ÇAĞAN IRMAK : NOSTALJİ  ÇAPKINI

Yönetmenin birçok filmini ve “Çemberimde Gül Oya” dizisini izlemiş biri olarak kendisine bu lakabı yakıştırdım. “Babam ve Oğlum” filmini 2006 yılında  çok soğuk bir Mart gününde Almanya’nın  Köln şehrinde, iki lise arkadaşımla beraber izlemiştim. Çarpılmıştık, 12 Eylül tokadını yeniden yemiş gibiydik, biri bize yıllar sonra kendi hikayemizi anlatıyordu. Köln kentinin o soğuk gününde, içimize acı ile karışık sıcak şeyler akarken yüzümüzü de sıcak gözyaşları yıkıyordu. Islanmış ve ısınmıştık…

Sene 2009; yine Mart ayında “Issız adam” filmini,  görev yaptığım Strazburg şehrinde, sahibi Türk olan Faruk Günaltay’ın  Odysee sinemasında meslektaşlarımla birlikte izlemiştik. (Her yıl festival tadında Türk Filmleri Haftası düzenleyen Faruk Bey’e de buradan selamlarımızı gönderelim.) “Solitaire” (yalnız) çevirisi ile, filmin tanıtım broşürünü günlüğümün arasında saklamışım oradan gördüm şimdi, hatta broşürde yönetmenin vurguladığı cümleleriyle şunlar yazılı “Tu t’es couché sur mes genoux, je t’ai raconté une histoire et tu es grandi…” (Dizlerime uzandın, sana bir hikaye anlattım ve sen büyüdün.)  Bu kez farklı bir hikaye ile karşılaşmıştık. Hikaye farklıydı ama şarkılar nostaljikti, Ayla Dikmen’in “Anlamazdım, anlamazdım” şarkısı da içimizden sıcak sıcak birşeyler akıttı…

Bu iki filmden Türk sinema tarihine geçmiş unutulmaz iki  sahne kaldı ki hangi sahneler olduğunu filmi izlemiş olanlar mutlaka anlayacaktır. 

“Dedemin İnsanları”nı annem, kardeşim ve kızımla Ankara’da, “Unutursam fısılda” ve “Nadide Hayat” filmini de İstanbul’da seyrettim. Diğer filmlerini de izledim ama bu filmlerin hikayesi olduğu için yazdım…

Ve “yeşilçam”, merakla beklenen dizi 22 Nisan’da Blu’da gösterilmeye başladı. 

SEMİH ATEŞ’İN HİKAYESİ

“Bir hikayen varsa gerisi gelmeye başlar” 

Aslolan hikayelerdir. Konuşmaya, anlamaya başladığımız andan  ihtiyarlığımıza kadar…Çocukluğumuzda en fazla masal dinlemekten hoşlanırız, içinde öykü vardır. Dedikodu yapmayı severiz,  içinde giriş, gelişme, sonuç kısmından oluşan hikayeler vardır, toplum olarak neden Müge Anlı’nın ve benzerlerinin programlarını izleriz? Sayısız öykünün içinde buluruz kendimizi. 

Ve hikayeyi seyretmek  hikayeyi yaşamaktan çok daha çekicidir. 

İşte Çağan Irmak bize yine bir hikaye anlatıyor, nostaljik ve  büyüleyici bir masal; içinde gerçek ve hayali kahramanları olan bir sinema masalı! 

Geriye hikayenin nasıl anlatıldığı kalıyor ki bu çok daha önemli…

 “Yeşilçam: Bir Sinema Hayvanı”

Zaman yolculuğunda 1960’lı yıllara, Yeşilçam’ın altın çağını yaşadığı dönemlere gidiyoruz. Semih Ateş, adı üzerinde ateşli bir sinemacı, bir yapımcıdır. Ateş Film şirketinin sahibidir. Ancak  ortağı olan  sonradan görme Vehbi’nin de türlü oyunlarıyla şirketi ortağına devretmek zorunda kalır ve sinemadan başka bir iş bilmediği için yeni bir şirket kurar “Büyük Ateş Film Şirketi” iş, yeni farklı bir hikaye  ve para kaynağı bulmaya kalır…

Onurlu ve gururlu duruşuyla sinema kişiliğinden taviz vermeden bu yolda yürümeye devam etmek isteyen Semih Ateş’in çevresi öyle değildir oysa. Gazetecisinden yanında çalışan memuruna hatta çok güvendiği büyük yapımcı Reha Bey’e kadar piyasanın  yolu tüm piyasalarda olduğu gibi çamurludur. Önemli olan bu çamuru paçalarına sıçratmadan yürümektir…

İlk bölümünü izlediğimiz dizinin nasıl yol alacağını az-çok hissettik. Türkiye’nin sinema tarihi anlatılırken diğer toplumsal ve siyasi tarihin sahnesine de kısa bir giriş yapılacak ve gerçek hikayenin etrafında dekor olarak önümüze sunulacak. 

OYUNCULAR ve  KARAKTERLER

Mümtaz karakterine can veren Altan Erkekli, Reha Esmer’i oynayan Yetkin Dikinciler, Adviye Saygı’nı canlandıran Nilüfer Açıkalın gibi güçlü oyuncuların yer aldığı projede Semih Ateş karakterini canlandıran Çağatay Ulusoy’un tipiyle  bu role çok yakıştığını söylemeliyim. Ayhan Işık rolünü canlandıran oyuncudan daha fazla Ayhan Işık’a benzemiş. Çağatay’ın  oynadığı diğer diziyi izlemedim ama başarısız olduğu yorumlarını okumuştum. Bu diziden başarılı çıkacağını tahmin ediyorum. Oynadığı son filmde çöpçü iken bu dizide tam bir İstanbul beyefendisine dönüşmüş. İki zıt karakterin de hakkını vermiş bence. 

Dizide geçen  solcu yazar Turgut tiplemesini hoş bulmadığımı ifade etmeliyim. Çünkü gerçek solcular bulundukları en zor  koşullarda bile zavallı görünmezler, onurlu ve dik duruşlarıyla bırakın acıklı duruma düşmeyi aç, susuz, uykusuz bile olsalar; dik duruşlarıyla saygı uyandırırlar ancak…

Başroldeki genç kadın oyuncular; Tülin Saygı’ya hayat veren Afra Saraçoğlu ve Mine Cansu’yu canlandıran Selin Şekerci  ilerleyen bölümlerde oyunculuklarını daha iyi gösterebilecekler sanırım. Özgür Çevik, Bora Akkaş, Efe Tunçer, Onur bilge ve Devrim Nas ise tam kıvamında…

SEMİH ATEŞ kimdir?

Bazı kahramanları  gerçek (Ertem Eğilmez, Atıf Yılmaz, Ayhan Işık gibi), bazıları  hayal kahramanlarından oluşan sinema dünyasında; Semih Ateş, sanırım Çağan Irmak’ın ta kendisi. Gerek yazarlar, gerek sanatçılar kahramanlarına ve eserlerine kendilerini mutlaka taşırlar. Bunun dışında geçmişi arayan ve geçmişin  güzelliklerini ortaya çıkaran  yönetmen için; tıpkı bizde olduğu gibi (aynı kuşaktanız sonuçta) bir geçmiş aşıklığı var; ama bu kesinlikle bir takıntı değil, tatlı bir Proust yolculuğu gibidir…

Çağan bu filmi çekerken mutlaka dönemin kişileri hakkında derin bir araştırma yapmıştır. Gerekli röportajlar, söyleşiler yapılmış; dedikodular, hikayeler hafızanın not defterine kayıt edilmiştir… Bu yüzden diziyi bu kafayla izleyeceğimi söylemeliyim. Daha sonraki yıllara rastlasa da  dönemi en iyi bilenlerden birisinin de Atilla Dorsay olduğunu söylemeye gerek yok. Çağan Irmak ona başvurdu mu ya da ilerleyen bölümlerde  başvuracak mı merak etmiyor değilim. Madem Yeşilçam yoluna çıkıldı; seyirci olarak o yoldaki her şeyi görmek ve bilmek  isteriz. Eğrisiyle doğrusuyla…

Bakalım ilerleyen bölümlerde neler göreceğiz. Yalın bir sinema diline sahip olan yönetmen, iyinin kötü yönünü, kötünün de iyi yönünü  bize gösterirken yine anlattığı hikaye ile duygularımıza dokunacak, eski (meyen) şarkılarla ruhumuzun pasını atacak belli ki…

Son söz:

filmler olmasa çekilir mi bu hayat!…

Yönetmen : Çağan Irmak

Senaryo : Levent Cantek, Volkan Sümbül

Görüntü Yönetmeni : Gökhan Tiryaki

Oyuncular : Çağatay Ulusoy, Selin Şekerci, Afra Saraçoğlu, Yetkin Dikinciler, Özgür Çevik, Güngör Bayrak, Altan Erkekli, Nilüfer Açıkalın, Ayta Sözeri, Bora Akkaş, Selin Kahraman, Nurcan Şirin

Türkiye / Tarihi-Dökümanter-Romantik-Dram

Film notum:

2 YORUMLAR

  1. Sevgili Nurbanu, aynı zamanda izlemişiz, aynı zamanda yazmışız, ilgiyle okudum, eline sağlık. Ben senin kadar iyi niyetli ve kibar olamadım, daha iyi olmasını istediğimden belki ama sanki sen de bu başlangıcı beğenmekten çok, bundan önceki işlerin hatırına hoşgörülü davranmışsın, dizinin ilk bölümleri çok özenildiği halde kötü başlar. Umalım ve dileyelim ki devamında grafiği yükselsin, çünkü seyirci senin kadar iyi niyetli olmayacaktır, her şey bir yana sıkıcıydı!

  2. Yazgülü Hanım, iyi niyetli olmaya devam edeceğim, zira bu bir dizi; başlangıçlar genellikle yavaş ve sıkıcı olur. Bir diziye yorum yazmak için en 4-5 bölüm izlemek gerekir. Tahmin ederim ve umarım ki ivmesi yükselir. Orada iki tane şahane oyuncu var; Altan Erkekli ve Yetkin Dikinciler !Çağatay’a da bu rol çok yakışmış. Diziyi surukleyeceklerdir sanırım. Seninle grupta konuştuğumuz gibi genç kadın oyunculara roller oturmamış, dönemi yansitmiyorlar. Bunun dışında yönetmenin dizide soylediği gibi ” Yeni ve farkli hikayeler anlatmak lazim” Çağan bu sözü kendine söylemeli bence tekrardan artık kaçınmalı. Geçmişe dair söyleyeceği şeyleri söyledi zaten, yeni yollar, yeni hikayeler aramalı ve şayet okursa bu eleştiriyi de olumlu algilamalı…
    Gecmisin hatiri tespitinin doğru olduğunu da soylemeden geçmeyeyim..
    Sevgiler…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here