Michael
‘MOONWALKER’IN İLK SAYFASI…
Film Michael Jackson hayranları için kaçırılmaz bir fırsat! Biz ise ise kesin bir fikre sahip olmak için ikinci filmi bekleyeceğiz muhtemelen!
Bu sezonun en dikkat çekici filmlerinden biri olan ‘Michael’, sadece sabırsızlıkla beklenen bir biopik değil aynı zamanda da benzerlerinden ne kadar ayrışacağı merak edilen devasa ve iddialı bir yapım…
Özellikle ‘Bohemian Rhasody’nin başarısı sonrası Hollywood sinemasının alevlenen bu biopik sevdası her ne kadar bazen gerçekçilik açısından hatalar barındırsa da genelde beklenen gişe başarısını getirdi. Bu filmlerin bir diğer amacı da tabii ki Elvis Presley, Johny Cash, Freddie Mercury gibi aramızdan ayrılmış veya Elton John gibi emekli olmuş büyük sanatçıları genç jenerasyonlara tanıtmak veya hatırlatmaktı.
Aslında ilk defa ‘Bohemian Rhapsody’ filmini izlediğimde, eski bir Queen hayranı olarak çok beğenmiş, filmdeki teknik başarı, konser sahnelerinde yaratılan atmosfer ve özellikle vücut diliyle tam bir Freddie Mercury olmuş Rami Malek’in performansı beni derinden etkilemişti. Ancak bütün bu göz doldurucu ‘vitrinin’ arkasında bazı seyirciler ciddi bir problem yattığına dikkat çektiler ve şimdi filmle arama bir mesafe koyunca bu eleştirileri tamamen haksız bulmuyorum. Film, Queen grubunun kuruluşuna, yükselişine, yaratım sürecine ve dünya çapında oluşturduğu etkiye dikkat çekiyor ama asıl odak noktasını grubun lideri ve solisti Freddie Mercury’nin hayatı üzerine konumlandırıyor, onun hem müzik kariyerindeki hem de özel hayatındaki kritik süreçlere eğiliyordu.
Ama film süresince gerçekte Mercury’nin yaşadığı bütün bunalımlar, boğuştuğu bağımlılıklar, şan ve şöhret sonrasında yaptığı aşırılıklar ve dengesiz eylemler ya üstün körü geçiliyor ya da Mercury’nin inisiyatifinde olmayan vakalar gibi veriliyordu. Sonuçta başkarakter tamamen masum, hiçbir hatası bulunmayan ve nerdeyse ‘erişilmez’ bir konuma ulaşıyordu.
HERŞEYİYLE DOĞRU OLMAK…
‘Bohemian..’ filminden birkaç sene sonra gelen ve Elton John’nun hayatını anlatan ‘Rocketman’ filmi ise bu açıdan çok daha dengeli ve gerçekçi bulundu. Bu sefer filmin senaryosu, Elton John’nun bizzat onayından geçtikten sonra (hatta kendisi geçmişinin bütün çıplaklığıyla verilmesini şart koşmuştu), sanatçının sevgisiz yuvasını, uzun süre boğuştuğu alkol ve uyuşturucu bağımlılığını, onu adeta ‘prangaya vurmuş’ gibi kullanan ve sömüren menajeriyle olan toksik ilişkisini sert ve etkileyici bir şekilde işliyordu.
‘Michael’ filmine gelince, yıldız sanatçının ailesinin onayı alınmış hatta yapımcılar arasında isimleri de geçiyor. Dolayısıyla aile üyelerinin Michael Jackson gibi bir star, bir ikon işlenirken hikayede bazı kısaltmalar, düzeltmeler ve yasaklar talep edeceklerini tahmin ediyorduk… Bu talepler senaryonun bütününde ne kadar etkili oldu bilmiyoruz ama bu ilk(!) bölümde Michel Jackson’un hiçbir ‘sorunlu’ yanını görmediğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz : filmde, önce Jackson ve dört kardeşinin babalarının dayatmasıyla Jackson 5 grubunu kurmalarını ve belli ölçüde ün kazanmalarının ardından Michael Jackson’nun solo kariyerini başlayışını ve sonunda dünya çapında bir stara dönüşmesini izliyoruz. Bu süreçte Jackson, ideal bir aile olmasa da ailesine asla sırt çevirmiyor. İçindeki çocuk ruhunu hiçbir zaman kaybetmiyor, evini devasa oyuncaklarla süslüyor ve yılan, maymun hatta zürafa gibi sıra dışı hayvanlarla beraber yaşıyor. Amansız hastalıklarla boğuşan çocukları asla unutmuyor ve onları ara sıra ziyaret edip destek olmaya çalışıyor. Bu esnada ne birçok sanatçı gibi ün ve paradan gözü dönüp dengesini tamamen kaybediyor ne de sadece parası için onunla beraber olan kişilerle arkadaşlık bağı kuruyor. Sonuçta o zamana kadarki hayatında nerdeyse her şeyi doğru yapmış bir ‘melek’ star görüyoruz.
SİLİK YAN KARAKTERLER…
Her ne kadar filmdeki ana karakter iyi çizilmiş olsa da yan karakterlerin çoğunlukla sönük veya biraz çekingen kaldığı söylenebilir : Jackson’un erkek ve kız kardeşlerini birkaç konser dışında çok az görüyoruz. Annesi biraz daha ön plana çıksa da aralarındaki anne-oğul bağında çok özel bir durum yok. Kariyerinde yardımcı olan Quincy Johns gibi büyük isimler veya yapımcılar sadece birkaç sahnede devreye giriyorlar. Dolayısıyla geriye ilginç bir tek Jackson’nın baskıcı, sert ve hırslı baba karakteri kalıyor. Birçok müzik dehasının babasından çektiğini Jackson’da çekiyor ama yine de bu karakterin kötülük saçmayı seven, anlamsız ve sadist bir adam gibi sunulmamış olması bizce önemli. Evet, bu baba Joe karakteri otoriter, çocuklarını nerdeyse askeri koşullarda çalıştıran hatta zaman zaman da şiddette başvuran itici birisi ama asıl amacı ailesinin kendi yaşadığı fakir hayattan kurtulması ve tek başlarına değil ailecek iyi konumlara gelmeleri…
Özellikle Jackson’ın bir set kazası sonucunda saçının yanması ve hastanelik olma durumunda bile babanın doktora ‘Bir daha sahneye çıkabilecek mi?’ sorusunu sorması Joe’nun oğlunu sadece ‘para makinesi’ gibi gördüğünü düşündürtüyor ama konuşmanın sonrası olayın bu kadar basit olmadığını açıklıyor.
Bu arada şunu da hatırlatmakta yarar var : bu film büyük bir yapımın sadece ilk parçası! Başka bir deyişle bu filmde Michael Jackson’nun çocukluğundan başlayıp 1988-1989 yılında çıkardığı ‘Bad’ albümüne kadar olan sürecini izliyoruz. Filmin gişede ilgi çekmemesi nerdeyse imkansız! İkinci bölüm muhtemelen birkaç ay içerisinde önümüze gelecek! Ve asıl belki de o zaman Jackson karakterinin başına gelen ‘pedofili’ davası, bebek yaştaki bir çocuğunu pencereden sallandırarak gazetecileri göstermesi gibi olaylardan oluşan ‘öteki’ boyutuyla tanışacağız.
AMCAYI UTANDIRMAMAK!
Filmin teknik başarısına ise şapka çıkarmamız gerekir. Artık Michael Jackson’la özdeşleşmiş olan dans sekansları, sahne şovları ve konser sahneleri gerçekten baş döndürücü nitelikte. Bu büyük başarıda en önemli pay da tabii ki öz amcasını adeta tekrar ete kemiğe büründüren Jaafar Jackson’nın… Hem amcasının şarkılarını kendisinin seslendirmesi hem de büyük bir prova sürecinden geçmiş olduğu belli olan sahne şovları bize nerdeyse büyük sanatçıyı kaybetmiş olduğumuzu zaman zaman unutturuyor.
Bu arada bizce filmi İMAX teknolojisiyle donatılmış sinema salonlarında izlemekte yarar var. Çünkü bu tür filmleri bir dijital platformda izlemek muhtemelen etkileyicilik katsayısını azaltacaktır.
Sonuç olarak film Michael Jackson hayranları için kaçırılmaz bir fırsat! Biz ise ise kesin bir fikre sahip olmak için ikinci filmi bekleyeceğiz muhtemelen!
Yönetmen : Antoine Fuqua
Senaryo : John Logan
Görüntü Yönetmeni : Dion Beebe
Kurgu : Conrad Buff IV, Tom Cross, John Ottman, Harry Yoon
Oyuncular : Jaafar Jackson, Nia Long, Laura Harrier, Juliano Krue Valdi, Miles Teller, Colman Domingo
ABD / Biyografi-Dram-Müzik / 128 Dk.












