Amerikan Soygunu  /  American Animals

Belgesel film ve televizyon dizileri yapımcısı Ingiliz RAW-TV’nin 1975 doğumlu yaratıcı editörü Bart Layton, yapım şirketi bünyesinde bir miktar dizi ve film de yönettikten sonra, ilk kez 2012’de Sundance’da gösterilen nefes kesici belgeseli “The Imposter” ile sinemaya geçmişti.

İspanya’da ortaya çıkıp, üç yıl önce ortadan kaybolan oğullarının matemini tutmakta olan Teksaslı bir aileye kaybolan oğulları olduğuna inandırmaya çalışan 16 yaşındaki bir sahtekara odaklanan, bizde “Hayat Avcısı” adıyla gösterilen “The İmposter” Sundance’daki prömiyerinden sonra seyircilerin ve eleştirmenlerin muazzam beğenisini kazanmış, BAFTA dahil çok sayıda ödül de almıştı.

Layton’un bu günlerde “Amerikan Soygunu” adıyla vizyona giren 2018 yapımı ilk kurmaca filmi “American Animals”, bir öncekinin başarısını bile aşan çok ilginç bir çalışma. Layton, Kentucky’de yaşayan ve 2004 yılında, Amerikan tarihinin en sıra dışı soygununa kalkışan dört üniversiteli gencin olayı nasıl yüzlerine gözlerine bulaştırdıklarını kıtalararası bir uçuş sırasında bir dergide okumuş. Eğitim ve yaşam standartları düzeyli, suç dünyasıyla yakından uzaktan alakası olmayan dört delikanlının yasaların kırmızı çizgisini aşma nedenleri kadar, soygunun bir bankaya ya da kuyumcuya değil, Transylvania Üniversitesi Kitaplığının nadir eserler bölümündeki çok değerli kitaplara yönelmiş olması da ilgisini çekmiş.

Bart Layton, topluma borçlarını ödedikten sonra yaşamlarını ABD’nin farklı yerlerinde sürdüren, bu otuzlu yaşlarındaki Warren Lipka, Spencer Reinhard, Chas Allen ve Erik Borsuk’u bulmuş, onlarla, aileleri ve başta hâlen görevini sürdürmekte olan kütüphaneci Betty Jean Gooch olmak üzere olayların etkilediği kişilerle söyleşiler yapmış ve bunlara dayanarak “American Animals” filminin senaryosunu yazmış.

American Animals” kurmaca bir film. 2003’de Lexington, Kentucky’de yaşayan sanat öğrencisi Spencer Reinhard’ın okulunun kütüphanesinde yaptığı bir turda, özel bölümdeki John James Audubon‘un The Birds of America ve Darwin’in Türlerin Kökeni gibi kitapların ilk baskıların milyonlarca dolar değerinde olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. Anlamsız bir yaşam sürdürdüğüne, sanat esinini geliştirmek için çok daha heyecan verici işler yapması gerektiğine inanan Reinhardt, randevu ile girilen, ancak tek bir kütüphaneci kadına emanet edilmiş bölümün kolayca soyulacağını düşünür. Önce soygunu, sporcu bursu ile okuyan isyankâr arkadaşı Warren Lipka ile yapmayı planlar. Ancak bunun iki kişilik bir iş olmadığını fark edilince lojistik için çocukluk arkadaşları Erik Borsuk’u kaçışın şoförü olarak da Chas Allen ekibe katılır.

Soygunu filmlerdeki bir “Oceans” takımı gibi kolaylıkla başaracaklarını sanırlar ama olaylar bekledikleri gibi gelişmez ve bir “Reservoir Dogs” parodisine dönüşür. Allah’tan, durumlarını daha da ağırlaştıracak yaralama ve can kaybı yoktur.

Layton, müthiş etkileyici bir jenerikle girdiği filmine “bu gerçeklerden esinlenen bir öykü değildir, gerçeğin ta kendisidir” diyerek başlıyor. Ünlü sinema oyuncuları yerine, çoğu televizyon dizilerinden gelme, sinema seyircisinin göreceli olarak az tanıdığı oyuncularla çalışarak öyküsünün gerçeklik duygusunu pekiştirmeye çalışıyor. Pek ünlü yüzler yok desek de, ekibinde “Kutsal Geyiğin Ölümü”nün benzersiz Martin’i Barry Keoghan, TV dizisi “The Handmaid’s Tale”den hayran olduğumuz Ann Dowd ve epizodik bir rolde eski bir dost, Udo Kier var. Bart Layton’un görselliği olsun (Görüntü Yönetmeni Ole Bratt Birkeland), oyuncu yönetimi olsun çok iyi ama asıl başarısı, olağanüstü bir kurguyla, gerçek Lipka, Reinhard, Allen, Borsuk ve kütüphaneci B.J.Gooch ile yaparken filme aldığı söyleşileri filmin, kimi tümceye kurmaca karakterin başlayıp gerçek karakterin devam ettiği kurmaca bölümleriyle ustaca harmanlamış olmasında.

Gerçek yaşamdaki karakterlerin bedelini ödemiş oldukları cürümden nasıl etkilendikleri, yakınlarına yaşatmış olduklarından nasıl pişman olduklarını, toy karşıtlarının bilinçsizlikleriyle karşılaştıran bu anlatım, kurmacayı bile gerçeğe çeviriyor.

Filmle ilgili bir söyleşisinde Layton, öykünün tamamını gerçek karakterlerin anlattıklarından oluşturmuş olduğunu, ancak canlandırdıkları kişiliklerin gelecekteki duygularını bilmek doğallıklarını etkileyeceğinden, oyuncularıyla gerçek yaşamdaki kopyalarını hiçbir zaman karşı karşıya getirmediğini belirtmiş.

Bugüne kadar ustalıkla yapılmış çok sayıda kurmaca belgesel izlemişliğim var tabii ki. Ancak, belgeselle dramatik kurmacanın bu kadar ustaca diyaloga giriştiği bir çalışmayla ilk kez karşılaşıyorum. Haftanın en iyi filmi. Sakın kaçırmayın derim.

Yönetmen : Bart Layton

Görüntü Yönetmeni : Ole Bratt Birkeland

Oyuncular : Evan Peters, Blake Jenner, Barry Keoghan, Jared Abrahamson, Udo Kier, Ann Dowd, Gary Basaraba, Lara Grice

ABD/Polisiye-Suç-Dram/117 Dk.

Film notum:

1 YORUM

  1. Kötü bir film. Gerçek kişileri katması dışında bir orijinallık yok. Bir mesajı yok. “sanat filmi” desen değil. Aksiyon desen değil.”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here