Odyssey
İNSANIN; TANRILARA, DOĞAÜSTÜ GÜÇLERE, KENDİNE VE VİCDANINA KARŞI VERDİĞİ BÜYÜK HESAPLAŞMA
Hiç kimse evimle benim arama giremez, buna Tanrılar dahil deyip, evine karısına çocuğuna dönmek isteyen kusurlu savaş kahramanı ve eşine aşık bir adamın tehlikeli yol macerası görülmeye değer.
Hiç kimse evimle benim arama giremez, buna Tanrılar dahil deyip, evine karısına çocuğuna dönmek isteyen bir aşık adam -İthaka (Yunanistan)’nın kralı Odysseus olmasına gerek yok-, hangi filmde olursa olsun, hangi romanda dile gelirse gelsin, hangi şiirin öznesi olursa olsun, hangi güçlere sahip olursa olsun, hangi dönemde yaşarsa yaşasın, şartları ne olursa olsun, çok özel ve caziptir.. Hem arzu edilen, hem destansıdır. Ve hayranlık uyandırır. Hatta hayalde kalırsa, yeterince yıkıcıdır da..
Truva savaşının kahramanı Odysseus’un vatanına ve ailesine 20 yıllık geri dönüş öyküsünde Tanrılara, doğaüstü güçlere ve insanın kendine, vicdanına karşı verdiği büyük hesabın hikayesi… İnsanın doğaya karşı mücadelesinin ilk metni mi diyelim yoksa. Üstelik bu kusurlu kahraman beyazperdede Matt Dimon olursa. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, hayranlık duyulan başyapıt Homeros destanı olan orijinal metinden uyarlanan Odysseus‘da “bazı püf noktalarını kaçırıyor muyum” diye sakın telaş yapmayın. Koltuğunuza yaslanıp, tamamı IMAX çekilmiş ilk uzun (derken cidden uzun 2 saat 50 dakika) metrajlı filmi ben izliyorum rahatlığına bırakın kendinizi.. Christopher Nolan‘da böyle isterdi ve Hollywood bu amaçla 250 milyon dolarlık bütçeli filmi yaptı. Tıpkı diğerleri gibi küresel bir yatırım. Olağanüstü büyük prodüksiyonlar bunlar. Çünkü bir bakıma uygun mesajları da yakalayalım, günah çıkaralım istiyorlar. Siz anladınız meseleyi. Savaş tamtamları çalan vicdanları yıkayıp arıtmak gerek…
Nolan ve benzeri yönetmenler mesela Lucas yedi yaşında eline 8 mm film verilmiş, iki günde çektikleri kısa metrajlı filmler bile birkaç ödül almış, neredeyse ana kucağında emek vermişler bu işe. Bunar sinematografileri ve ödül hikayeleri herkesçe bilinen yönetmenler olunca dolayısı ile beklentiler de yüksek oluyor haliyle.
Ön gösterimde duyuyorum etraftan Oppenhaimer den sonra bu film kötü olabilir diyenler bile var. Parayı, gişeyi, şanı şöhreti buldu, şimdi yanlış yapacak beklentisi oluyor ister istemez yönetmenlerin süperstarı olsa da..
IMAX bu filme ne katmış diyenler de olacaktır. Son dönemlerde yapay zeka konusunda her fırsatta demeç vermekten kaçınmayan Nolan, Truva atını yapay zekaya benzetmişken, işte size cam fanus içinde olanı biteni bütün açıklığıyla gösteriyorum der gibi. Truva atı içinde günlerce idrarları ve dışkıları içinde ses çıkarmadan kalan Odysseus ve yol arkadaşlarının neredeyse kötü kokularını hissedecek kadar yakınında hissediyorsunuz kendinizi. Salonun sağladığı teknik imkanlar meraklılarının bilgisi dahilindedir. Odysseus, kesinlikle telefonda, bilgisayarda benzeri bir yerde değil, ancak dev ekrandan ve bu netlikte izlenir. Matt Dimon, bu işin altından kalkarken, nasıl da gerçekten suda boğuluyormuş adam diye düşünürsünüz. Çünkü Nolan tıpkı bir zamanlar bir film için Boeing satın aldığı, ya da İnterstellar filminde gerçekten ektiği sonra da film bitince sattığı mısırlar gibi her şeyin suyun, rüzgarın, fırtınaların, mağaraların tam olarak gerçek olmasına değer vermiş. Yunanistan, İtalya, Fas, İskoçya, Malta gibi ülkelere onlarca kişinin, ekipmanın, prodüksiyonun taşınması endüstrinin büyüklüğünün kanıtı…
Bir büyük gazetenin haberine göre bizim Ordu ilimizin ünlü Yason Burnu olarak isimlendirilen mevki çekim platoları arasındaymış. Kısa vadede bu yazıyı yetiştirdiğim için size net bir şey söyleyemem ama Nolan‘ın ekibi ülkemize gelmiş mi diye öğrenip net dönüşü ortakoltuk’un yorumlar kısmına yaparsanız, birlikte araştırmış ve öğrenmiş oluruz. Çünkü, çekim yapılan ülkelerin listesinde maalesef ülkemizin ismi yok. Oysa ana metne konu olan Truva bizim topraklarımızda ve bildiğiniz gibi dünya mirası. Ayıp etmişsin Nolan… Gerçekçi olsun diye tekerlek koymadığın Truva atını keşke yerinde gösterseydin.
Neyse, özetle 3000 yıllık destanın içine girin ve kendinizi kaybedin istemiş Nolan. Her şehrin çocuğu, dünya yurttaşı olarak taa 5yy da Proklos tarafından tanımlanmış Homeros’un tanrılar ve insanlık üzerine kullandığı şiirsel dil, karmaşık anlatı tekniği ancak bu kadar sadeleştirilebilirdi. Nolan bu filmi çekmeseydi de yazın tekniği olarak binlerce yıl önce film gibi bir ana metin zaten sinemanın hizmetine sunulmak üzere bekliyordu. Nolan anlam bulmakta zorlanmamış olmalı….
Neredeyse üç saatlik filmde, “İnsanlarda Tanrı arama, düş kırıklığına uğrarsın” ya da Odysseus eve dönüş yolculuğunda girdiği dilenci kılığında “bir insanı en iyi aşağıdan baktığında görürsün” “en ulaşılmaz dilek eskiden sahip olup da kaybettiğin şeydir”, ”insanlar arasındaki kırılgan bağları kopardık” gibi savaş karşıtı vicdanın sözleri akılda kalıcı olabilir. Zaman nasıl akıp geçti anlaşılmasa da Marmara forum sinemaları ön gösterimdeki bilgilendirme konuşmasında anlatılan 12 kanallı ses sistemleri vs. gibi özelliklerle ve harika salon soğutma düzeniyle bu yaz gününde geçen süreyi kısaltmış gibi görünse de bir sinema filmi için gerçekten uzun süre, son sekanslardaki tekrarlar olmasa da olurmuş diyerek son sahnelerdeki aile duygusallığını gölgelemek istemem.. Son 15 dakika için filmi yeniden izleyebilirim.
Batı edebiyatına kaynak oluşturan, aslında nasıl yaşadığı bilinmeyen ve hatta birkaç kişi bile olabileceği hatta bir kadın olabileceği söylenen Homeros ve unutulmaz Odyssus destanı bu merkeze oturunca, Christopher Nolan gibi ayakta alkışlanan bir yönetmenin elinden çıkan film tadından yenmez diye düşünebilirsiniz.. Adamı ilahlaştırmıyor ya da herhangi biriyle kıyaslamıyoruz. Verdiği izlenim oldukça karmaşık yazıldığını düşündüğüm, iyi bir öğrenci olmama rağmen orijinal metinde kaybolduğum Odysseus ile orta koltuk da yine buluşunca sonunu bildiğim bir filmi nefesimi tutarak izlemenin verdiği şaşkınlık oldu. Şimdi kitabı okudum hatırlıyorum desem inanmayın tabii.. Ama mitolojik unsurların hemen hepsi hatta daha fazlası yerli yerinde.
Özellikle Kirke (Samantha Morthon) ve domuza dönüştürdüğü erkekler, daha iyi iletişim kurmak için kargaya dönüştürdüğü kız kardeşi seyirciyi gülümsetiyor. Poseidon’un tek gözlü oğlunun gözünün kör edilmesiyle Truva savaşından eve dönüş yolculuğunda tanrıların gazabına sebep olmuşken, Odysseus’un adamlarının onar beşer yok oluşuna şahit oluyoruz. Bir yandan sarayda Penelope (Ann Hataway) in sinsi, açgözlü talipleri aç kurtlar gibi tehlike saçıyor. Sayfamızın kıdemli edebiyatçılarının da “Homeros un İlyada’sı da gözlendi” tespitleri yapılmışken, edebiyatçı kesilmek istemem. Ama şu net ki Nolan, oldukça karmaşık olan ana hikayeye, Yunan mitolojisine modern bir şekilde, teknolojinin son imkanlarını kullanarak cengaverce yaklaşmış.
En önemli altı çizilecek konu ise yedi Oscar’lı Openheimer den sonra aslında felakete sebep olan bir adamın kahraman gibi gösterilmesi yadırgansa da Nolan gayet açık ve net olarak Odysseus‘da savaşlarda liderlerin yaptıkları ve savaşların insanlara yaptırdıkları konusunda ne varsa derin düşünmeye zorluyor. Yani bu kez hatalarını bilen bir başrol var karşımızda.. Yoksa merak etmeyin, filmi izlerken gördüğünüz kahramanlar, insan formunda görülen tanrılar, mitolojik figürler sayım yapılmak, aslına uygunlar mıydı diye yargılanmak üzere sıra beklemiyorlar. Mekan zaman algısı, doğrusal olmayan anlatım vs. gibi tartışmaları edebiyat öğretmeniyle değerlendirebilirsiniz. Ama bu sinema.. Diğer bütün aklımıza gelen sanatlara göre yeni oluşan kuralları olan ama kesin olmayan bir alan seyirci gözünde. Açık bir yorum meselesi..
Christopher Nolan, karısı -bu filmde her filmde olduğu gibi ajandası olmayan, doğruları söyleyen bir koç gibi destek olan yapımcı-, çocukları –ki bu filmde kamera taşımaktan farklı görevlere kadar babalarının yanında, kardeşi –ki geçmiş filmlerde senaryolaştırmada hep destek olmuştu- koskoca bir aile şirketi oluşturmuş, birbiri ardına milyon dolarlık işlere imza atıyor. Bu film için de Rage bait yapanlar olacaktır tabii. Ama bence bu gişeyi olumsuz etkilemeyecek. Çünkü anlaşılıyor ki Nolan kendini Odysseus gibi hissediyor. Her şey ince ince sabırla hesaplanmış. Daha 16 yaşında tamamı İMAX tekniği ile çekilmiş bir filmi kafasına koymuş ve yaşı 50 yi geçmiş, hala filmine izleyiciden gelecek tepkiden emin olmayan bir yönetmenden bahsediyoruz. Böyle diyorum, çünkü bu kadar ödül, gişe başarısına rağmen hiçbir röportajında net konuşmuyor.
İnterstaller, Dark Night ve Oppenhaimer‘in özünde aslında bu anlatının unsurları var. Doğrusal olmayan anlatının dünyadaki ilk örneğini oluşturan, yani tam tabirle kitabın ortasından anlatmayı seçen orijinal metin, yönünü kaybettirecek kadar karmaşık olduğu halde 3000 yıllık metine bugünden bakıldığında bile bir edebi eserden daha çok sanki filmmiş hissi verdiği düşünülürse, Nolan da tamam olduğu gibi verelim o zaman demeyecekti herhalde.. O yüzden kitabı okumadım, şimdi kafa karışıklığına gelemem diyenlere iyi haber olsun diye söylüyorum. Doğrusal olmayan anlatıdan mümkün olduğunca kaçınılmış. Karmaşıklık olabildiğince toparlanmış. Sonuç da tanrılarla, süper güçlerle tanıdık gelen bir tandans yakalanmış. Süper güç derken Agamemnon (Benny Safdie) u görünce, Batman sanabilirsiniz. Marvel, DC evrenindeki kahramanlar kaynaklarını nerelerden aldılar sanıyorsunuz.. Sanki Homeros zamanının üst aklı gibi binlerce yıl öncesinden kitabını yazmış da rehberlik etmiş modern sinemaya. Batman kılıklı Agamennon nun varlığı biraz da bu yüzden olsa gerek.
Çok konuşulacak bir konuda Helen ve Klytaimnestra (Lupita Nyong’o )olacak herhalde. Tanrıça Athena rolü için de Zendaya biraz silik kalmış. Odysseus’un hayatının yedi yılını lotus çiçeği yiyerek, beyninin bulandırıldığı güzel bir kadının Charlize Teron‘un yanında geçirmesi meselesi kafayı bulandırsa da, güzel ve asil Penelope’nin (Ann Hateway) in zekasının ve kalbinin sesinin kendi öz oğlu Telemakhos (Tom Holland) a çıkışması salondan nerdeyse alkış alacaktı. Kadın izleyicilerin bravo seslerini duydum gibi geldi. Talipler mi, yağmacılar mı dersiniz. Sarayın kral olmayı bekleyenleri arasında Antinous’u (Robert Pattinson) u ne kadar yerinde seçmişler anlatamam… Yani yakışıklı derken, iktidar hırsıyla dolu garip pırıltılarla dolu gözleri, arkadan güreşen halleri, iki yüzlülüğü tipini sildi geçti.
Oyuncu listesinde adı yoktu ama bence filmin kalbine giden yolda Argos’un yeri büyüktü. O koskoca 20 yılın nasıl geçtiğine en çok özlemle bekleyen ve acılar çeken Argos’da hissettim ben. Argos, sen köpeklerin yüzlerce yıllık fedakarlığını belgeledin.
Nolan, film aslında ne olduğunu seyirci bana anlatana kadar bitmez diyor. Haklı… saatler kaldı ülkemiz için. Bakalım seyircimiz ne diyecek. Kaderini kabullenmekle ona karşı savaşmak arasında kalan kahraman bizim ülkemizde nasıl yankı bulacak?
Yönetmen / Senaryo : Christopher Nolan
Görüntü Yönetmeni : Hoyte Van Hoytema
Kurgu : Jennifer Lame
Müzik : Ludwig Göransson
Oyuncular : Matt Damon, Tom Holland, Charlize Theron, Anne Hathaway, Zendaya, Robert Pattinson, Jon Bernthal, Lupita Nyong’o
ABD / Tarihi-Aksiyon-Gerilim-Macera / 172 Dk.














