan beş genç kız, denizcileri yolculadıktan sonra şarkı söyleyerek ormanın derinliklerine doğru inerler.”Martıların sesini dinle/yeni ülkeye yelken açarken/denizlerdeki tehlike büyük/ama yüreklerimizdeki daha büyük”

Askerler kızları kenevir bitkisiyle  dokuma yaparlarken yakalarlar, belli ki daha önceden ihbar yapılmış, bilinçli olarak kasabaya gelmişlerdir. Kaçmaya çalışan kızları başlarına yine  kenevirden dokunmuş çuvalları geçirerek yakalarlar.

Amaia Aberasturi  (Ana), Alex Brendemühl (Rostegui), Daniel Fanego  (Consejero), Garazi Urkola (Katalin), Yune Nogueiras ( María). 

Yargıç Pierre de Lancre (Àlex Brendemühl) sorguya aldığı dokumacı  kızlara cadı şabatı ayinini sorar.  Aslında kızların suçu sadece şarkı söyleyip kendi kendilerine dans etmektir. Ay ışığında, ormanda şarkı söylemenin cadılıkla özdeşleştiğini nereden bilecekler, yaşlarının gereğini yapmışlardır sadece. Bir halk şarkısı olan”sadece ve sadece senin buselerinle ısınmak istiyoruz” sözlerinin  şeytana ithaf edildiğini düşünüp şabat (bir çeşit ayin, şeytanla gece buluşması) yapıldığını ileri süren  Yargıç, muhtemelen yaktığı bir kadının kenarları dantelli mendilini de bir nevi mastürbasyon aracı olarak elinden hiç bırakmayarak  bu şabatın hayali ile kendinden geçmektedir aslında. Kızları sorguya çekerken de mendil hep elindedir.  

İşlemedikleri bir suçu üzerlerine yıkmak için saçlarını kazımaktan, zincirlemeye, dayak atmaya kadar her türlü işkenceyi yaptırır. Yargıcın zaafını anlayan Ana, arkadaşlarını işkenceden kurtarmak için  suçu üstlenmeye ve yargıcın başını döndürecek bir Lucifer (şeytan) hikayesi anlatmaya karar verir. Bilir ki şabat ayini sapık yargıç için seks ayini olacaktır…

Beş gencecik kızı sapkın olarak niteleyen sapıklara gel de isyan etme şimdi! Şiirimin  dördüncü dörtlüğü ile

Eyy kıskanç gök tanrı yere düşürdün yüzümü

bereketimle yeniden yarattım yeryüzünü

kutsal kitaplardan silsen de ismimi

yazacağım yıldızlarla karanlığa  isyanımı

İspanya- arjantin ve Fransa  ortak yapımı olan filmin yönetmen koltuğuna uluslararası arenada çeşitli ödülleri olan 43 yaşındaki Pablo Agüero oturuyor. Kurtuluş Ayini ise 35. Goya ödüllerinden toplam 9 ödüle aday gösterilmiş, 5 Goya ödülünü toplamıştır. 

engizisyon mahkemelerine, günümüze kadar gelen  o mahkeme zihniyetlerine şiirimin son kıtasıyla cevap vermek isterim.

Yok olmadan doğurduğum ateşin küllerinde 

doğacağım anka kuşu gibi yeniden 

anlatacağım  efsanesini gelecek çağların  

çekilin yoldan,  geliyorum tarih öncesinden

Yönetmen : Pablo Agüero

Senaryo : Pablo Agüero, Katell Guillou

Görüntü Yönetmeni : Javier Agirre

Kurgu : Teresa Font

Müzik : Maite Arrotajauregi, Aránzazu Calleja

Oyuncular : Amaia Aberasturi, Alex Brendemühl, Daniel Fanego, Garazi Urkola, Yune Nogueiras, Jone Laspiur, Irati Saez de Urabain, Lorea Ibarra

İspanya / Tarihi-Macera-Gerilim-Dram / 90 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here