Cennetin Doğusu / East Of Eden

BU BİR KABİL-HABİL HİKAYESİ

John Steinbeck’in ölümsüz eseri Cennetin Doğusu romanından uyarlanan aynı adlı dizinin temel fikri “İnsan doğasının üstesinden gelebilir mi?” sorusu! Tevrat’taki Kabil- Habil klasik  hikayesinden yola çıkıp  “Alice Harikalar Ülkesinde” hikayesi üzerinde  modern bir köprü kuran yazar  özgürlüğün  insan seçimiyle olacağını öne sürerek bir bakıma egzistansiyalizm ile natüralizm arasında da  aynı köprüyü kurar. Buradan da çok önemli bir kavramı öne çıkartır “timshel”, İbranice kökenli bu sözcük seçebilirsin, yapabilirsin anlamına geliyor. Yani kötülük karşısında kendi seçimini yapıp kötülüğünden kurtularak özgür iradeni ortaya koyabilirsin… Üç kuşak ailenin genetik  hikayesinde devam kötüler  ve iyilerin hayat yolculuğuna kesinlikle tanık olmak gerekiyor.  Çünkü bu bizim hikayemiz…

OrtaKoltuk Puanı:

 

John Steinbeck ile erken yaşta ilk tanışıklığım “Bitmeyen Kavga”yla oldu. Hayata sol pencereden baktığımız için başucu kitabımızdı bile diyebilirim. Sonra “Gazap Üzümleri” geldi. Nasıl etkilendiğimi bugün bile hatırlıyorum. “Fareler ve İnsanlar” ise uzun süre psikolojimi meşgul etti. Ve “Cennetin Doğusu” hikayeyi diziyi izleyince hatırlayabildim. Saydığım bütün bu eserlerin birer başyapıt olduğunu biliyordum ama  bugün çok daha iyi anladım…

Edebiyat severler gibi ben de uzun süredir bu diziyi bekliyordum. Beklerken de 1955 yılında Elia Kazan tarafından çekilen, başrolünü Amerika’nın asi genci! James Dean’e oynattığı  filmi izledim. Yönetmen  üç kuşağı değil bir kuşağı anlatıyordu, hikayesini   özellikle Kabil ile Habil hikayesinden yola çıkarak kötü kardeş Cal Trask üzerine kurmuştu. James Dean’ın hal ve tavırları, bıçkınlığı, asiliği Cal karakterine o kadar güzel oturmuştu ki dizideki oyuncu Joseph Zada karakter üzerinde eğreti durdu. Film romanın yarısından başlasa da etkisi eksiklik hissettirmedi. Dizi ise üç kuşağı ele alsa da merkeze ikizler Cal ve Aron’un annesi Cath’iyi koyuyor. Cath’i kötü, acımasız, manipülatif bir karakterdir… İlginç olan şu ki dizinin yaratıcısı ve  senaristi Zoe Kazan, Elia Kazan’ın torunudur. Dede ve torunun bakış açıları farklı,  bir yandan da birbirinin devamı gibi. Zoe Kazan, kadın gözüyle Cath’i merkeze aldı sanırım. Dedenin bakış açısı romana daha yakın duruyor…

BİR İNSANI GEÇMİŞİ Mİ BELİRLER YOKSA YAPTIĞI SEÇİMLER Mİ?

Diziyi yorumlamadan önce ben kendi hayat tecrübemden yola çıkarak şöyle bir tespit yapayım “İyi ne kadar kötü olmaya çabalarsa çabalasın kötü olamıyor, kötü de ne kadar iyi olmaya  çabalarsa çabalasın iyi olamıyor.” Oysa “çaba” dizideki anahtar sözcüklerden biri. Steinbeck  bir yandan kalıtımsal özelliklerin aktarıldığını inkar etmezken bir yandan da eğer çabalarsak bu kötü kalıtsal özelliklerden kurtulabiliriz cevabını veriyor. Bu konuda Steinbeck’e katılmıyorum. Çaba ile olsa olsa karakterini gizleyebilir insan yoksa o kötü ruhundan hiçbir zaman kurtulamaz. Dünyayı ve dahi özellikle ülkemizi sarmış kötülüğü görünce kendi söylemimin doğru olduğuna daha fazla inanıyorum. 

Dizi şu sözlerle başlıyor : “İnsan ebeveynlerin evladı olarak dünyaya gelen canavarlar vardır. Canavar normal kabul edilenden az ya da çok derecede sapmış olanın adıdır; ancak insanın kötülüğü ilk bakışta aşikar olmayabilir, gizlenmiş olabilir; güzellik, güç, iyilik ya da sevgi kılığında.”

Bir yanda  yaralanmış, kan revan içinde yerde sürünerek canını kurtarmaya çalışan kadın, -ki yasak meyveyi yiyen cennetten kovulmuş kadını temsil ediyor- bir yandan kadının baygın yığılıp kaldığı kapının sahipleri biri iyiliği diğeri kötülüğü temsil eden iki kardeş Adam ve Charles Trask adlı iki kardeş; Kabil ve Habil’i temsil ediyor. Kardeşini öldüren kıskanç ve hain Kabil Charles’tır. İyi,saf  kardeş de Adam. Charles bu hikayede kardeşini öldürmese de başka kötülüklerden geri durmamış savaş yıllarında kolu, bacağı kopmuş gazi sandığından  paraları çalmıştır… Yaralı kadının eve gelmesiyle her şey değişecektir, hayat bambaşka yere sürüklenecektir. Kötü kötüyü tanıyor ki Charles (Mike Faist) kadına güvenmez, biraz iyileştikten sonra onu evden göndermek ister, Adam (Christopher Abbott) ise kadına çoktan aşık olmuştur bile. Kadın Cathy Ames (Florence Pugh), canavar yüzünü gizleyerek masum ve iyi görünür.

Güzelliği kötülüğünün üstünü örtmüştür. Charles’in uyarmalarına rağmen Adam Cath ile evlenir uzaklara gider. Babasından kalan miras parasıyla bir çiftlik kurar kendine. Mutlu bir hayat sürdürdüğünü ve karısını da mutlu ettiğini sanır ama  o ıssız yerde Cathy’nin ruhunun sığmayacağını düşünemez bile. Öyle böyle bir yıl geçer aradan, ikiz oğulları olur. Anne bebeklerin yüzüne bile bakmaz, onlara yanlarında çalışan Lee (Hoon Lee) adında Çinli çalışanları bakar ve birkaç ay sonra da zaten Cathy evden olaylı bir şekilde ayrılır. İkiz kardeşler Aron (Joe Anders) ve Cal (Joseph Zada) bir bakıma babalarının ve amcalarının kaderini paylaşır. Cal burada Kabil, Aron ise Habil rolündedir. 

Lee yan karakter gibi dursa da ikizleri yetiştirdiği için bütün hikayenin felsefi ve uzakdoğu öğretisini eğitiminde kullanır. Timsel yorumu da ondan çıkar. “İnsan kaderinin mahkûmu değildir. Seçebilir” düşüncesiyle Cal’ı ehlileştirmeye çalışır…

Dizi aynı zamanda Amerikalıların Çinlilere nasıl yukarıdan baktıklarının da altını çiziyor. Amerika’da Çinliler üremesin diye yüzyılın başında sadece erkek göçmenleri kabul eden ülke onları  siyahiler gibi sömürür, köle olarak kullanır hem de aşağılar. İnsan nasıl da öfkeleniyor, Kızılderililerin ülkelerine gel öldür, yağmala sonra da kendi topraklarınmış gibi başkalarına yukarıdan bak, sömür hem de böcek gibi tiksinti duy. Şimdi nasıl kötülük bitecek, Amerika değişti mi, kötülüğü bitti mi? Hayır, son hızla devam ediyor. Biçimi değişti sadece..

Dizi aynı zamanda kötünün içinde iyi, iyinin içinde de kötü vardır düşüncesini pekiştiririr, Cathy canavar ruhlu olmasına rağmen genelevde çalışan kızlarına karşı daha insancıl davranır, Cal da yaptığı kötülüklerin vicdanına büyük baskı yaptığını  hissederek iyi olmak için büyük çaba sarf eder. Babasının gözüne girmek için her şeyi yapar ama baba her zaman aklı başında, okuyan oğlu Aron’u görür sadece. Aron da iyidir ama koşullar değiştiğinde içindeki zayıflık, korku, hor görme hemen gün yüzüne çıkar… 

Tevrat’taki Adem ile Havva ve Kabil ile Habil hikayesi ilerde artık modern insanın hikayesi Alice Harikalar Diyarına uzanacaktır. Cathy’nin kötülüğünün kaynağı aranırken bu hikaye ile  karşımıza çıkıyor. Dizinin fragmanında yer alan Alice’ten alıntılar Cathy’nin ağzından dökülür :” Alice küçük bir kızı anlatır, kız bir dünyaya girer ve dünya tersinedir. Hayvanların konuştuğu bir dünyadır. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Ve kız üzerinde “Beni iç” diye yazan bir şişe bulur. Ve o iksir kızı küçültür ve minicik yapar” Cathy küçüklüğünde korkunca kendini Alice gibi küçültüp yok etmek istermiş… 

Dizinin merkezinde Caty, romanın merkezinde Cal vardır aslında ve temel sorunu annesine benzediği için bu kadar kötü olduğunu, kardeşi Aron’un ise babasına benzediğini düşünmektedir. İkizi babası gibi iyi biridir. Şu soruyu sorar kendine “Annem kötüyse ben de kötü müyüm?” Lalası Lee’nin cevabı “Hayır, insan kaderinin mahkumu değildir, seçebilirsin. ataların yüzünden kendini mazur görmek kolay ama her ne yaparsan yap yapan kişi sen olacaksın ” diyerek ona Timshel öğretisini sunar. “insan kötülük karşısında seçim yapma özgürlüğüne sahiptir, bilgiyle beraber tercih doğar” İşte romanın, filmin, dizinin ortak noktası ve eserin belkemiği bu düşüncedir…

Cathy’i  canlandıran Florence Pugh rolünün hakkını vermiş, Cal ve Aron’u canlandıran oyuncular  için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Daha doğrusu yüzler karakterlere oturmamış tam. Cal’ın kötü karakterine oldukça masum bir yüz , zeki olan Aron’a ise hafif gerizekalı duran  bir yüz seçilmiş…Lee bu dizide en takdir edilesi karakter ve oyuncu…

Atmosfer hikayeyi destekler biçimde, keder arttıkça gri ve karanlık tonlar seçilirken; umut, neşe, iyilik devreye girdiğinde renkler açılıyor, ışık çoğalıyor. İkizlerin sığındıkları ağacın dal-budak ve kökleri ise çok görkemliydi ve en güzel metaforlardan biriydi. Birkaç kuşağı anlatan Yüzyıllık Yalnızlık’taki o köklü ağaçtan esinlenmiş olabilirler…

Sonuç olarak toparlarsak Cathy, seçimden vazgeçmiş insanı; Cal, seçim yapma korkusunu yaşayan insanı; Lee, seçimin mümkün olduğunu hatırlatan aklı; timshel ise seçme özgürlüğünü temsil eder. Steinbeck’in insan anlayışı böylece oldukça modern bir noktaya ulaşır : İnsan geçmişinin ürünü olabilir, ama yalnızca geçmişinden ibaret değildir. Kendisinden önce gelenlerin hikâyesini miras alır; fakat o hikâyenin nasıl devam edeceğine ilişkin son sözü yine kendisi söyleyebilir…

Yönetmen : Garth Davis, Laure de Clermont-Tonnerre

Senaryo : Zoe Kazan, John Steinbeck, Alexander Chee

Görüntü Yönetmeni : Stuart Dryburgh, Sam Chiplin

Kurgu : Jane Rizzo, Julia Bloch, Meg Reticker

Müzik : Laura Karpman

Oyuncular : Florence Pugh, Christopher Abbott, Mike Faist, Hoon Lee, Ciarán Hinds, Martha Plimpton

ABD / Dram / 7 Bölüm 60 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz