Sevmekle Başlayacak Herşey…

Onca Yoksulluk Varken” film olarak yeniden karşımızda. Fransız yazar Romain Gary‘nin “Émile Ajar” takma adıyla yazdığı ve Fransa’nın en prestijli ödüllerinden olan “Goncourt Ödülü“ne hak kazandığı bir romandan uyarlanma. Ve bu filmle “Madame Rosa” rolüyle Simone Signoret harikalar yaratmıştı ve César Ödülü’ne de uzanmıştı. Filmin yönetmen koltuğunda İsrailli yönetmen Moshé Mizrahi oturuyordu. Film, 1978 yılının En İyi Yabancı Film dalında da Oscar Ödülü’nün sahibi olmuştu.

Bu kez ise kameranın önüne ismi ile bile insana heyecan veren, büyük oyuncu Sophia Loren çıkıyor. Ve yönetmen koltuğunda, Carlo Ponti ile evliliğinden olan oğlu Edoardo Ponti bulunuyor bu kez. 12 yaşındaki Senagalli Müslüman, Momo’un (İbrahima Gueye) o Avrupa’nın birçok kentinde alışık olduğumuz, kenara itilmiş göçmen bir çocuğun halleri ile başlıyor film. Çevreyi kollayan ve çeşitli suçlara karışıp hayatını idame ettirmeye çalışan bir çocuk var karşımızda. Ve gözüne kestirdiği kişi ise aslında hayatında önemli değişimlere yol açacak bir kişilik: Madame Rosa (Sophia Loren).

Kira borcunu ödemek için şamdanlarını pazarda satmaya çalışan Madame Rosa’nın şamdanlarını yağmalar Momo. Ancak bir süre sonra kendisine bakan doktor tarafından, Bari kentinde seks işçilerinin çocuklarına bakarak geçimini sağlayan Madame Rosa’ya bakması için getirilir Momo. Ve bu andan itibaren, Momo ile Madame Rosa’nın hayatlarının kesişmesi ile geçmişlerinden hareketle, kendilerindeki değişimi adım adım görmeye başlarız. Sert bir çocuktur Momo. Uyuşturucu kartellerinin elinde, onlar için aranan bir eleman haline gelmiştir. Ve üstelik Madame’ın evindeki diğer çocuklara ne de haşin davranır öyle. Kendisine karşı acımasız olduğu gibi söylemlerinde de hiçbir değeri barındırmaz görünür ve ağzından da küfür hiç eksik olmaz. Madame da serttir, ancak onun da geçmişinde Nazi zulmünden miras Holocaust sancısı vardır.

Bir gün Momo’nun dikkatini Madame Rosa’nın kolundaki numaralar çeker. Ancak çocuk dünyasında bu aslında ajanlığın simgeleridir. Ne var ki, hayat çoğu zaman çocuk naifliğinde değildir aslında. Bu kazınanlar Auschwitz kampından muris kimlik numaralarıdır oysa. Madame günden güne alıştığı Momo’nun aslında kirli işlere bulaştığının farkındadır ve onu bir anlamda meşgul etmesi için dindaşı birine, ünlü İranlı aktör, Asgar Farhadi‘nin favori oyuncularından Babek Kerimi‘nin canlandırdığı Bay Hami’ye teslim eder. Momo hayatını kilim işi ile kazanan bu kişiye karşı da öfkelidir. Ancak günden güne aralarındaki buzlar erir.

İlmik ilmik örülen kilimler sevgi olur çıkar. Kendisine zorba davranan çocuğu dövdüğünü överek belirten Momo’ya dilin en büyük silah olduğunu gösterir. Bir gün aralarında Hami’nin yalnızlığı mevzusu geçer. Hami, Momo’ya yalnız olmadığını ve kilimleri ile kitaplarının bulunduğunu söyler. Momo’nun ise buna cevabı yaşından büyük, kemale eren bir kişinin olgunluğundadır: “Kilimler ve kitaplar sarılmazlar ki…” Evet sarılmazlar. Momo’nun annesi öldürülmüştür babası tarafından. Sarılmayı ne de çok özler, bekler öyle. Aslında herkes buna açtır ve yalnızdır. Yahudi Madame Rosa evinin altında kendi sığınağını yaratmıştır. İzole ortam sanki 1940’lar Anna Frank’ın bir anakronik görünümüdür.

Diğer küçük çocuğa Talmud öğretisini ve İbranice okumayı öğretirken aslında kendi kimliği ile var olmanın hesabı içindedir. Momo ise, kilimi örerken bile Victor Hugo‘nun aslında iyilik ve kötülüğün göreceli olduğuna dair Sefiller‘in pasajna uygun olarak ya da Kuran’ın gereklerine göre kimliğini bulan Bay Hami ile Madame Rosa’dan o zamana değin görmediği sevgiyi bulur. Momo’da şefkat duygusu gelişir. Ve bir büyük duygu daha: Acıma da. Yaşlılık vardır karşısındakinde ve de unutkanlık. Madame Rosa yine bir gün parkta kaybolurken, onun utanmaması için Momo şunu söyler: “Hava almaya çıktı…” O andan itibaren sevgi seyirciye geçer, sevmekle başlamıştır her şey. Ve sözüne sadık da olur Momo. Tam bir doktor korkusu içindeki Madame Rosa’yı hastanede bırakmaz, sığınağına taşır. Artık ikisi de mutludur…Hatıralar da iyi anımsanacaktır. Yahudi Rosa’nın mezarını bekleyen güç ve sabrın simgesi Aslan’ın gerçekliğe bürünmesindeki düş gibi, çocuğun naif simgesi artık ete kemiğe bürünmüştür…

Sophia Loren Yine Harika…

86 yaşındaki Sophia Loren‘i Madame Rosa rolündeki performansı ile sadece bir saygı duygusu ile izlemiyoruz. Gerçekten de rolünün tüm o geçişkenli hallerinin ve duygu değişimlerini ne de güzel yansıtıyor. Duygu aktarımında oğlunun kamera arkasında olmasının da etkisi var muhakkak. Ve hiç şüphesiz bir önemli alkış da İbrahima Gueye‘ye…Çok sayıda aday arasından belirlenen ve oyuncu geçmişi bulunmayan İbrahima, çocuk rolünün zorluğunun üstesinden gelmekle kalmamış, Sophia Loren gibi dev bir oyuncunun yanında, kuşak farkına rağmen çok uyumlu bir görüntü de sunmuş tüm o zıtlıkları ve sonrasındaki o değişimle gelen sevgiyle. Yine İran’ın ve dahi Asya sinemasının gururlarından Babek Kerimi de sinemamızda çokça rastlanan klişelere sapmayarak bilge bir kişilik canlandırması ile çok başarılı.

Film, Akdeniz’in o görkemini ışıklarını, rengiyle de çok iyi veriyor. Müzikler ise klasik tonla birlikte alabildiğine renkli, hareketli, desibeli yüksek yer yer. Ve ilk sekanslarda Ferzan Özpetek sineması kadar ışıltılı ve tam manasıyla İtalyan ruhuna da sahip…

Netflix yapımı ve o platformda izlenmesi mümkün “Onca Yoksulluk Varken”i, onca zamanımızın olduğu bu günlerde mutlaka izleyin derim. Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz…

Yönetmen : Edoardo Ponti

Senaryo : Ugo Chiti, Edoardo Ponti

Görüntü Yönetmeni : Angus Hudson

Müzik : Gabriel Yared

Oyuncular : Sophia Loren, İbrahima Gueye, Renato Carpentieri, Abril Zamora, Babak Karimi, Losif Diego Pirvu, Massimiliano Rossi

İtalya / Dram / 94 Dk.

Anne Sophia Loren / Yönetmen oğlu Edoardo Ponti
Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here