Kurtuluşumuz / Notre Salut
TARİHİ PSİKOLOJİK DRAMA
“KURTULUŞUMUZ” Emmanuel MarreIn Cannes’dan En İyi Senaryo Ödüllü filmi
Yönetmen büyükbabası Henri Marre’ın işgal altındaki Fransa’da Vichy rejimi sırasındasında yaşadıklarını dürüstlükle sinemaya taşıyor. Filmde her şeyini kaybetmiş bir adamın yeni kurulan bir hükümette kendine yer bulmasını, Yahudilerin toplanmasında Gestapo’ya hizmet etmesini izliyoruz. Günlük bürokratik ayrıntılara odaklanan uzun ve bıktırıcı sahneleriyle süresi 135 dakikaya çıkan filmin uzunluğu değerini aşağıya çekiyor.
Fransız yönetmen, senaryo yazarı, kurgucu Emmanuel Marre’ın Julie Lecoustre ile 2021’de yaptığı “Hiç Umursamıyorum / Rien A Foutre” adlı bir filmi var. Tek başına gerçekleştirdiği ilk uzun metrajlı filmi “Kurtuluşumuz / Notre Salut” bu yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülünü kazandı. Filmin kahramanı olan büyükbabası Henri Marre’ın Nazi işgali altındaki Fransa’da yaşadıklarını anlatan Emmanuel Marre, 1940’lar Fransa’sında kendi yolunu çizmek isteyen bir aile reisinin davranışlarını mercek altına alıyor. 1940’ın Eylül ayında Henri Marre (Swann Arlaud), Mareşal Pétain’in yeni kurulan rejiminin hükümetini kurduğu Vichy’ye 5 parasız ve yalnız gelir. Bu değişen siyasi ortamda bir rol edinmeyi umarak, Fransa’nın çöküşünden sonra yenilenmeye yol gösterebileceğine inandığı “Notre Salut” (Kurtuluşumuz) adlı bir kitap taşır. Ofislerde, kafelerde ve nüfuz koridorlarında dolaşarak, Henri yetkilileri ve aracıları metni okumaya ve desteklemeye ikna etmeye çalışır. Film, bu fırsatçının Pétain’in kurduğu Vichy hükümetinde kendine bir yer bulma mücadelesini anlatmakla başlıyor.
Filmin, Fransız yakın tarihinin ayıplarından biri olan Vichy rejimini, büyük tarihi anlatılar yerine, küçük memurlar üzerinden göstermesi etkileyiciliğini artırıyor. Film, ideolojik fanatizmden çok, kariyer hırsı, fırsatçılık ve bürokrasinin ahlaki sorumluluğu nasıl görünmez kıldığı üzerine yoğunlaşıyor. Emmanuel Marre’ın bir akrabasından ilham alan, Vichy dönemine ait bir anti kahraman memurun uzlaşmaya sürüklenmesini konu alan film, işbirliğine tamamen yeni ve modern bir bakış açısı sunuyor. Filmin ele aldığı temalar arasında, bürokratik işleyişin kötüye ortak olabilmesi, işgal döneminde işbirlikçilik, ahlaki çürüme ve kişisel çıkarlar var. “Kurtuluşumuz” adlı kitabını yanına alıp, Nazi Almanya’sının yenilgisine uğramış bir ülkeyi yeniden inşa etmeye yardımcı olmayı amaçladığını iddia eden Henri Marre’ı, hasletleri ve zaaflarıyla Emmanuel Marre perdeye taşıyor. Pétainist ideolojinin sempatizanı olmayan Henri Marre, yaptığı bazı şüpheli işlerden sonra parasız kalmış olan hayatını yeniden kurmak istemektedir.
KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI
Karısı ve çocuklarını Paris’te bırakarak Vichy’de iş arayan Henri, büyük uğraşlardan sonra Çalışma Bakanlığı’nda kadroya alınır. Henri’nin öyküsüne paralel olarak filmde, Fransa’yı koruma bahanesiyle işgalci güçlerle işbirliğine giren Vichy rejiminin, ahlaki, etik ve mali konularda korkaklığı gözlere seriliyor. Her şey kabul edilebilir hale gelince, bölgede yaşayan Yahudilerin toplanıp temerküz kamplarına sevk edilmesinde, Vichy yetkilileri Gestapo ile işbirliği yapar. Henri Marre çalıştığı bakanlıktaki görevi icabı bu sevkiyatları örgütleme ve koordine etme konusunda Gestapo’ya destek verir. Nazilerin 2. Dünya Savaşı sırasında uyguladığı insanlık dışı olayların edebiyatta, tiyatroda veya sinemada sergilendiğinde aklıma hemen Hannah Arendt’in “Kötülüğün sıradanlığı” nitelemesi geliyor. Bu yönüyle film “kötülüğün sıradanlığı” düşüncesini sinemada başarıyla gündeme taşıyan yapımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Hannah Arendt, Adolf Eichmann’ın yargılanmasını izledikten sonra şu kanaate varmıştı : “Büyük kötülükler her zaman şeytani, sadist veya canavarca hareket eden insanlar tarafından işlenmez. Bazen sıradan insanlar, yaptıklarının ahlaki sonuçlarını düşünmeden, sadece kurallara uydukları, görevlerini yerine getirdikleri için korkunç sonuçlara yol açabilirler”. “Kurtuluşumuz / Notre Salut” kötülüğün sıradan ve bürokratik yüzünü göstermedeki başarısı için övgüyü hak ediyor. Filmin sonlarına doğru, Amerikan çıkarmasının beklendiği günlerde, Henri’nin eski günlerine döndüğünü, terk edilmiş işletmeleri satın aldığını ve kendisi için hırsızlık amaçlı bir komisyon ayırdığını, ailesi ve herkes tarafından terkedilmiş, acınası ve yalnız bir figür olduğunu görürüz. Film tarihsel suçların sıradan insanlar tarafından nasıl mümkün kılındığını da gözlere seriyor. Gestapo Yahudilerin taşınmasını organize ederken, projeyi “toplama” (ramassage) olarak adlandırmıştı. Marre ve Vichy rejimi bakanları ise bunu “toplu yer değiştirme” (rassemblement) olarak yeniden adlandırıldı. Filmde Yahudilere sığır kamyonlarında saman ve lazımlık sağlamanın aşırı maliyetiyle ilgili bürokratik bir tartışmaya tanık oluyoruz.
79. Cannes Film Festivalinde Emmanuel Marre’a En İyi Senaryo Ödülünü getiren, aile mektuplarından yola çıkan senaryonun, tarihsel anlatıya insani bir boyut katma gibi bir hasleti var. Film belgesel estetiği ile tarihsel dramı birleştiren duygusal gücü yüksek senaryo, Emmanuel Marre’ın sinema dili ile de etkileyici oluyor. Kariyerinin önemli bir bölümünü Belçika’da geçirmiş ve Brüksel’de yaşamış olsa da milliyeti Fransız olan Emmanuel Marre, büyükbabası hakkında bir film yaparken dürüstlüğüyle takdir topluyor. Şöyle ki, kibirli, bencil, hassas ve kırılgan bir insan olan büyükbabası Henri’ye karşı acımasız davranmak gibi hasletiyle takdir topluyor. Çok yönlü sanatçı, vatandaşı, aktör, yönetmen, senaryo yazarı deneyimli Swann Arlaud, kendisine altın bir tabak içinde sunulan senaryodaki kibirli, idealist, salon entellektüeli Henri Marre’ı, dolandırıcı ve fırsatçı karışımı sosyopat bir adam olarak canlandırıyor. Fransa’yı çöküşten kurtarmaya yardım etmek iddiasındaki Henri, belki de her şeyden önce, kendi düşüşünden kendini kurtarmayı amaçlamaktadır.
Henri Marre karısı Paulette’in ailesinin servetini ve kendisine güvenen yatırımcıların servetini çeşitli başarısız projede harcamış yeteneksiz bir insandır. Başlangıçta kendisini ülkesine hizmet eden biri olarak görse de, giderek otoriter rejimin bürokratik mekanizmasının ayrılmaz bir parçası haline gelir. 49 yaşındaki Henri inancının Fransa’yı bir felaketten kurtarmak için, mühendis metodolojisini ortaya koyarak verimlilik kazanmak olduğunu söylüyordur. Ama belki de öncelikle kendi yenilgisinden kaçmayı arıyordur. Amerikan çıkarması sonrasında De Gaulle’ün Fransa’yı kurtarmasından sonra Paris’te Henri’nin zarif eşi Paulette’in ve çocuklarının, eskiden Yahudi bir aileye ait olan yeni ve şık bir daireye taşındıklarını görürüz. Bu roldeki Sandrine Blancke ile Swann Arlaud’nun uyumu filme değer katıyor. 48 yaşındaki Belçikalı aktris Blancke’nin 1993’te “Şüphe Gölgesi / L’ombre du Doute” adlı filmle Venedik Film Festivali’nde kazanılmış bir En İyi Kadın Oyuncu Ödülü var.
HER DEVRİN ADAMI
Eleştirmenleri ikiye bölen filmin herkes tarafından kabul gören tek yönü, 3 En İyi Erkek César Ödülü sahibi Swann Arlaud’nun (45) Henri Marre rolüyle kariyerinin en parlak performansını çıkarmış olması. Filmin artıları arasında, belgesel gerçekçiliğini öne çıkaran kamera kullanımı, Vichy rejiminin iç işleyişini gündelik rutin olaylar üzerinden göstermesi, büyük tarihsel olaylar yerine küçük idari kararların dramatik etkisini gösteren anlatımı sayılabilir. Film 2. Dünya Savaşının önemli bir bölümünü cephe savaşları üzerinden değil, bürokrasinin, kişisel hırsın ve sıradan insanların ahlaki uzlaşmalarının tarihi nasıl şekillendirdiği üzerinden anlatıyor. Filmin eleştirilebilecek yönü, günlük bürokratik ayrıntılara odaklanan uzun sahneleriyle 2 saat 35 dakikalık bir süreye taşması. Ben kendi hesabıma, yavaş temposu ve süresinin uzunluğu yüzünden sıkıldığımı söyleyerek, bu kusurların filmin değerini aşağı çektiğini düşünüyorum.
Emmanuel Marre projesi hakkında : “10 yıl önce büyükbabamın ve büyükannemin 2. Dünya Savaşı sırasındaki yazışmaları içeren bir kutuya rastladım. Bu yazışmaları keşfetme merakımın ötesinde, özellikle büyükbabamın işinden bahsederken kullandığı dilin modernliği beni çok etkiledi. Onun hayatını araştırmak, aracıların sorumluluğu ve dolayısıyla bir sistemin işleyişi, katmanları sorusunu keşfetmeme olanak sağladı. Siyasi şiddetin insanların kaygılarını, streslerini nasıl beslediğini göstermek için “Kurtuluşumuz” bir biyografi filmi değil. Marre’ın adını bir tek kez geçirdim, izleyiciye karşı dürüstlük gereği” açıklamasını yaptı. Henri Marre Fransız tarihinin karanlık lekelerinden biri olan Vichy rejimine hizmet ettiği için suçlamak aklıma gelmedi. Ben kendisini parasız kalmış bir adamın ailesini geçindirecek parayı bulabilmek için o ortama sürüklenen bir insan olarak kabul ettim. Kurtuluş yolunun Vichy hükümetine bağlı bir bürokrat, konformist bir memur olarak, dolaylı olarak soykırıma da katkıda bulunmuş Henri Marre neticede bir anti-kahraman. Gestapo’nun dayattığı kurallara boyuneğen Henri, geri dönüşü olmayan ahlaki bir uçuruma düşmede beis görmüyor.
Film, Fransa’nın hezimeti sonucu kurula Pétain rejimi, Henri Marre gibi kendini boşlukta hisseden memurlara bir kariyer fırsatı vermesini vurguluyor. Henri Marre’ın “konformist bir bürokrat” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Konformist, genel kabul görmüş toplumsal kurallara, inançlara ve değer yargılarına sorgulamadan uyan, statükoyu kabullenen ve uyum sağlayan kişidir. Bu yıl Cannes ana yarışmasında Vichy rejimi döneminde geçen başka bir film vardı. Oscar Ödüllü Macar usta Laszlo Nemes’in “Moulin”i, Fransız direniş hareketinin sembol ismi Jean Moulin’in Lyon Gestapo şefi Klaus Barbie tarafından işkence edilmesini anlatıyordu. İnsanı insanlığından utandıran bu ibret verici film, Pétain hükümetine isyan bayrağı açan, Fransız halkının Nazi zulmünden kurtuluşuna katkıda bulunan, De Gaulle’e bağlı direnişçilerin lideri Jean Moulin’in tüm işkencelere katlanmasının ve arkadaşlarını ele vermemesinin öyküsüydü. “Moulin”i “Kurtuluşumuz” ile kıyasladığımda, ilk filmin mizansen, mesaj verme ve etkileyicilikte ağır bastığını söylemeliyim. Henri Marre ile Jean Moulin’i kıyasladığımda, ilki Fransa’yı işgalden kurtarmak gibi ütopik bir hayali olan, kaybetmeye alışık (loser) bir insan, ikincisi prensip sahibi, ilkeli, fedakar bir kahraman.
Yönetmen : Emmanuel Marre
Senaryo : Emmanuel Marre, Julie Lecoustre
Görüntü Yönetmeni : Olivier Boonjing
Kurgu : Nicolas Rumpi
Oynayanlar : Swann Arlaud, Sandrine Blancke, Mathieu Pettoro, Harpo Guit
Fransa / Biyografi-Savaş-Dram / 155 Dk.










