The Florida Project

Los Angeles varoşlarında, pırıl pırıl güneşli bir Noel arifesinde, kalbini kıran pezevenginin peşine düşmüş bir trans fahişenin, hapçıları, torbacıları, orospuları ve pezevenkleriyle bir “underground melekler şehrinde” geçen, iphone’la çekilmiş müthiş komik ve bir o kadar da acı filmi “Tangerine” (2015) ile Amerikan toplumunun dışladığı, görmezden geldiği insancıkları en iyi anlatan sinemacılardan biri olarak sevmiş olduğumuz Sean Baker, bu kez parlak bir 35 mm. Olarak çektiği “The Florida Project”de Orlando’daki eğlence dünyası Disney World’un hemen dibindeki çakma Disneyland motellerindeki yaşama odaklanıyor.

Bu kez öyküsünü, adları ve renkleriyle Disney otellerini taklit eden bu motellerde, neredeyse müstehcen eflatun rengi Magic Castle’da ve mide bulandırıcı mavi Futureland’da yaşayan, yakın arkadaş üç çocuğun üzerinden anlatıyor.

Magic Castle’dan 6 yaşındaki başına buyruk, çok bilmiş Monee (Brooklynn Prince), kankası Scotty (Chrietopher Rivera) ve Futureland’dan tanıştıkları yeni arkadaşları Jancey (Valeria Cotto), yaz tatilinde, güneşli, renkli, komşusu oldukları Disney Dünyası kadar yapay bir dünyada, turistlerden bahşiş dilenip gönüllerince dondurma yiyerek, arabalar üzerine tükürme yarışları yaparak, terkedilmiş mahalleleri keşfederek, çocuk olmanın tadını keyifle çıkarmaktadırlar.

Ama kısa süreli kalınan bu ucuz motellerde yaşamak zorunda olan ebeveynlerinin hayatı o kadar renkli ve keyifli değildir. Çoğunlukla işsizlik yardımıyla geçinen, turistlere ucuz parfüm satarak ek gelir sağlamaya çalışan, arada bir fahişelik yaptığında, müşteriyi odasının yatağına, kızını da banyoya sokan Monee’nin isyankar ve sorumsuz annesi Halley (Bria Vinaite) ancak motel sorumlusu Bobby (Willem Dafoe) sayesinde yaşamını sürdürebilmektedir. Halley’nin yakın arkadaşı, Scoty’nin annesi Ashley (Mela Murder), bir café’de çalışarak geçinmeye çalışmakta, Halley ve Monee’ye mutfaktan yemek vererek destek olmaktadır. Anneannesinin (Josie Olivo) yanında yaşayan Jacey’i 15 yaşında doğurmuş olan annesi ortalarda yoktur.

Çocukların sahtelikten uzak samimi ve sevimli dünyasını resimlerken insanın içini ısıtan “The Florida Project” büyüklerin dünyasına baktıkça giderek sertleşiyor. Film, refah toplumu (?!?) ABD’de varlık dağılımındaki eşitsizliğin metaforuna dönüşürken Amerikan Rüyası ütopyadan distopyaya evriliyor.

Filmin, olayların senaryosuzmuş gibi kendi kendine geliştiği, öyküsünden oyunculuklarına doğaçlamaymış duygusu vermesi sizi yanıltmasın. Benzersiz doğallığı, Sean Baker’ın inceden inceye düşünülmüş, üzerinde titizlikle çalışılmış mükemmel senaryosundan geliyor. Baker, hem insancıl, hem toplumsal, hem ekonomik, hem siyasal sorunları öyküsünün içine yedirerek, tutarlı bir senteze ulaşırken, filmine, Bobby ile oğlunun moteldeki eski mobilyaları çöplüğe taşıması, Bobby’nin leyleklere yol göstermesi ya da yaşlı pedofili kovması gibi kolay unutulmayacak birkaç bölüm eklemeyi de başarıyor.

Yine de izleyici, kimi zaman gülümseyerek, kimi zaman boğazına demir bir leblebi takılmışçasına rahatsızlık duyarak izlediği, sonuna doğru ne olacağını artık hissettiği filmin o beklenmedik tokat gibi finaline hazırlıksız yakalanıyor. Tabi ki bir kez izleyenin belleğine çıkmamacasına çakılan bu dokunaklı finali anlatarak ağzınızın tadını kaçıracak değilim. Ancak sahneyi üstlenen Brooklynn Prince’in bu yıl sinemada en büyük keşif olduğunu söylemekle yetineceğim. Aslında“The Florida Project”in hepsi birbirinden iyi olan çocuklu büyüklü kadrosunun bütün genç oyuncuları birer keşif. Filmi inandırıcı ve heyecan verici yapan onların karakterlerinin doğal ötesi, her anı yaşayarak yorumlamaları.

Kendisinden uzak durmaya çalışan oğlundan ümidi kesmiş, babalık yapmasını istemeyen Asley’i ve afacan Monee’yi koruması altına almaya çalışan Bobby’de Willem Dafoe’nun çok ses getirmiş performansını da unutmayalım.

!f Galaların en iyilerinden. Vizyonda sakın kaçırmayın.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here