Legends

Uyuşturucu ile Mücadele…

Britanya’nın önde gelen yazarlarından Neil Forsyth’ın yaratıcısı olduğu Netflix’te yayınlanan altı bölümlük dizi  “Legends”, 1990’larda İngiltere’de artan uyuşturucu kaçakçılığına karşı  mücadele etmek için  sıradan gümrük memurlarının profesyonel narkotik polisleri gibi kaçakçıların aralarına sızmaları ve iz sürmelerini  anlatıyor.  Dizi gerçek olaylardan esinlenerek bugüne kadar isimleri gizli kalmış  o kahramanlara biraz da vefa borcu ödemek için çekilmiş. Dizi adı “Legends” ise tek kelimeyle üç anlamı birden içinde barındırıyor: Efsane, gizli ajan, psikolojik parçalanma. Senaryo  bu üç anlamıyla konuyu ele aldığı için isabetli bir isim seçimi olmuş…

OrtaKoltuk Puanı:

 

Gelişmiş gelişmemiş bütün dünya devletlerinin başındaki kara belalardan biri olan uyuşturucu tüketimi başa çıkılması en zor mücadelelerden. Devletlerin etkili bir mücadele vermemesinin yanında  kullanıcılarda  bağımlılık yarattığı için bireysel mücadelenin imkansız hale geldiği bir çıkmaz sokak. Kara  kapitalizmde (bu ismi mafya yapıları için kullandım) insani değerler para etmediği ve tek amaç  para, hırs, güç olduğu için gençlerin hayatların heba olması, ocakların sönmesi  onlar için hiçbir anlam ifade etmemektedir. Devletin içindeki yapılar da çoğu zaman bu uyuşturucu trafiğinin içinde olduğu için ortaya ölüm de dahil çok trajik sonuçlar çıkıyor…

Dizi de böyle bir trajik hikaye ile başlıyor. Mekan  Liverpool, zaman 1990’lar. Liverpool sosyal konutların bulunduğu mahalleden konutlardan çıkan liseli genç Mikey futbola gidiyorum diye topunu alarak çıkıyor. Arkadaşlarıyla salaş bir barda buluşuyor. Sonra dört arkadaş bu salaş yerin bir köşesinde damarlarına eroin enjekte ediyorlar. Mikey hayatını kaybediyor…

Başka bir tarafta zengin bir atmosfere konuk oluyoruz. Tıp fakültesi ve Felsefe bölümünde okuyan Oxfordlu gençler üniversite koridorlarında bira içerken içlerinden biri arkadaşlarını eve davet ediyor. “Size sürprizim var” diyor, şömineli lüks evinde onlara  kokain ikram ediyor; Oscar Wilde’in afyon hakkında söylediği sözleri mırıldanıyor : “Afyon hayatın doluluğunu kucaklamanın en hızlı yoludur” o bunları söylerken arkadaşı Arabelle çoktan öteki yolculuğa çıkmıştır bile. (Bu sahnede Oscar Wilde’in başka bir sözü geliyor aklıma : “O anda giden bir bataklığın içindeyiz hepimiz ama yıldızlara bakıyor bazılarımız.”) İki genç en güzel çağlarda hayattan koparılıyor. Bir yoksul, diğeri zengin. Yosul olan erkek, zengin olan kadın. Yani uyuşturucu bataklığı zengin-yoksul sınıf ayrımı ve kadın-erkek cinsiyet ayrımı yapmadan herkesi bataklığına çeker. O anda ölmeyip  yıldızlara bakanlar ise birkaç saat sonra ruhlarının çöplüğünde kendilerini bulacaklarından habersizdirler…

İkisinin de haberleri gazetelere çıkıyor. Arabella kabine bakanın kızı, Mikey ise Liverpool sosyal konutlarında oturan sıradan yoksul bir çocuktur. (çocuğun babası da sürpriz biridir) Aslında bu iki insan İngiltere’nin tamamını sembolize etmektedir. Yöneticileri bu durumdan artık endişelenmeye başlamıştır. Dönemin başbakanı Margaret  Thatcher diğer lakabı ile Demir Leydidir. (O dönemleri iyi bildiğimiz için birkaç şey söylemek isterim.  Oldukça popüler başbakandı, her gün mutlaka haberlere çıkardı. Ama gücü bir gün son buldu iktidarı kaybetti ve sonraki yıllarda alzheimer hastalığına yakalandı.  2013 yılında  felç geçirerek hayatını kaybetti. 2012 yılında  biyografisini film de  yaptılar. Ayrıca The Crown dizisinde Thatcher’i canlandıran Gillian Anderson da çok başarılı performans sergileyerek bu rolüyle Emmy ödülünü almıştı.) İngiltere ekonomisi resesyona doğru giderken Thatcher’in bir kahramanlık hikayesine ihtiyacı vardır. Dolayısıyla bu hikayeyi sahiplenip  halkın gözünde sempati kazanacaklarını umarlar. (Bence kabine bakanın kızının kurbanlar arasında olması nedeniyle bu  mücadeleye  girmelerindeki etkisi daha büyük)…

İçişleri bakanlığı harekete geçer ve gümrük müdürlüğüne sorumluluk verir. Gizli görev yapmış Customs (Steve Coogan) yönetiminde gümrük memurlarından gönüllü olarak gizli göreve katılmak isteyenlerden farklı karakterlerden dört kişi seçilir. İçlerinde en gizemli ve değişik karakterli olan Guy (Tom Burke) sıradan bir gümrük kontrol memurudur. Bu beş kişilik ekibin görevi ülkeye giren uyuşturucunun kaynağını bulmak ve girişi engellemek. Customs  gizli görevdeyken kullanılmak üzere onlara vereceği suretlerden söz eder. O suretler gizli görevdeyken edindikleri kimliklerdir. Bu, çok ilginç, çünkü bu kişiler büründükleri karakterin içinde kendi özlerinde bastırdıkları duyguları ortaya çıkarabiliyor. Bir bakıma ikinci kişilikte aslında kendi kişiliklerini de sergiliyorlar. Özellikle Guy karakterinde bu çok belirgin biçimde verilmiş. Onun açısından bakınca “suret”, yalnızca suç dünyasına sızmak için kullandığı takma ad değil; bastırdığı karanlık tarafının dışarı çıkması gibi işleniyor. Gerçek Guy sessiz, aile odaklı, içine kapanık biri. Ama undercover kimliği daha saldırgan, kibirli, korkusuz ve hatta şiddete yatkın biri… Yani Guy’un sembolize ettiği suret “Gücün ve suçun içinde özgürleşen karanlık benlik” gibi duruyor. Suret, dizide aslında üç şeyi sembolize ediyor : Devletin insanı araç haline getirmesini, kimlik parçalanmasını ve insanın içinde saklı duran başka bir benliği. Bu bakımdan dizi yalnızca uyuşturucu çetesiyle mücadeleyi anlatmıyor, mücadele eden kişilerin ajan  karakterlerindeki bölünmeler, çatlamalar çok başarılı şekilde veriliyor….

Gelelim uyuşturucu çetelerine. Bilin bakalım o çetelerin birinin  başında kim var? Hakan Ulukaya! Yani bir Türk vatandaşı… Eminim izleyenlerin içini sızlatacaktır. İngiltere’de yuvalanmış  bir uyuşturucu çetenin başında Türk olması ve Atatürk’ün tertemiz emellerle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle anılması benim gibi birçok insanın içini acıtacaktır. Son yıllardaki uyuşturucu trafiğinin Türkiye’den işlediğine dair ne çok haber duyduk; demek taa o zamanlardan bu trafik işlemeye başlamış. Ülkemizin  onurunu zedeleyen bu duruma mı yoksa ülkemizde sırf uyuşturucu yüzünden heder olan on binlerce gence mi yanalım; hangisine yanalım bu yangın  yerinde!…

Mafyayı öne çıkarıcı değil ona karşı bir mücadele verilmesi olumlu. (Umarım bundan sonraki film ve diziler bu amacı esas alır.) Gerçi isimsiz gümrük memurlarının bu zaferi kazanması Demir Leydi’ye zafer sağlamadı ama 2 ton eroinin ülkeye girmesini engelleyerek birçok genci hayata kazandırdılar, bundan büyük zafer mi var. Dört kişilik ekibin her birinin sıradan  görünüp  böyle bir görevle içlerindeki esas karakterin çıkması da dizinin bir başka güzel yönü. Bu karakterlerden ikisi; Guy ve verileri toplayıp ekibe  bilgi sağlayan çalışkan ve heyecanlı kadın gümrük memuru öne çıkarken diğer ikisi de sakin kalıp daha soğukkanlı bir yöntem izliyorlar. Bu arada veriler bizim açımızdan tüyler ürperiyor. Örneğin; Avrupa Afyon kaçakçılığının dörtte üçü Türkiye üzerinden yapılıyormuş… Dizinin finaldeki duygusal ağırlığı artırıyor. Özellikle undercover hayatının “Görev bitince bile bitmemesi” fikri çok sarsıcı verilmiş…

İzleyin; etkileyici, ders verici, gönül kırıcı…

Yönetmen : Brady Hood, Julian Holmes

Senaryo : Neil Forsyth

Görüntü Yönetmeni : Dan Atherton, Jan Jonaeus

Kurgu : Napoleon Stratogiannakis, Lindsey Woodward

Müzik : Sion Trefor

Oyuncular : Steve Coogan, Tom Burge, Hayley Squires, Tom Hughes, Charlotte Ritchie, Tuncay Güneş, Murat Erkek, Mario Assi, Paris Benjamin, Tom Christian, Johnny Harris

İngiltere / Suç-Dram / 6 Bölüm 55 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz