Doğum ve ölüm…

Bu hafta, kimi sınırlı sinema salonlarında kendisine yer bulan 2019 tarihli Ruken Tekeş’in yönettiği dokümanter yapım “Aether”, kimi yönleri ile yine gösterimde bulunan “Bozkır” filmi ile ortak özellikler taşıyor. Bir defa ikisi de ödüllü. Geçen yazımda Bozkır filminin 56. Antalya Film Festivali’ndeki ödül serencamından kısmen bahsetmiştim. Bu yapım da aynı festivalde, Ulusal Belgesel Film kategorisinde Jüri Özel Ödülü’nün sahibi oldu. Ancak her iki yapımın asıl ortak noktası, aslında aynı sorunu ele almaları. Baraj yapımı, sular altında kalmanın geçmiş ve geleceğe dair etkileri, doğum, ölüm ve yeniden doğumun kısır döngülü halleri… Aether, kuşkusuz Bozkır’a göre, tür olarak belgesel olmasından kaynaklı olarak daha ezoterik ve içe dönük bir bakış sergiliyor. Diyaloglar hiç yok, herkes sessiz. Ve ana kahramanlar da tüm canlılar: Balıklar, yılanlar, kuşlar ve lâl insanlar…

Filmin ismini merak edenler için hemen söyleyelim. Aether, mitolojik bir tanrı. Yunan mitolojisinin ilk tanrılarından olan “aether”, uzay ve cennetin tanrısı olarak görülmekte. Film, Batman Hasankeyf’in o güzeller güzeli sanat eseri “Zeynel Bey Türbesi”nin taşınması ile başlıyor. Baraj yapımı nedeni ile kimi tarihi eserler, bulundukları yerden alınarak yeni yerlerine taşınıyor. Taşınma işlemi matemli, zira Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey için yaptırılan türbe, yüzyıllar sonra bulunduğu yerden koparılmanın hüznü içerisinde. Film bu tarih dili ile başlıyor. Ancak daha sonra bir sessizlik başlıyor. Çocuklar, anneler, hayvanlar geleceğe dair bir söylem tutturamıyorlar. İletişime elverecek bir müzik dili de yok üstelik. Sessizlik var, sadece lâl berberin taşınma öncesindeki yaşantılarını olumlayan, işaret dili ile anlaşılan sözleri bir de. Onun dışında yönetmen Tekeş, canlıların doğal hallerini yansıtmaya çalışmış ve belki de biraz animist, biraz da şaman geleneğine yaslanarak doğanın dili ile yeni yerleşke üzerine duygularını aktarmaya çalışmış….

Doğanın diline yaslanmak…

Hemen söylemek gerekir ki, Aether izlenmesi kolay olmayan yapımlardan. Klasik belgesel formatının tam ortasında bulunmuyor. Diyaloglar yok bir defa, görüntüye yansıyan fragmanlar ölçüsünde, izleyici olarak kendinizle yüzleşmeyi amaç ediniyor. Doğru bir yöntem mi, bence tartışılır. Zira, metaforların bu denli yoğun kullanımı, benzer yönde Aydın Orak’ın metaforları ana arter olarak kullandığı, ancak beğenmediğim “Asasız Musa” filmini hatırlattı. Durgun anlatım, aslında verilmesi istenen duygunun bir süre sonra yitimine yol açabiliyor. Çocukların kamera ile başbaşa kalması, kameraya bakan çocukların belki doğal olarak sunulması bakımından faydalı olabilir, ancak kurgusal tasarım olarak belgeselin gerçeği belirli bir estetik sunum ile vermesine engel teşkil ediyor. Üstelik buna kimi kamera çekimlerinin artık sıradanlaştırıldığı bir boyut da ekleniyor. Kameranın koyunlar arasında gezinmesi ya da göçerlere kamera uzatımı, özgün bir teknik içermiyor maalesef.

Film dil ve duygu olarak pesimist bir pozisyona evriliyor, ölen balıklar bunun göstergesi. Ancak tüm bunlara karşın öncesinde birçok kısa film çalışması bulunan Ruken Tekeş’in gözardı edilmemesi gerekli bir yapımı var karşımızda. Seyri zor ve kurguda kimi aksamalar bulunsa da, sinemamızda çokca görülmeyen doğa/insan tahribatını gözler önüne sermek bakımından belirli oranda kaliteyi tutturduğunu belirtmek gerek. Aether, gösterimde bulunan “Tenet” gibi gürültülü filmlerin bulunduğu bir sinema döneminde, tüm sessizliği ve burukluğuyla “Başka Sinema” kapsamında gösterimde…

Yönetmen / Senaryo : Ruken Tekeş

Görüntü Yönetmeni : Ute Freund, Deniz Eyuboğlu Aydın

Türkiye / Belgesel / 82 dK.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here