R.M.N.

75. Cannes Film Festivali’den Cristian Mingiu “R M N” ile eli boş ayrıldı

MUNGİU’DAN DÜŞ KIRIKLIĞI

Film bir Transilvanya dağ kasabası üzerinden mülteci karşıtlığı, toplumsal şiddet, ırkçılık, faşist dürttülerle hatayı hep yabancıda görme alışkanlığı gibi sosyal çarpıklıkları eleştiriyor. Mungiu filmlerinde görmeye alışık olduğumuz tekinsiz, rahatsız edici atmosferin yaratılamadığı bu toplumsal eleştiri filminin öncekiler kadar etkileyici olduğunu söylemek güç. Yarışma filmlerinin yarısının yer aldığı ödül listesine giremeyen “R M N” Cannes’da düş kırıklığı yarattı.

Evvelce Cannes’da Altın Palmiye, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, Ekümenik Ödül ve 2 kez En İyi Kadın Oyuncu Ödüllerini kazanan filmleriyle katılan Cristian MungiuR M N” ile Cannes’a 6 kez geliyor. Rumen Yeni Dalga Akımının önde gelen temsilcisi Mungiu’nun filmlerinde, Çavuşesku rejiminin Rumen Toplumunda bıraktığı silinmez izlerin yansımalarına rastlarız.

Altın Palmiye Ödülüne sahip olan ilk Rumen yönetmen sıfatını kazanan sanatçı ülkesi yakın tarihine eğilen filmleriyle tanınıyor. “R M NMungiu’nun kariyerinin 7. filmi. Bir önceki filmi “Mezuniyet / Bacalauréat” ile Cristian Mungiu Cannes’dan En İyi Yönetmen Ödülüyle ayrılmıştı. Michael Haneke gibi filmleriyle izleyiciyi rahatsız etmekten hoşlanan Mungiu, “R M N”de tekinsizliği bir Transilvanya dağ kasabası üzerinden hissettiriyor.

GÖÇMEN KONUSUNDA ÇİFTE STANDART

Cristian Mungiu yabancı düşmanlığı ve ırkçılık konusunda “konunun geçtiği kasaba küresel dünyamıza ayna tutuyor. İnsan doğası rasyonel, mantıklı, iyiliksever değildir. Birbirimize kulak verme ihtiyacını gün geçtikçe kaybediyoruz. Rumen toplumu üzerinde dünyadaki ırkçılığa, hoşgörüsüzlüğe atıfta bulunuyorum. Başkalarına aynı klişeler, streotiplerle bakmamalıyız. Zira hepimizin içinde saklı, gizli bir hayvan var” diyor. Bu politik eleştiri filminde Cristian Mungiu mülteci karşıtlığı, toplumsal şiddet, faşist dürtülerle hatayı hep yabancıda görme alışkanlığı gibi temaların hakkını veriyor.

Cristian Mungiu bu sosyal eleştiri filminde içinde bulunduğumuz güvencesiz bir dünyada birlikte yaşamayı sürdürülebilirliği ve küreselleşmenin tahribatı üzerine insanları kafa yormaya davet ediyor. Sri Lanka’dan kasabaya işçi olarak gelen 3 göçmenin sebebiyet verdiği nefret dalgasının ırkçı bir toplum üzerindeki etkisini otopsi masasına yatıran Cristian Mungiu, birlikte yaşamayı beceremeyen ülkesinin halkını eleştiriyor.

Cristian Mungiu filmini tanımlarken, “R M N başkalarıyla onları tanımadan önce nasıl ilişki kurduğumuzdan, bilinmeyenler karşısındaki tepkilerimizden, korkularımız ve içgüdülerimizden, beynimizde rasyonalite ve empati katmanlarının kök saldığından bahsediyor. Aynı zamanda gerçeğin son zamanlarda ne kadar öznel hale geldiğini ve gerçeğin inandığımız şeyi ifade etmenin ne kadar nadir olduğunu düşündüğümüz hakkında bir film” olduğunu söylüyor.

Dardenne Kardeşlerin yapımcıları arasında olduğu “R M N”in senaryosunu (tüm filmlerinde olduğu gibi) Cristian Mungiu yazdı. Film yurt dışında çalışan Matthias’ın Noel öncesi, Rumenlerin, Macarların, Çingenelerin ve Almanların birlikte yaşadığı Transilvanya’daki dağ köyüne dönüşüyle başlıyor. Karısından boşanan genç adam babasız büyüyen oğlu Rudi için endişeleniyordur. Matthias Rudi’nin eski eşi Ana’dan aldığı eğitim konusunda endişelidir. Ayrıca yaşlı babası Otto’yu kontrol etmesi gerekiyor ve eski sevgilisi Csilla’yı tekrar görmeyi çok istiyordur. Oğlunu ve köyünü tuhaf ve mantıksız bir korku ve huzursuzluğun gölgesi altında bulmuştur. Üstelik Rudi konuşma yetisini kaybettiği için derin bir sessizliğe gömülmüştür.

Kasaba halkı Csilla’nın sahibi olduğu ve yönettiği fabrikada yabancı işçileri işe aldığında, toplumun huzurunun bozulduğuna, köklü kırgınlıkların çatışmalara yol açtığına tanık olur. Huzuru kaçan, hüsran ve fikir ayrılığı yaşayan kasaba halkı konuyu tartışırken birbirine düşer. Kilisedeki pazar ayininden Sri Lanka’lı 3 göçmen işçiyi kovan faşist kafalı, ırkçı kasabalılar Klu Klux Klan mensuplarını andıran kakuletalarını kafalarına geçirip, Sri Lanka’lı işçileri korumak amacıyla evinde barındıran Csilla’nın evine saldırırlar.

IRKÇILIK VE EMPATİ EKSİKLİĞİ

Evliliğini sürdürememiş, hayatını düzene sokamamış, babası ve eski karısıyla ilişkileri sorunlu, sevgilisiyle bir dargın bir barışık sağlıksız ilişkisini sürdüren, üstelik konuşma yetisini kaybeden suskun oğlu için de bir şey yapamayan Matthias için her şey kötüye gidiyordur. Göçmenlerin razı olduğu ücrete çalışmayı reddeden yerel halk, işin kolayına kaçıp bütün kötülüklerin yabancılardan geldiğini iddia edip saldırganlığını arttırır. Kendilerinin veya aile yakınlarının yabancı ülkelere işçi olarak çalışmaya gittiklerini görmezden gelme hali, kapitalist yılanın kendi kuyruğunu sokmasıyla kıyaslanabilir.

Film gerçekçilik karşısında insan davranışının derin motivasyonlarını ve rahatsız edici bir gelecekle nasıl ilişki kurduğumuzu sorguluyor. Ancak bu sosyal eleştirisinde Rumen ustanın önceki filmlerinde olduğu kadar etkileyici olduğunu söylemek güç. Filmlerinde görmeye alışık olduğumuz tekinsiz, rahatsız edici atmosferi yaratamamış. Ben kendi hesabıma “R M N” i Cristian Mungiu’nun hayranı olduğum “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün” ve “Tepelerin Ardında” gibi başyapıtlarıyla kıyasladığımda düş kırıklığı yaşadım. Jüri de benzer bir kanaati paylaşmış olacak ki, yarışma filmlerinin yarısından oluşan ödül listesinde bu iddialı filme yer vermedi.

20 yıllık kariyerinde 6 uzun metrajlı film yapıp, 6 yönetmenli bir filme katkı veren Cristian Mungiu’nun üretken bir sanatçı olduğu söylenemez. 6 yıllık bir suskunluk döneminin ardından gelen “R M N” Cannes’da büyük ilgiyle bekleniyordu, ancak filmin bu beklentiye cevap verdiğini iddia etmek zor. Rumen yönetmen bu son filminde Romanya, Macar ve Moldova toplulukları üzerinden ülkesi tarihine bir araştırmaya soyunuyor. Film yaşadığımız topluma ayna tutma amacıyla yapılmış bir politik sinema örneği. Cristian Mungiu bunu bir Rumen kasabası üzerinden, günümüz Avrupa’sını şekillendiren kodlarından hareketle yapmayı deniyor. Mungiu ayrıca izleyicisini Macar ve Çingene toplumları üzerine düşünmeye davet ediyor.

1968 doğumlu Cristian Mungiu sinema tahsilinden sonra kariyerine gazetecilik ve öğretim görevlisi olarak başladı. İlk uzun metrajlı filmi “L’Occident” (2002) Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yer aldı. Çavuşesku döneminin keskin eleştirisini yaptığı “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün / 4 Luni, 3 Saptamani, 2 Zile” (2007) köhneleşen bürokratik rejimde, kürtajın hapislik suç sayıldığı bir dönemde, hamile kalan bir öğrencinin yasal olmayan yollardan kürtaj olabilmek için yaşadığı zorlu dönem anlatılıyor. Cannes’da Altın Palmiye ve Uluslararası Sinema Yazarları Birliği (FİPRESCİ) Ödüllerini kazanan filmi Avrupa Sinema Akademisi Yılın Filmi ve Yılın Yönetmeni ödülleriyle taçlandırdı.

2 yıl sonra Cannes’a “Contes De L’Age D’Or / Amintiri Din Epoca De Aur” ile dönen yönetmen 2012’de “Tepelerin Ardında / Dupa Dealuri” ile ödüle boğuldu. Yetimhanede büyüdükten sonra yolları ayrılan iki yakın kız arkadaşın yaşadıklarını anlatan film En İyi Senaryo ve (2 başrol oyuncusu arasında paylaşılan) En İyi Kadın Oyuncu Ödüllerini kazandı. “Çocuklarımıza nasıl bir dünya inşa etmeliyiz ?” sorusuna cevap arayan “Mezuniyet / Baccalaureat” (2016) ebeveynlerin çocuklarına söyledikleri ve onların kendilerini nasıl gördükleri üzerine bir filmdi. Film Cannes’da yine En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü kazanırken, yaratıcısı Cristian Mungiu’yu En İyi Senaryo Yazarı yaptı.

Yönetmen / Senaryo : Cristian Mungiu

Görüntü Yönetmeni : Tudor Vladimir Panduru

Kurgu : Mircea Olteanu

Oyuncular : Judith State, Andreï Finti, Ovidiu Crisan, Andras Hathazi

Romanya-Fransa-Belçika / Dram / 125 Dk.

Film notum:

 

İLER.M.N.
KAYNAKR.M.N.
Önceki yazıAşkın Kıyameti
Sonraki yazıElvis

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz