Dalga / La Ola
Dalga mı çekmiş, dalga mı geçmiş?
Sırf feminist bakış açısı diye baş tacı edemeyeceğim…
Şili’li yönetmen Lelio’dan kadınlara tecavüz ve tacizin cezasız kalmasına karşı çıkan bir müzikal denemesi.
La Ola, Şilili feminist yönetmen Sebastian Lelio’nun kadınların protestosunu müzikal olarak dile getirdiği, Türkçe adıyla Dalga, protest bir film. Şili’de bir dönem üniversitelerden başlayan ve taciz ve istismara karşı çıkan protesto hareketlerini konu alan film, 2025 yapımı ve dünya prömiyerini Cannes Film Festivali seçkilerinde yaptı. Festivali izleyen ortakoltuk.com yazarı Viktor Apalaçi’nin de yorumuyla ilk kez Türk sinemaseverlere tanıtıldı.
Viktor Apalaçi’nin aylar önce tanıttığı film üzerine tekrar yazma nedenim, bir kadın olarak da görüş bildirmek istemem, üstelik de feminizmin artı bir değer değil de, komünizm gibi bir öcü olarak görüldüğü dönemlerde feminist olmakla suçlanmış (!) bir yazar olarak…
Açıkçası, beklenti çıtamın yüksekliğinden mi kaynaklandı, yoksa filmin uzunluğundan mı, ya da tecavüz ile taciz arasında kaldığımdan mı, ayakta alkışlamaya değer bulamadım. Hani kimi yazarların, yazmanın şehvetine kapılıp tuğla ağırlığında kitaplar yazması gibi, burada da Sebastian Lelio, kameranın şehvetinden alamamış kendini ve uzattıkça uzatmış! Üstelik de uzattıkça tekrara düşmüş, uzattıkça sadece kendi kafası karışmamış, seyircinin de kafasını karıştırıyor.
Müzikal drama?
Müzikal yapmak, müzikal izlemek keyifli bir şey. Jacques Demy’nin Cherbourg Şemsiyeleri’ni izlerken oyuncuların en basit cümleleri bile şarkı söyleyerek dile getirmelerine o yıllarda önce şaşırmış, sonra gülmüş, sonra da eğlenerek izlemiştik. Bu filmde şarkılar biraz daha dramatik: Dalga, dalga kabarıyor isyan! Kadınlar tacize ve tecavüze karşı çıkıyor. Üstelik de olay Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde “Bu Üniversite Tecavüzcü mezun ediyor” pankartıyla başlıyor ve sürüyor. Şan, tiyatro, müzik, resim öğrencileri kızlar tek tek ayaklanıyor ve kadınlara tecavüze karşı ses yükseltiyor.
Gerçek hangisi?
Buraya kadar alkış. Çok iyi, çok güzel. Ama nasıl oluyor da bütün o şikayetçi kızlar susuyor da olay bir tek başrol oyuncusunun canlandırdığı kısa saçlı Julia’nın üzerine kalıyor! O ne büyük bir acı çekiyor? Şan öğrencisi olan Julia, diskoda dans ederken sınıf asistanına Max’a rastlıyor. Kafalar bir dünya! Birlikte dans ediyorlar, birlikte çıkıyorlar, öpüşüp koklaşıyorlar, delikanlı bana gidelim mi diyor, gidiyorlar. Sonrasını bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz. Şimdi bu birdenbire tecavüz mü oluyor? Zatın Julia da bunu iddia etmiyor, hatta nelerden sonra polise ifade verirken, zorlama olmadığını, hatta öncesinde kendi isteğiyle erkeğe oral seks yaptığını da itiraf ediyor. Ama sonra uykusu gelmiş, oradaki yatağa uzanıp uyuyuvermiş ve sabah bir de bakmış ki, hay Allah, olan oluvermiş! “Ben ona güvenip orada uyumuşum, o beni taciz etmiş!” diyen Julia bir anda üniversitenin baş kahramanı oluyor.
Bu kısmı fazla idealist ve romantik bulduğumu, erkek milletine de o kadar güvenilmeyeceğini bilen bir ülkenin kadını olarak, yazmalıyım. Biz burada ne ensestler, ne kapı kıran komşular, neler biliyoruz. Amcalar 3 yaşındaki yeğenlerini hallediyor da bir de aç bırakıp öldürüyor!
Neyse, İspanyollar çok daha medeni demek, uyuyan kıza kaydı diye kıyamet kopuyor ve verilen cezalar sonunda asistan Max’ın üniversiteden uzaklaştırılmasına karar veriliyor ama bu kez de erkek anaları babaları haksız ceza diye kıyameti koparıyor. Bizim burada bunun adı “Kız kuyruk sallamış ”tır.
Julia masum mu?
Filmin bana en itici gelen kısmı belki de Julia’nın sürekli çiklet çiğneyip balon şişirip patlatması, balonu patlayan çikletini ağzından çıkarıp masanın altına yapıştırmasıydı ki Julia orada acaba bir tür Lolita olarak mı sunuluyor izleyiciye, diye düşünmeden edemedim
Filmin içinde öyle sahneler var ki, müzikalde bile olsa sonuç olarak Alis Harikalar Diyarında’yı izlemiyoruz, ciddi bir taciz, tecavüz, kadın hakları meselesi var ortada değil mi, kızın yaslandığı duvar deliniyor ve orayı tırnaklarıyla kazıyan Julia, asistanın yatak odasını ve üzerinde uykuya dalıverdiği yatağı buluyor. O yatak sembol, o duvar sembol, o tarihi bina sembol, derslerde kızın çıkarmaya çalıştığı çığlık sesi sembol, danslar, makyajlar sembol! Sınava girdi nihayet çığlık atabiliyor, o da sembol.
En ciddi sahne, sahnenin gerisine çekilip çektikleri sahneydi, şaryo, yönetmen, ışıklar, kameraman! Onlara adamın birine kalabalık grup bir şey söylüyor ama “Ben yönetmenim, sadece filmi çekiyorum!” diyor adam. Bence yönetmen de filmi nasıl bitireceğine karar verememiş, derdimi tam anlatamadım diye düşünüp uzattıkça uzatmış, dans sahneleri de güzel, kalabalık kadro, oradan çekmiş, buradan çekmiş, şarkılar, derken 128 dakika ne seyrettim ben diyorum! Derdini mi anlattı, müzikal mi yaptı, ne yaptı arkadaş, kafam karıştı. Gerisine izleyin, siz karar verin.
Yönetmen : Sebastian Lelio
Senaryo : S.Lelio, Paloma Sales, Manuela İnfante, Josefina Fernandez
Görüntü Yönetmeni : Benjamin Echazarreta
Kurgu : Soledad Sarfate
Müzik : Matthew Herbert
Oynayanlar : Daniela Lopez, Lola Bravo, Avril Aurora, Paulina Cortez
İspanya / Dram-Müzikal / 128 Dk.








