Kirazın Tadı Yok

Serdar Akar, “Eşkiya” ile 90’larda yeniden ivme kazanan Türk sineması için ne de çok ümitvar olmamıza sebep olmuştu oysa. Üstelik 2000’lerde “Barda” filmi de gelişen yeni sinema diline katkı bağlamında hiç de fena bir yerde değildi, sinemamızın o eksik gerilim yüklü, kapalı alan gerilimini iyi de yansıtmıştı. Bu yeni genç dile hakimiyeti “Yeni Sinemacılar” temsilcisi olarak adlandırılmasına da yol açmıştı. Ancak bu başarı sanırım devam edemedi, en azından bu yargıya son iki filmi ile değerlendirme yaparsak, elimizde veri sunacak yeteri malzeme var. Bunda Serdar Akar‘ın dizi sektörüne girmesi ile sinema estetiğinin, dizi mantığı ile örtüşür duruma gelmesinin de payı var kuşkusuz.

Quo Vadis- Nereye Doğru?

Serdar Akar‘ın “Acı Kiraz” filmi öncesindeki, 2017 yapımı “Cingöz Recai“, asla bir polisiye film klasmanında görülmeyecek, oldukça tartışmalı bir yapım olarak hep akıllarda kalacak. Son filmi olan ve bu hafta sinemalarda gösterime sokulan Acı Kiraz için de ne yazık ki aynı kanaate varıyoruz. Tıpkı Innaritu‘nun “Babil” filmindeki gibi, aslında birbiri ile kopuk, ama aynı zamanda bağlı bir çok kişi ve olaylar sonrasında bir imgelem üzerinden, acı bir kiraz meyvası/ağacı ile bütünleşilerek sunulmak isteniyor izleyicinin önüne.

Senaryosunu Oliver Romevski‘nin yazdığı filmde ana karakterlerden birini canlandıran Erdal Beşikçioğlu‘nun hayat verdiği kişinin oğlu lösemi hastasıdır, acil paraya gereksinimi vardır. Nakliye işi ile uğraşır, meyvaların bir an önce Viyanada’ki şirkete teslimi gerekir, oğlunun tedavi masrafı için avans alınmıştır zira. Sahtekar bir kişiyi canlandıran Luran Ahmeti, sürekli başı belada olan, kumar müptelası birisidir, nakliye işi için gereken paralar kumara gitmekte ve işler rayından çıkmaktadır. Onun eşi olan doktor rolündeki Belçim Bilgin ise, eşinden sürekli ihanet gören, şiddete maruz kalan bir roldedir.

Film bir bakıma ünlüler geçidi gibidir. Bülent Şakrak rolü gereği yasadışı göçmen işine bulaşmıştır. Yaşlı babası rolündeki, kiraz ağaçlarının sahibi Halil Ergün ise oğluna bu nedenle tepkilidir. Mahallelinin gözünde aile dışlanmaktadır, bunu duvar yazılardan görürüz. Film de bence en iyi şekilde rolünün hakkını veren Ertan Saban ise, aslında tüm bu kişilerle irtibatı olan, sonu hiçte iyi bir akıbete uğramayan hep şiddet meyillisi, küfürbaz mafyöz bir karakterdir.

Film bir şekilde bu farklı karakterler etrafında bir sonuca varmak istiyor. Ancak hiçbir karakter derinlikli, bize tesir edecek halleriyle çıkmıyor karşımıza. Senaryo böyle de, oyuncuların bu derece bilinir ve yetenekli olması, filmin başarısının garantisi olmakta mıdır? Buna da kesinlikle hayır! Diyebiliriz ki, Cingöz Recai’den çok daha geriye giden, tek kelime ile başarısız bir sinema filmi ile karşılışıyoruz. Teknik ve tema itibariyle film, beklenenin çok altında maalesef.

Bir kere konu etrafında değerlendirme yaparsak, filmin tam olarak derdini anlatmada yetersiz kaldığı ortada. Kiraz ağacının kutsal bir nitelikle ele alınması, Erdal Beşikçioğlu‘ndan Belçim Bilgin‘e kadar karakterlerin altının doldurulmaması, izleyicide ileri aşamalarda beklenti düşüklüğü de yaratıyor. Göçmen sorunundan, organ nakline, dini bütün karakter (Halil Ergün) ile kumar, içki dilemmasının çok kaba ele alınmasından, Makedon toplumunun, kentinin çok dilli, dinli, kültürlü yönlerinin filmin ana arterine nüfuz edememesine kadar bir yığın sorun karşınıza çıkıyor. Sartre’ın “Mezarsız Ölüleri”nden, Nikolay Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri”ne kadar, edebi niteliği itibariyle başarılı sahne performanslarını sergileyen Beşikçioğlu’nun bu tür yapımlarda yer alması aslında üzücü.

Filmde geriye dönüşler o kadar kötü ve hele nakliye şoförünün Makedon kızla evliliğe kadar giden ilişkisi o kadar yapay ki, bunu anlatmam, kelimelere dökmem kifayetsiz. Son sekanslardaki balkan müzikli mutluluk tablosu artık komik bir unsur olarak yer ediniyor bir de. Dizi sektörünün Serdar Akar sinemasını kötü etkilediğini başta belirttik. Bunun olumsuz yansımalarını Cingöz Recai‘de drone çekimlerine sıklıkla başvurulmasında görmüştük. Bu filmde de yine bu çekimlerin yerli yersiz sıklıkla kullanıldığını, bunun da dizi estetiği alışkanlığı olduğunu görmek gerek. Ayrıca yabancı karakterlerin Türkçe konuşmaları da çok demode sinemanın geldiği yer itibariyle.

Filmi izleyecekler için son bir uyarıda da bulunmak gerekirse, filmin oldukça rahatsız edici, sıklıkla kullanılan küfür dilini de göze alın derim. Sinemadan çıktıktan sonra bende tek kalan, iyi bir yönetmen olan, hele favori filmlerimden Gemide‘nin yönetmeni Serdar Akar‘dan, oyuncular Erdal Beşikçioğlu, Belçim Bilgin, Halil Ergün‘e kadar nitelikli oyuncuların izleyenlerin karşısına daha nitelikli eserlerle çıkması gerektiği şeklinde oluyor. Sevgili Nusret Şen‘in “ortakoltuk” sitesinde kaleme aldığı “Parazit mi? Eltilerin Savaşı mı?” yazısında da değindiği gibi, Türk sinemasında son dönemde belirli bir kalite sorununun oluştuğunu, bunun ise sinema için tehlike çanlarının çaldığına tekabül ettiğini görmek gerek.

Orhan Veli’nin şiirini buraya uyarlayarak belirtirsek, yazsak sesimizi duyar mısınız acaba ey sinema ehli! Zira sinemamız niteliksiz komedi, dram yapıtlarıyla 70’lerin son yılları ile 90’ların ilk yarısındakine benzer bir sinema buhranı ile karşı karşıya kalabilir, buna dair son dönemde çok emare var. Bu filmi de bu halkalardan biri olarak görüp görmemek siz izleyicinin takdirinde şüphesiz…

Yönetmen : Serdar Akar

Senaryo : Oliver Romevski

Görüntü Yönetmeni : Dejan Dimeski

Müzik : Mazlum Çimen, Saki Çimen

Oyuncular :  Erdal Beşikçioğlu, Belçim Bilgin, Halil Ergün, Ertan Saban, Bülent Şakrak, Luran Ahmeti

Türkiye / Dram / 95 Dk.

Film notum:

1 YORUM

  1. Sinema biz Türk’lerin harcı değil. Kaç sene geçti bir tane uluslararası düzgün filmimiz yok. Cannes, Altın Ayı filan ödüllü hikaye film yapamıyoruz. Yok olmuyor bir türlü.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here